1. YAZARLAR

  2. Lütfi AYHAN

  3. 10 Yıllık Hasret Sona Erdi(1)
Lütfi AYHAN

Lütfi AYHAN

Yazarın Tüm Yazıları >

10 Yıllık Hasret Sona Erdi(1)

A+A-
Kendisi hakkında iki şiir bir hikâye yazdığım, öğretmenlik dönemimde okula giderken, emekli olduktan sonra camiye yürürken uzaktan selamlaştığım, seyrettiğim Loras Dağı ile yüz yüze görüşüp tanışmak, hasbıhal etmek, bir nevi onun gönlünü fethetmek 29 Mayıs 2012 Salı günü nasip oldu. (Tevafuka bakar mısınız İstanbul un fethedildiği gün yani 29 Mayıs 1453te Salı gününe denk gelmişti.)

Her şeyin bir zamanı var derler ya bu buluşmada öyle oldu işte. İkindi namazı öncesi komşum Ali Tekşen, arkadaşlar Halit hoca ve Ramazan beylerle, “haydi bu gün Loras’a doğru gidelim” dedik ve yürüdük. Ona yaklaşacağımız, hele hele de ona tırmanıp tanışacağımız hiç planda yoktu. Ama nasip işte!

Komşunun minibüsü ile eteklerine varıp oturduğumuz, zirvesine göz attığımız Loras ilk önce çok uzak ve pek büyük gelmedi gözümüze. Meğer bu bir aldatmacaymış. Tırmandıkça dikleşti, büyüdü, yükseldi adeta. Tabi bu arada bizim nefesler de o nispette daraldı. İki saate yakın Loras’ın taş bağrına, hasretten parçalanmış göğsüne basa basa, adım adım zirveye yaklaştıkça adrenalinimiz yükseldi enerjilerimiz azaldı. Dostlar için bu iş bir dağa tırmanmaktı, ama benim için çok farklıydı. Hani sanal âlemde tanışıp sonra yüz yüze ilk defa görüşen acemi aşıklar olur ya, benim halüpürmelalim o durumu andırıyordu. Arkadaşlar Loras’a doğru dimdik tırmanırken benim yay çizmemin nedeni, buluşmaya hazır olmayışım olduğu halde bunu bilmeyen arkadaşlar “hoca kendini yorma dümdüz tırman!” diye birkaç kez ünlediler bana.
Nihayet işte zirvedeydik. Koca ova deniz gibi serilmişti. Şehir bütün karmaşıklığı ile karşımızdaydı. Güneyde ve batıda düzlükler ve ardından yükselen dağlar, kuzeyde sofu oğlan Takkeli ve onun ayakları dibinde maviler giyip uykuya dalmış nazlı gelin Apa Barajı. Önce bizi bir kuytuya aldı Loras. Beş dakika oturduk, teyemmüm yapıp, ezan okuyup ikindiyi Halit hocanın imamlığında cemaatle kıldık. Kışın karlarla dolu bu koyuk şimdi dağ laleleri, yemyeşil upuzun çayırlarla kaplanmıştı. Her secdeye vardığımızda asırların o derin ve tabiatın o taze kokusu
burnumuzu doldururken, yüzümüzü yumuşak bir meltem gibi yeşil çayırlar okşadı. Namazdan sonra zirvenin hemen altındaki kayalardan adeta Loras’ın; “ aferin çocuklar Allah kabul etsin.

Benim dostlarım işte böyle olur!” dediğini işittik.
Loras’la baş başa

Arkadaşlardan beş dakikalığına ayrılıp Loras’la baş başa kaldığımda gerçek bir duygu fırtınası esti aramızda. Bu esrarengiz anlar sona erince, iş günlük hadiselere gelip dayandı. “Ne var ne yok Konya’da hoca! , Halk nasıl, başkanlar ne yapar, çocuklar iyi mi… ? ” gibi sorular artarda geldi. Ben; ”Konya bildiğiniz gibi değil, çok büyük değişim var. Yıkılanlar, yapılanlar, yollar, köprüler, alt geçitler, üst geçitler, Mavi Tünel, Hızlı Tren, havuzlar, taziye evleri, parklar, Meram Bağ Evi, Sille Konağı… ” diye sayıp dökerken O,”bir dakika! Hep güzel şeylerden bahsediyorsun, halbuki ben farklı şeyler görüyorum. Mesela buraya okulları ile belediyelerle gelen öğrencilerin enine doğru büyümeleri, senin bu yaşına rağmen tırmandığın bu yolları gözlerine kestirememeleri, sürekli ellerindeki bir alete bakıp durmaları, etraflarındaki ağaçları, çiçekleri, çayırları, tepelerindeki mavi gökyüzünü, ona serpiştirilmiş bulutları fark bile etmemeleri beni endişelendirdi doğrusu. Onlardan birine günlük hayatını sordum o bana şöyle özetledi;” Sabahtan evden çıkar servise biner okula giderim. Okulda dersler bitince servisle eve gelirim. Yemek yer kursa giderim. Kurstan eve gelip yemek yer tv seyreder, bilgisayarla oynar cep telefonu ile birkaç mesaj atar birkaç görüşme yapıp yatarım…” Dikkat ettin değil mi?
Çocuğun hayatı hep binalarda ve araçlarda geçiyor. Evler, okullar, kurslar hep suni malzemeden yapılmış binalar. Beton duvarlar, beton sıvalar, kimyasal boyalar, suntadan yapılmış mobilyalar, suni yataklar, yastıklar yorganlar, egzoz gazları ile kirlenmiş hava, gürültü ile dolmuş çevre, atıklarla kirlenmiş sokaklar caddeler, ziftten, petrolden yapılmış yollar, sokaklar ve tamamen suni malzemeden üretilmiş araçlar. Bütün bunlarla sarmalanmış bir çocuk nasıl fıtratını koruyabilir. Apartmanlardan gökyüzünü görmüyor, motor gürültüsünden tabiatı duymuyor, egzoz gazlarından çiçeklerin kokusunu alamıyor, bilgisayar, cep telefonu, televizyon meşgalesi, anne, baba, kardeş sohbetlerinden mahrum bırakıyor… “Bu çocuk asabi olmayacakta ne olacak. ? Bu genç obez olmayacakta ne yapacak? Bu toplum huzursuz olmayacakta saadetli mi olacak… ? ” Sorular, teşhisler, sitemler, hüzünler, uyarılar…
Devamı haftaya

Bu yazı toplam 227 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum