1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. 14 MART TIP BAYRAMI
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

14 MART TIP BAYRAMI

A+A-

Bugün sağlığımızı ve tüm insanları ilgilendiren bir  günden, tıp bayramından söz etmek istiyorum.
Hani Kanunu Sultan Süleyman’ın bir sözü vardır:
“ Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” diye…
İnsanın sağlığı olmaz ise dünya onun olsa neye yarar?
İnsan sağlığı ise önce kendini korumakla, sonrda da tıbbi yöntemlerle mümkündür. Bugün Dünya’da ve Türkiye’de hatta son yıllarda bir sağlık merkezi olan Konyamızda hemen tıp alanında büyük değişim ve gelişim olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Artık tıp da, hastalanmaktan  korunmalıyız ama, hastalanmaktan çok, teshis ve tedavi önem arz etmiştir. Teşhis iyi konuluyorsa, tedavi daha kolaylaşmaktadır.
Tıp bayramının tarihine bakarsanız,bugün kutlamaya başlayacağımız Tıp Bayramı, ilk kez, 1. Dünya savaşı sonunda, İstanbul’un işgal edildiği günlerde, yabancı işgal kuvvetlerine karşı tıp öğrencilerinin bir tepkisi olarak 1919 yılında kutlandığını görmekteyiz. Günümüze kadar gelen bu 14 Mart kutlamaları, artık içinde bulunduğu haftayı da kapsayacak şekilde, “Sağlık Haftası” olarak kutlanıyor.
Tıbbın ilk insanla birlikte başladığı söylense de, genelde kabul görmüş olan ilk tıp büyüğü Aesculapius’dur. Kendisinden ilk kez İlyada’da Homeros bahsetmiştir: “Çağır Asklepios oğlunu, kusursuz hekimi” demektedir. Önce Zeus’un gazabıyla yıldırım çarpmasıyla öldürülen Asklepios daha sonra yine Zeus tarafından tıp tanrısı olarak ilan edilir. Tıp amblemlerinde yer eden, temeli doğu kültürüne dayanan ve tarihi M.Ö. 3000’ lere uzanan yılan figürü de, Asklepios ve onun asası ile bütünleşmiştir. Hatta Asklepios sözcüğünün grekçe “Askalabos” sözcüğünden geldiği söylenir ki, bu da yılan anlamına gelir. Ve Asklepios’un şifa veren gücünü yılandan aldığı, halkın da adaklarını Asklepios’a değil de bu yılana sunduğu söylenir. Öyle ya da böyle, yılanlı asası ile Asklepios tıp tarihinin önemli dönemeçlerinden birini tutan bir sembol olarak yerini almıştır.
Mitolojiden öte, yaşadığı kesin olarak bilinen ve hizmetleri sonucu tıbbın babası olarak kabul gören ise Hippocrates olmuştur. M.Ö. 460-450 yılları arasında Kos adasında doğan ve babası da doktor olan Hipokrat’ın tıbba katkıları ve getirdiği felsefe dünya tıp çevrelerince hâlâ kabul görür ve bu sebeple birçok ülkede hekimler mezun olurken “Hipokrat Andı” adı altında meslek yemini ederler.
Burada şunuda belirtmek gerekir. Ne yazık ki, bu yemini yapanların bir çoğu ise bu yeminine sadık kalamamakta, işi sadece maddiyata dönüştürmektedir.

Osmanlı tıbbı 15. ve 16. yüzyıllara kadar İslam tıbbının etkisi altında kalmış. Bu sırada batıda 14. yüzyılda İtalya’da başlayan Rönesans 15. ve 16. yüzyıllarda bütün Avrupa’ya yayılmış. Tıp alanında da birçok buluş ve ilerlemeler kaydedilmiş. Osmanlı’da ise 17. yüzyıldan itibaren her sahada ortaya çıkan bozulmalar tıp eğitiminde de kendini göstermiş ve tıp medreseleri eskisi kadar yeni bilgilerle donatılmış hekimler yetiştiremez olmuş. 
III. Selim zamanında yeni tıp eğitimi veren, bir tıphane açılması düşünülmüş. Teşrih (anatomi) yasağından dolayı ulemadan çekinen III. Selim buna cesaret edememiş, Rumlara tıp fakültesi kurmaları için izin vermiş. (1805). O dönemin hekimbaşısı 21 yaşında ilk hekimbaşılığını yapan Mustafa Behçet Efendi’ymiş. Bu dönemde de yeni tıp eğitimi veren bir Tıphane kurulması için çaba sarf etmiş, ama amacına ulaşamamış. Nitekim Mustafa Behçet Efendi, II. Mahmut zamanındaki hekimbaşılığı sırasında (53 yaşında) tıp eğitiminin düzeltilmesi için yeniden büyük bir çaba içine girmiş ve 1827 yılında bu amacına ulaşmış.
Sultan II. Mahmut 1826 yılında uzun zamandır uğraştığı bir meseleyi halletmiş. Düzeni tamamen bozulmuş olan Yeniçeri Ordusu’nu ortadan kaldırıp (17 Haziran 1826) yeni bir ordu kurmuş . Bu yeni orduya bir hekim ve cerrah yetiştirilmesi gerekiyormuş. Bunu fırsat bilen hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi 26 Aralık 1826’da II. Mahmut’a, arada da üç dilekçe vererek, yeni tıp okulunun kurulmasının amacını, bu okulun nasıl ve nerede kurulacağı konusunda teklifini              yapmış ve Padişah da onaylamış.
Bu vesile ile Hekimlerimizin ve Sağlık Camiasının 14 Mart Tıp Bayramını ve haftasını kutluyor, insanlığa hizmet noktasında özveri ile görev yapan tüm sağlık camiasındaki dost ve akrabalarıma şükranlarımı sunuyorum.
Özveri ile Hipokrat yeminlerine sadık kalarak insan sağlığı için çalışan hekimlerimize minnettar olmak lazım. Zaman zaman karşılaştığımı, Sağlık çalışanlarına karşı yapılan şiddet olayların asla kabul edilemez olduğunu, bu tip saldırılar karşısı verilen cezaların yetersiz kaldığı ve hükümetin bu konuda acilen önlem alması gerektiğini belirtirim. Sağlık hizmetleri insanlığa verilen en kutsal hizmettir. Hekimlerin ve sağlık personellerinin büyük vefakârlıklarla katlandığı bu görev gün geçtikçe şiddet olaylarından, çalışma şartlarından, ücret ve mesailerden, eğitimde yaşanan zorluklardan ve buna benzer birçok sebeplerden dolayı daha da ağırlaşmaktadır.
Her insan hastalanacak ve bir gün mutlaka bir sağlık çalışanına ihtiyaç duyacaktır, inşallah ehil sağlıkçılarla karşılaşırız.  

Dünya üzerinde 27 ülkeyi kapsayan, 20 bini aşkın kişi ile yapılan araştırmaya göre sağlık sisteminden en memnun olan ülke Türkiye olduğun görmekteyiz.
Ancak son zamanlarda sıkıntı  yaşanan  kurumlarda var olduğu görülmektedir.

SGK’nin açığını hasta ödüyor.
SGK, sağlık gelirleri giderlerinden fazla olduğu halde, yurttaş her geçen gün daha fazla sağlık harcamasına zorlanıyor. Doktorun reçete yaptığı bir çok ilaç ya bulunmuyor, ya da bu kurum tarafından ilaca ödeme yapılmıyor. Hasta kendi cebinden  bunu temin etmek zorunda kalmaktadır. Göz, diş ve diğer bazı  hastalıkların ilaçlarının yelpazesinin de ödenebilir  çetvel içine alınması gerekmektedir.  Aile hekimlerinin yazdığı bir çok ilaçta, mütehassıs tarafından yazılması gereği  istenmekte ve hasta  sanki harcamaya zorlanmaktadır. Bunlarda  sektörün sıkıntıları arasındadır.
Sağlık alanında yurttaşlardan elde edilen gelirin, sağlık giderlerini karşılamasına ve hatta 16 milyar lira civarında bir fazla vermesine karşın, yurttaşların ödemeye zorlandığı 14 farklı kalemdeki fark ya da benzer ücretlerin, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) diğer açıklarını kapatmak için kullanıldığı belirtiliyor.Sayıştay’ın ilgili raporuna göre; önceki yıl 16 milyar lira gibi bir fazla verilmesine karşın yurttaşın neden 14 ayrı kalemde fark ödemeye zorlandığı sorgulanmalıdır.
Kanunda “Genel sağlık sigortası prim gelirleri; yönetim giderleri, genel sağlık sigortasından sağlanan sağlık hizmetleri ve diğer haklar dışında başka bir amaçla kullanılamaz ve sosyal sigorta fonu, genel sağlık sigortası fonu ile hiçbir şekilde birleştirilemez ve fonlar arasında kaynak aktarılamaz” hükümleri yer almasına rağmen, genel sağlık sigortası fonunda kalması gereken  miktar Sosyal Sigorta Fonu giderleri için kullanıldığı biliniyor. SGK’nin toplam gelirlerinin yüzde 40’ı emekli primi, yüzde 25’i de GSS prim gelirlerinden oluşurken, toplam giderlerin yüzde 67’sini emekli aylıkları, yüzde 24’ünü de sağlık giderleri oluşturmaktadır. Bunlar yeniden gözden geçirilmeli ve özellikle emeklilere daha iyi hizmet ve destek verilmelidir.
Hastaneye adım atıldığından itibaren muayene, tetkik, tıbbi malzeme, ilaç, reçete vs. adı altında ek olarak cepten SGK’ye 14 kalem katkı–katılım payı ve özel sağlık kurumuna ilave ücret olarak ödeme yapılmak zorunda. SGK’nin aldığı katılım, katkı ve ilave payları
-İkinci basamak kamu hastaneleri 6 lira, 
-Üçüncü basamak eğitim ve araştırma hastaneleri 7 lira,
-Üniversite hastaneleri 8 lira,
-Özel hastaneler  en az 15 lira,
-İlaç bedelinin yüzde 10 -20’si,
-Her bir reçete için üç lira, üç kutuya ilave her bir kutu ilaç için bir lira,-Otelcilik hizmetlerinde çift yataklı odalarda standart yatak tarifesinin 1.5 katı, tek yataklı odalarda ise 3 katı,
-Eşdeğer ilacın en ucuzunun yüzde 10’nu,
-İstisnai sağlık hizmetleri için işlem bedellerinin 3 katı ilave ücreti yine cepten çıkıyor.Tıp ve sağlık bayramı kutlanırken, bunların bir kez daha gözden geçirilmesi gerektiğine inanıyorum.


 

Bu yazı toplam 294 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.