1. YAZARLAR

  2. Mustafa ÖZYURT

  3. 15- PADİŞAHLARA YOL GÖSTEREN GÖNÜL SULTANI
Mustafa ÖZYURT

Mustafa ÖZYURT

mustafa özyurt
Yazarın Tüm Yazıları >

15- PADİŞAHLARA YOL GÖSTEREN GÖNÜL SULTANI

A+A-

     Nasihatleri ile Padişah’tan halka, herkese yol gösterdi. Devrini ilhak ettiği sekiz padişah’tan bilhassa Sultan III. Murat ve I. Ahmed’in hürmetini kazandı. Yedisi Türkçe, otuz kadar eser yazan, zengin vakıflar ve manevi miraslar bırakarak Ebedi Âleme göç eden zevatı kiramdan biridir. Bu şekilde dünyanın hakikatini insana hatırlatan Hüdâyî Hazretleri, insanın sahip olduğu yüce makama, yani halîfetullâh olma sırrına dikkat çeker. Bu sırrı, insanın Hakk katından bu varlık âlemine gelişi ve yine Hakk'a dönüşü hakikati çerçevesinde şöyle anlatır:

Ezelden aşk ile biz yâne geldik!
Hakikat, şem'ine pervane geldik!
Tenezzül eyleyip vahdet ilinden,
Bu kesret âlemin seyrane geldik!
Geçip ferman ile bunca avâlim
Gezerken âlem-i insâne geldik!
Fena buldu vücûd-i fani mutlak,
Bıraktık katreyi ummâne geldik!
Nemiz ola Hudâyâ sana lâyık
Hemân bir lutf ile ihsâne geldik!
Umarız erelim baki hayâta,
Civâr-ı Hazret-i Rahmâne geldik!
Geçip ahir bu kesret âleminden,
Hüdâyî halvet-i sultâne geldik!     

       SAPI KIRIK SOLGUN ÇİÇEK

        Bir gün Üftâde Hazretleri, müritleri ile beraber bir kır sohbetine çıkmıştı. Emri üzerine bütün dervişler, kırın en güzel yerlerini dolaşarak hocalarına birer demet çiçek getirdiler. Ancak Kadı Mahmûd Efendi'nin elinde sapı kırılmış solgun bir çiçek vardı sadece.    Diğerlerinin neşeyle elindekileri hocalarına takdiminden sonra Kadı Mahmûd, boynunu bükerek bu kırık ve solmuş çiçeği Üftâde Hazretleri'ne takdim etti.
       Üftâde Hazretleri, diğer mürîdânın meraklı bakışları arasında sordu:
"-Evlâdım Mahmûd! Herkes demet demet çiçek getirdikleri halde, sen niçin sapı kırık solgun bir çiçek getirdin?.."
     Kadı Mahmûd, edeble başını önüne indirerek cevap verdi:
"-Efendim! Size ne takdim etsem, azdır. Ancak hangi çiçeğe koparmak için elimi uzattıysam onu "Allâh Allâh" diyerek Rabbi'ni tesbîh eder bir halde buldum. Gönlüm onların bu zikirlerine mani olmaya razı olmadı. Çaresiz ben de elimdeki şu tespihine devam edemeyen çiçeği getirmek zorunda kaldım!"
     Bu güzel ve mana dolu cevaba son derece memnun olan Üftâde Hazretleri'nin dilinden o anda:
"-Hüdâyî, Hüdâyî.. Evlâdım! Bundan sonra ismin Hüdâyî olsun! Ey Hüdâyî! Bu kır gezisinden yalnız sen nasiplenmişsin.." ifadeleri döküldü.
       Böylece Kadı Mahmûd, Hüdâyî oldu. Zira o, artık kâinattaki esrar-ı ilâhiye’ye ve kudret akışlarına âşinâ olmuştu. Âdetâ kainat, kendisine sırlarını açan canlı bir kitap hâline gelmişti.
Bundan böyle Hüdâyî diye anılan Kadı Mahmûd Efendi, haiz bulunduğu üstün ve müstesnâ manevi mertebesi dolayısıyla hürmeten ismine "Azîz" sıfatı da ilâve edilerek Azîz Mahmûd Hüdâyî diye yâd olundu.  Ne mutlu kıssadan hisse alabilenlere! (devam edecek)

 

Bu yazı toplam 296 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.