1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. 15 TEMMUZ, 31 MART VAKIASININ GÜNCELLEMESİ MİYDİ?
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

15 TEMMUZ, 31 MART VAKIASININ GÜNCELLEMESİ MİYDİ?

A+A-

Bugün, ülkemizin geçmiş tarihine damga vurmuş ve bizi batıya daha da köle etmek için planlanmış iğrenç bir ayaklanmanın ülkemiz üzerinde ki etkisi ve halen devam ettirilmek istenen baskıcı ve halkı sindirmeye yönelik batı menşeli oyunların döndüğü bu günümüzde böylesine önemli bir konuyu kaleme almak istedim. Geçmişte başlayan ve halen bizi diledikleri gibi yönetme arzusunda olan azgın batı âleminin son günlerde ki hırçın yapısı ve iğrenç çıkışlarının temelinde beklentilerinin aksi yönde seyreden gelişmelerle sona ermesidir. İşin garibi, kendi vatanını muhafaza etmek isteyen ve bunun için canhıraş çaba gösteren Türkiye’mizin cumhurbaşkanına yönelik acımasız ve kahpece saldırılarını yaparlarken, sözde fikir özgürlüğü ayağıyla uyuttukları bir milletin kendi tercih ettiği sisteme dönük kirli çabalarını gösterirken sözde batının demokrasi havariliğini bir çırpıda silip bir kenara kaldırmalarıdır. Hatta gerçekleşen tüm olaylarda ülkemiz aleyhinde gelişen tüm içi ve dış hainleri madden ve manen beslemek suretiyle hedefe ulaşmaları çabasıydı.

Aslında 15 Temmuz vakıası bir nevi güncel 31 Mart vakıası olacaktı. Tarihin tekerrürü için içimizden besledikleri kan içici vampirleri kullanmak suretiyle hiç ellerini suya sabuna dokundurmadan hedefledikleri noktaya ulaşma azimleri bu milletin vatansever yiğitleri sayesine bertaraf olunca şaşkınlığa uğradılar.

Bugün yaşanan batı saldırganlığının temelinde bu gerçek yatar. Geçmiş huyları depreşen batı dünyasının azgınlığında tarihi sorgulamak lazımdır. 31 Mart Vak’asının sebepleri nelerdi?

Bir inceleyelim mi ne dersiniz?

Bu olayın asıl sebebi, İttihatçıların yaptıkları zulüm ve istibdaddı. İttihatçılar, tam bir zorba kesilmişlerdi ve muhaliflerini sokaklarda öldürecek kadar azıtmışlardı. Mesela, İsmail Mahir Pasa, muhalif gazetecilerden Ahmed Samimi ve Hasan Fehmi Bey İstanbul caddelerinde açıkça öldürüldü ve faili meçhuller artmaya başladı. Sultan Abdülhamid, Meşrutiyet’in gereği icraya karışmıyor ve sadece temsil vazifesini görüyordu. Devlete daha çok hâkim olmayı isteyen İttihatçılar, yabancı devletler tarafından Abdülhamid’e karşı bir şeyler yapmaya zorlanıyorlardı. Onlar için tek hedef, gölgesinden dahi korktukları Sultan Abdülhamid idi.

Osmanlı Devleti’ni yıkma planlarının yapıldığı Meclis’teki vekillerin değişmesi için, millet tam manasıyla kaynıyordu. Ermenistan ve Rum Pontus tartışmalarıyla uğraşan Meclis’teki vekillerden halk rahatsızdı.

İcradan uzak tutularak köşesine çekilmeye mecbur edilen Sultan Abdülhamid’in yeniden devlet ve millet lehine harekete geçmesini arzu edenler vardı. Çünkü İttihatçılar, İngilizlerin masası gibi, onu tahttan indirmek için meşgullerdi.

Asker siyasete karışmıştı. Aldığı askeri ve dini terbiyeye aykırı işler yapmaya başlamıştı. Mesela Selanik ve Manastır’dan İstanbul’a getirilen III. Orduya ait subayları fiyakasından halk ve diğer ordu mensupları yaka silkmeye başlamışlardı. Bununla kalmayıp İttihatçılar, İstanbul’u korumakla görevli I. Orduyu tahkir ederek, III. Ordu'nun Selanik’teki tümeninden nigahbân-i hürriyet ve muhâfiz-i meşrutiyet adıyla avcı taburlarını İstanbul’a sevk ettiler.

Hasan Fehmi Bey başta olmak üzere, faili meçhul olayların artması milleti tedirgin ediyordu.

İttihatçılar kendilerine muhalif gördükleri subayları ve hatta askerleri kadro dışı ediyorlardı; açıkça bir tasfiye hareketi başlamıştı. Bu durum da ciddi bir gerginlik sebebiydi.

Hürriyet adı altında her türlü ahlaksızlık serbest hale gelmişti. Açıkça şer-i şerife aykırı işleri yapan İttihatçılara karşı, halkta ve özellikle de sağını solundan ayıramayan Derviş Vahdet gibi bazı dindarlarda, idareye karşı bir nefret oluşmaya başlamıştı.

O günlerde Sultan Abdülhamit’in pasifize olarak devletin tepesinde kalmasını planlayanlar, devletin zirvesinde ikilik oluşturarak zirvede kavga ile devletin işleyişini sekteye uğratıyorlar ve diledikleri gibi at koşturuyorlardı. Bugün yaşananlarda farklı şeyler değil aslında devletin zirvesinde ikilikten medet umanların bu hevesi kursaklarında kalacağından bugün alçakça saldırılardan geri durmuyorlar. Türkiye’nin kendi ayakları üstünde durmasından olabildiğince rahatsız oluyorlar. Yapılan yatırımların kendilerini acze düşüreceğinin çok iyi farkındalar.

Bunun devamında ülkemizin yeni bir takım yatırımlarla kendilerini oldukça rahatsız edeceğini şimdiden fark ediyorlar. Nasıl fark etmezler ki? Bugüne kadar planlarını hep bunun üzerinden yapmadılar mı? Uyanan bir milletin ölü toprağı serptikleri hücrelerinin uyanışa geçişini uzaktan mı seyredeceklerdi? Bugünkü çabaları uyanan hücrelerimizin başlarını yeniden ezerek bu uyanışın gerçekleşmemesini sağlamaktır. Unutmayın Sezai Karakoç ne güzel ifade etmiş;

Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır,

Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır.

Bu yazı toplam 398 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.