1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. 31 MART AYAKLANMASI
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

31 MART AYAKLANMASI

A+A-

Bugün 31 Mart Ayaklanmasının yıl dönümü.
Tarihte sultanların, padişahların ve iktidarların pek çoğunun genelde şu veya bu şekilde indirilmesi olayıdır. Bu 31 Mart ayaklanması da bunlardan birisidir.
Aradan geçen yaklaşık 100 yıl çok fazla bir şey değişmediğini görmekte. Son örnek ise 15 Temmuz FETO ayaklanmasıdır.
Mahmut Esat Bozkurt Şubat 1926 yılında, Türk Medeni Yasası gerekçesinde şu konuşmayı yapmıştır.
Çağdaş uygarlığı almak ve benimsemek kararıyla yürüyen Türk Ulusu, çağdaş uygarlığı kendine değil, kendisi çağdaş uygarlığın gereklerine her neye mal olursa olsun ayak uydurmak zorundadır.
Yaşamak kararında olan bir ulus için bu şarttır.
Gelenek ve göreneklere kesin olarak bağlı kalma davası, insanlığın en ilkel durumundan bir adım dahi ileri götüremeyecek kadar tehlikeli bir kuramdır.
Hiçbir uygar ulus böyle bir inanç çevresinde kalmamış ve yaşamın gereklerine uygun hareketle zaman zaman kendini bağlayan gelenek ve görenekleri yıkmakta duraklamamıştır.
Türk Milleti, Mondros mütarekesinden, Cumhuriyetin ilanına kadar geçen dört yıl boyunca ve yeni devletini kurana kadar kendi kaderine el koyuyordu.
Sivil, asker, köylü, şehirli varını, yoğunu, maddi ve manevi varlığını ortaya atarak düşmana karşı yeniden silah olup patlamaya başlıyor.
Bunu yapanlara ve destekleyenlerin hepsine birden Kuvayi Milliyeciler denmiştir. Onların aziz ruhları şad olsun.
Peki yukarıda da belirttiğim gibi aradan geçen yüz yıla rağmen değişen nedir?
Bunu tarih okuyan, tarihi içine sindiren, gerçekçi olan kimseler olarak hep birlikte görmekteyiz. Dün vatanı, milleti yıkmak isteyenler, bugünde çeşitli dalavere ile aynı oyunları sergiliyor. Bunlara görüp bilmeliyiz ve Millet oyarak dimdik ve uyanık olmalıyız.
31 Mart İsyanı neden çıktı diye düşünmek lazım.
31 Mart olayı olarak bilinen, 1909 ayaklanmasını bastıran Yıldırım Orduları İstanbul’a girmiştir.
29 Ekim tarihi ise, 1914 yılında Almanların bir oldubitti planı ile ve Teoman Alpaslan’ın “Sarıkamış Destanıdır” yazısında anlattığına göre Rusya’nın Karadeniz şehirlerinin Osmanlı donanması tarafından bombalandığı tarihtir. 
Bu tarih aynı zamanda emperyalist işgal güçlerinin Lozan’da 1. Dünya Savaş tazminatı için  “milat” aldıkları tarihtir.

Aradan yaklaşık 100 yıl geçti. Şimdi o günlerle bugünlerin mukayesesi tarihi okuyarak, doğru analiz ederek bulabiliriz. 15 Temmuz FETO ayaklanması da bir 31 Mart vakasıyla hemen hemen aynıdır. Bu ayaklanmanın baş aktörü çok güvenilen ve gerek devletin içine sızarak, gerek devleti yönetenleri abluka altına alan FETO’dan başka değildir.
31 Mart vakasının ise baş aktörü içimizden biri olan, hainliği sonradan anlaşılan Hamdi Çavuş’un kendisine başyardımcı olarak seçtiği  Halis Özçelik bu planı hazırlamıştır.
Şeriat isteriz,
Padişahım çok yaşa diye bağırarak 31 mart 1909 isyanını çıkaranların hayallerini süsleyen , vatandaşları devlete ve millete isyan ettirmekti. Bu güruh halen vardır ve her zaman ayaklanabilecek ortamı beklememektedirler.
31 Mart Olayı, Türk modernleşme tarihini anlayabilmek için kullanılan önemli malzemelerden birisi olmuştur. "İleri" ve "geri" ifadeleri çerçevesinde şekillenen Türk siyasal düşüncesi, ilk kez bu olay sayesinde somut örnek bağlamında ele alınmaya başlanmıştır.
İhtiyatlı bir tutumla siyasal iktidarı göreceli ve kısıtlı biçimde kullanan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin karşısında, başını liberal ve muhafazakâr çizgideki ‘Ahrar Fırkası’nın çektiği geniş bir ‘hoşnutsuzlar ittifakı’ kısa sürede oluşmuştu. Bu hoşnutsuz muhalefet odakları, el altından dönemin süper gücü İngiltere ile de dirsek teması içindeydi. Bunun eseri olarak  Türk toplumu 31 Mart vakasını yaşadı.
Şunu belirtmek lazım, Abdulhamit Han’ı anlamak, bütün olayları anlamakla eş değerdir. Türkiye’de 31 Mart vakası neyse, 1960 vakası, 12 Eylül vakası, 28 Şubat vakası ve 15 Temmuz vakası da şekil olarak aynıdır.
İttihat ve terakki içinde pek çok kişi A. Hamit’e karşı idiler ama, sonradan Hanya’yı Konya’yı anladılar.
İşte bunlardan birisi de M.Akif Ersoy. Yazdığı şiire bakınız.
‘’Ortalık şöyle fena, böyle müzebzep işler,
Ah o Yıldız’daki baykuş ölmezse eğer.’’
‘’Çoktan beridir vardı benim bir derdim,
Gideyim zalimi ikaz edeyim isterdim,
Kafes ardında hanımlar gibi Saikliydi Hamid,
Al-i Osman’dan bu korkaklık edilmezdi ümid.’’
Peki 2. Abdulhamid tahttan indirildikten sonra ne yazdı Mehmet Akif:
‘’Giden semerciyi, derler, bulur muyuz şimdi?
Ya böyle kalfa değil, basbayağı muallimdi.
Nasıl da kadrini vaktiyle bilemedik, tuhaf iş;
Semer değilmiş o rahmetlininki devletmiş!’’
Allah bu millete bu ve benzer ayaklanma ve kendi içinde çatışma yaşatmasın.

Bu yazı toplam 268 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.