1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. 31 Mart Vakası!
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

31 Mart Vakası!

A+A-
Bugün size yaklaşık bir asır önce yaşanmış bir olayı anlatmaya ve Osmanlı İmparatorluğunun çöküşünün nasıl temellerini atıldığını derlemelerimle anlatmaya çalışacağım.
Abdülhamid ,Osmanlı İmparatorluğu'nun 34. padişahı ve 113. İslam halifesidir. Bunalımlı bir dönemde tahta çıkan Abdülhamid, Batı'ya karşı dengeci, Doğuya karşı İslamcı politikalar izlemiştir.
Sultan Abdülhamid ve Jön Türk Hareketi Osmanlı-Türk tarihinin en ilginç konuları arasında yer almaktadır. Öyle ki, Sultan Abdülhamid-Jön Türk Mücadelesi'nin etkileri ve sonuçları Cumhuriyet Türkiyesi'ne kadar ulaştığı gibi, günümüzde de sürüp giden bazı tarihî ve siyasî tartışmalar bu mücadelenin bir mirası veya yansıması olarak devam etmektedir. 31 Mart Vak'ası, Osmanlı Devleti'nin yıkılışının ilk adımıdır.
Nitekim bu süreçte yaşanan bazı gelişmelerden dolayı iyice zayıflayan, tamamen içe kapanan ve kısır iç hesaplaşmalarda bunalan Osmanlı İmparatorluğu, ardı ardına patlak veren Trablusgarp Harbi, 1. Ve 2. Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Harbi'ni kaybederek tarih sahnesini terk etmek zorunda kalmıştır. Böylesi bir acı sonu, Sultan Abdülhamid-Jön Türk Mücadelesi ve 1908 Jön Türk İhtilâli belirlemiştir. Sonun başlangıcı ise, 31 Mart Vak'ası ve Sultan Abdülhamid'in tahttan indirilmesi olmuştur.
31 Mart Vakasının hemen akşamında Vezneciler'de bir evde yapılan gizli toplantı. Abdülhamit'in tahttan indirme kararının alındığı bu toplantı Lazistan Mebusu Sudî Kartal Bey’in Vezneciler’deki evinde yapılıyor. Ahmed Rıza Bey, Talat Bey ve Doktor Nâzım Bey gizlice buluştukları bu evde bütün bu gelişmeler karşında ne yapılması konusunda üç aşamalı hedef belirliyorlar...
Taksim’de bugünkü İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi binasında bulunan Avcı Taburlarına mensup askerlerin, rumî takvime göre 31 Mart, miladî Nisan’ın 12’ni 13’e bağlayan gece sabaha karşı kışlalarını terk ederek Meclis-i Mebûsân’ın bulunduğu Ayasofya Meydanı’nda toplanmasıyla başlayan üç aşamalı olaylar zinciridir. İlerleyen saatlerde medrese talebeleri, bazı öğrenciler, hocalar ve vatandaşların da katılmasıyla meydandaki kalabalığın sayısı artmıştır. Mevcut iddialara göre bu kalabalığın sayısı, 5 bin ile 20 bin arasında değişmektedir.
31 Mart Vak’ası’nın kimler tarafından çıkartıldığı bugünde tam olarak bilinmemektedir.
Genel kabul bu isyanın, Derviş Vahdeti önderliğinde hocaların Avcı Taburlarını kışkırtmasıyla patlak verdiği şekildedir. Bu arada Sultan II. Abdülhamid de için içine katılmaktadır.
Aynı gün İttihâd ve Terakkî Cemiyeti’ne ait bazı binalar ve Tanin Gazetesi yağlanmıştır. Bunların dışında kayda geçen bir gelişme olmamıştır. Meclisin bu şekilde toplanarak Sultan 'hal' etmesi de Osmanlı anayasasına aykırı bir eylemdi.
Böylece Sultan II. Abdülhamid ordunun ve meclisin işbirliği ile geçerli olan Osmanlı anayasasına aykırı olarak tahttan indirilmiştir ve II. Abdülhamid sebebi olmadığı bir olaydan dolayı bedel ödemiştir.
Önceleri İttihat ve Terakki Fırkası içinde Sultan Abdülhamid'e karşı olan Rıza Tevfik ve Süleyman Nazif sonradan duymuş oldukları pişmanlıklarını şiirleri ile dile getirmişlerdir. İşte Süleyman Nazif’in dörtlüğü:
“ Padişahım gelmemişken yâda biz,
İşte geldik senden istimdada biz,
Öldürürler başlasak feryada biz,
Hasret olduk eski istibdada biz.
Bu olayın ayrıntıları çok hüzünlü. Ama bir yönü var ki hep gözardı edildi. İttihatçılar ya da Jön Türkler hareketinin lider kadrosunun şeyh'ül-İslamlık makamını nasıl kullandıkları konusu...
Sultan Abdülhamit'e Hal' fetvasının ilk metnini Elmalılı Hamdi Hoca kaleme almıştı. Fetva Emini Hacı Nuri Efendi, Meclis'e davet edilmiş ve onayı istenmişti.Fetva şöyle idi:
(Müslümanların imamı olan kimse, bazı önemli şer-i konuları şeriat kitaplarından çıkarsa ve bu kitapları yasak etse, yaksa, yırtsa devlet hazinesini israf edip şeriata aykırı şekilde harcasa, idare ettiği kimseleri şer'i sebep olmadan öldürse, hapsetse, sürse, başka türlü zulümleri de adet edindikten sonra, doğru yola yemin etmişken sözünden dönse, Müslümanların yaşayışını tamamen bozacak şekilde fitne çıkarmakta direnip onları birbirine öldürtse, buna engel olacak durumdaki Müslümanlar, onun zora dayanan tutumunu ortadan kaldırıp, İslam memleketlerinin pek çok yelerinden metbuu tanınmadığına dair haberler gelip yerinde kalmasında zarar ve ayrılışında iyilik olduğu düşünülürse, kendisine imamlık ve sultanlıktan vazgeçme teklif etmek veya hal etmek şekillerinden hangisi erbab-ı hall ve akd tarafından uygun görülmüşse, bu kararın uygulanması yerinde ve gerekli olur mu?)
Bu kararı Sultan II. Abdülhamid'e tebliğ etmek için Meclis-i Ayan üyelerinden eski Bahriye Nazırı Arif Hikmet Paşa, Ermeni Aram Efendi, Draç Mebusu Arnavut Esad Toptani Paşa ve Türk-Müslüman düşmanlığıyla tanınmış Selanik Mebusu Yahudi Emanuel Karasu Efendi'den oluşan bir heyet teşkil edilmişti. İttihatçı yazarlarca dahi "azim bir hata-yı siyasi","Af olunmaz bir hata ve silinmez bir leke" olarak nitelenen bu heyet Sultan'a:"Millet seni azletti" diyerek 32 sene, 7 ay, 27 gün süren saltanatının sona erdiğini bildirmişti. "Hüküm Allah'ındır" sözleriyle durumu kabullenen Sultan II. Abdülhamid'i hal edilmekten çok teşkil edilen heyetin yapısı ve kararın tebliğ şekli üzmüştü.
Alman Bismark diyor ki :
“Dünya’da 10 akıl varsa, onun 90’ı A. Hamit’te, 5 i bende, diğer kalan beşi de diğer liderlerde .”
Bu sözde A. Hamit düşmanlarına kapak olsun.
Bu yazı toplam 131 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.