1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. 31 Mart Vakıası
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

31 Mart Vakıası

A+A-
Sevgili okurlarım asıl işim olan dış ticarette daha ileri hedefler için bulunduğum Konya Tarım Fuarında ki yoğun tempo sebebiyle sınırlı vakte sahip olduğum için bugünkü yazımı 31 Mart vakası adıyla bildiğimiz tarihi gerçekler hakkında internet araştırmasına dayanan alıntılarla size aktarmak istedim.
Sultan II. Abdülhamid, Osmanlı İmparatorluğu’nun son padişahı olmamasına rağmen onun dönemi, imparatorluğun en çok tartışılan dönemlerinin başında geliyor. II. Abdülhamid’in dönemini önemli kılan olayların başında ise, 33 yıl gibi bir süreyle, her taraftan sıkboğaz edilmiş bir imparatorluğu kendi ayakları üzerinde tutma çalışma ve çabaları yatıyor. I. Meşrutiyet, II. Meşrutiyet, ilk anayasanın ilanı, ekalliyetlerin birer birer bağımsızlıklarını ilan etmesi… Yine de bütün bunlar Osmanlı İmparatorluğu’nun belini bükmeye yetmemişti o dönemde; bir tanesi hariç: 13 Nisan 1909 tarihinde vuku bulan ve adını Rumi takvime göre meydana geldiği tarihten alan 31 Mart (1325) Vak’ası.
Son yıllardaki tartışmalar, 31 Mart Olayının, topluma aksettirilenin tersine bir gerici ayaklanma değil, askeri ayaklanma olduğunu ortaya koydu. Yazar Ahmet Altan, yüzyılı etkileyen bir ayaklanma olarak nitelediği 31 Mart Hadisesini, Osmanlı’nın son zamanlarını ve Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm tarihini irtica korkusuyla geçirmesinin temel nedenlerinden biri olarak gösteriyor ve “Aslında şeriatçı darbeyi bastırmak için getirilmiş askerler ayaklandı” diyor.
31 Mart’ta askerler ayaklanmış, bunun üzerine, bazı anı kitaplarına göre mevcudu 15 bin olan ve sadece iki tabur düzenli askerden oluşan, bunun dışındakilerini ise Rum, Yahudi, Ermeni, Arnavut, Sırp, Yunan, Ulak ile Bulgar çetecilerinin oluşturduğu, tarihçi Yılmaz Öztuna’ya göre “ipten kazıktan kurtulmuş, eşkıya cümlesinden kimselerden” müteşekkil Selanik’ten yola çıkmış Hareket Ordusu, Sultan Abdülhamit’in kızı Şadiye Sultan’ın ifadelerine göre, 24 Nisan’da Topkapı ve Edirnekapı’dan şehre girerek yol üzerindeki askeri karakolları teslim almış, Harbiye Nezareti’ni işgal etmiş, Taşkışla’yı şiddetli top atışlarına maruz bırakmış, Sultan Abdülhamid’in, Müslümanı Müslümana kırdırtmama kararı üzerine, 25 Nisan’da İstanbul’a hâkim olmuştu. Ardından da Hareket Ordusu Kumandanı Mahmut Şevket Paşa, sıkıyönetim ilan ederek, oluşturulan Divan-ı Harbî Örfî’de, suçlu suçsuz yüzlerce kişi idama gönderilmişti.
Aradan geçen uzun süreçte olayda İngilizlerin parmağı olduğu konusunda çeşitli kitapların da yayınlandığı 31 Mart Vak’ası ile İttihat Terakki taraftarları hedefledikleri gibi Sultan Abdülhamid’i tahttan indirip, imparatorluğun parçalanmasına giden yolun da kapılarını açmış olurlar; hem de Sultan Abdülhamid’e şu sözleri sarf ettirecek bir hadise ile: “Bir Türk padişahına, 33 sene bu makamda bulunmuş İslam halifesine hal kararını bildirmek için bir Yahudi, bir Ermeni, bir Arnavut ve bir nankörden başkasını bulamadılar mı?” Hal kararını padişaha ileten ve içinde Müslüman bir tek kişi bulunmayan heyet şu isimlerden oluşmaktaydı: Yahudi Emanuel Karasu, Ermeni Komitecisi Aram Efendi, Arnavut Esad Toptani Paşa ve Gürcü Ârif Hikmet Paşa.
Harry Ojalvo; Osmanlı Selanik’inden kalkıp 1870’lerde Amerika’ya gitmiş, Amerikan vatandaşı olmuş, daha sonra Amerika tarafından Türkçe bilen birisi olarak Trabzon ve ardından Erzurum Konsolos Muavini olarak görevlendirilmiş; bu işten sıkılınca da, İstanbul’da, 1925 yılında, ortağıyla birlikte NATTA (Milli Türk Seyahat Acentalığı) adıyla bir şirket kurmuş Vital Ojalvo’nun oğludur. Vital Ojalvo, Selanik’ten arkadaşı olan Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’ın, kendisini, İsmet İnönü’ye tanıştırması sonucu, bizzat İsmet İnönü’nün ilgilenmesi ile ailesiyle birlikte ‘seçilmiş’ Türklerden olması imkânı sunulmuş birisidir.
İşte bu Vital Ojalvo’nun, 1920’de doğan, Büyükada ve Florya’da oturduklarından İnönü ve Atatürk’le de tanışmış, CHP adına çalışmalarda bulunmuş ve bugün 500. Yıl Vakfı Koordinatörlüğünü yapan oğlu Harry Ojalvo, Sultan Abdülhamid’i alaşağı ederek, bir anlamda İmparatorluğun da sonunu hızlandıran 31 Mart Vakasına katılan Hareket Ordusu’nun yüzde 60’ının Selanikli Yahudiler olduğunu söyledi. Ama aradan biraz zaman geçip, fotoğraf çekmeye gittiğimizde, Ojalvo, bu ifadesinin dil sürçmesi olduğunu belirtti ve o zaman Yahudilerin, Selanik’in ancak üçte birini oluşturduğunu ifade etti, ardından da sözünü ‘Hareket Ordusu’nun yüzde 60’ı Selanik halkından oluşuyordu’ şeklinde değiştirdi.
Görüşlerine başvurduğumuz tarihçiler de Hareket Ordusu’nun, iki tabur asker dışında çeşitli milliyetlerden oluştuğu noktasında hemfikirken, böyle bir bilgiye sahip olmadıklarını ve yüzde 60 gibi bir oranın Selanikli Yahudi olamayacağını dile getirdiler.
Araştırmacı yazar Rıfat N. Bali ise o tarihlerde Selanik’in önemli bir Yahudi şehri olduğunu, hatta şehrin yarısından çoğunun Yahudi olduğunu belirterek, diğer gayrimüslimlerle beraber cemaatin ileri gelenlerinin de II. Meşrutiyet’le sağlanan haklara taraftar olduğunu, dolayısıyla hadiseye bu açıdan bakılması gerektiğini ifade etti.
‘Türkiye’de Yahudi olmak’ konusundan yola çıkılarak zaman zaman ‘dünyada Yahudi olmak’ gibi farklı açılımlara da sebep olan bu Harry Ojalvo röportajında, Hareket Ordusu ile ilgili bölümün bir dil sürçmesi olup olmadığını, tarihçilerin düşüncelerini de dikkate alarak değerlendirip, sadece iki taburu askerden oluşan Hareket Ordusu’nda yer alan diğer milliyetlere mensup kişilerin olaya kattıkları farklı boyutu yorumlamayı da sizlere bırakıyoruz.

 
Bu yazı toplam 83 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.