1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

  3. 529 Mısır’lı Kahraman ve bizim acınası hallerimiz…
Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. dr. ahmet kağan karabulut
Yazarın Tüm Yazıları >

529 Mısır’lı Kahraman ve bizim acınası hallerimiz…

A+A-
“Sahi şehit olmak isteyen kaldı mı hâlâ bu devirde?” diyenleri duyar gibi oluyorum. “Şehâdet falan eskidendi kardeşim, o devirler çoktan geride kaldı, şimdi ne gerek var konforumuzu bozmaya?” diyenleri de elbette. Oysaki “Cennet ehlinden sadece şehitlerdi, yeryüzüne geri dönmek isteyen ve Allah yolunda tekrar tekrar şehit olabilmeyi arzu eden” buyuruyordu Mutlak Rehberimiz (sav).

En ufak bir konforumuzdan vazgeçmemek, lükslerimizi bile feda etmemek için dinimizi, insanlığımızı pazara çıkardığımız, parça parça ettiğimiz günlerden geçiyoruz dünyanın her yanında. Akdeniz’in kıyısında bir yerlerde ise kardeşlerimiz hakkın, hakikatin, adaletin ve bağımsızlığın mücadelesini Hak namına verirlerken, binlercesi şehit olmuş, yüzlercesi demir parmaklıkların ardında şehâdet sırasının gelmesini beklemekte. Bu 529 kardeşimiz şehit edilirlerse şayet dünyanın en şanslı Müslümanları olarak onlar çok sevdikleri Allah ve Resulü’ne kavuşacaklar. Rabbim şehâdeti gül bahçesine girercesine gülümseyerek karşılamaya hazırlanan kardeşlerimizi kurtarsın inşaallah. Şayet şehit edilirlerse, seven sevdiğine kavuşmuş demektir, biz kendi acziyetimize, onlar için daha fazla bir şeyler yapamadığımıza yanalım, kendi hallerimize ağlayalım.

Bu cinayetler vuku bulursa bizler üzülecek, aynı “Esma Kardeşimize” olduğu gibi, aynı isimlerini bilmediğimiz ama yüreklerini yüreğimizde hissettiğimiz diğer binlerce, on binlercesine olduğu gibi gözyaşları dökecek, dua edecek, mazlumları rahmetle anarken, zalimleri lanetleyeceğiz. Rabbim bizlere de inandığımız değerler uğruna bu mücadele azmini ve samimiyetini ihsan eylesin. Şehâdeti arzulayacak düzeyde bir imana sahip olmayı lütfetsin.

Bu tür tabloların oluşmasında ümmetin mazlumlarının ümidi olan Türkiye'mizi aylardır içine kapatanların da bir vebali vardır elbette. Öyle ki bunlar; muhtemelen zavallı, küçücük çıkarları uğruna mü'minleri lanetlemeye, beddualar etmeye, "kendinden olan, Müslüman idarecilerine başkaldırmaya", Türkiye'den yeni bir Mısır, Suriye ya da Ukrayna yaratmaya gayret etmeye, Müslümanları bir kenara bırakıp, onlar için üzülmekten, zalimleri kınamaktan bile imtina ederek kâfirleri dost edinmeye devam edeceklerdir. Allah Resulü (sav) en güzelini söylemiş: "El mer'u mea men ehabbe" (kişi sevdiğiyle beraberdir), dünyada da, ahirette de.

Bu kardeşlerimiz için Mısır’lı, Filistin’li, Suriye’li, Arakan’lı, Doğu Türkistan’lı mazlumlara üzülmek de gerekmezdi belki de. Zira “otorite”ye başkaldırmıştı bu saydıklarım, bu ise İsrail’e başkaldırmak gibi bir şeydi. Zinhar olmamalı, en ağır şekilde cezalandırılmalıydılar, aynı “Mavi Marmara” şehitleri gibi. Çoluk, çocuk, kadın, kız, yaşlı, sakat, hasta demeden meydanlarda kurşuna dizilmeli, ağır makinelilerle taranıp binlercesi öldürülmeli, yakılmalı, kalanlar da işkenceler altında ezilip, sonrasında ise “otorite”nin yapacağı 20 dakikalık adil (!) yargılamalarla 529’u asılacak kararlara imza atılmalıydı. “Otorite” demişken elbette ki Türkiye’dekini falan kastetmemiştik, onlara her türlü başkaldırı serbestti, zira onlar “bizden olan idarecilerdi” (!).

Mısır’daki “otorite” ise zaten darbeci generallerdi. Generallerin ise kararlarının “içtihad hükmünde“ olduğu (!), kendilerinin “müçtehid” mertebesinde “mülahaza edilebilecekleri” 1998 de birilerinin beyanatları mucibince tasdik edilmiş olup her birimizin malumuydu. Unutanlar için hatırlatmış olalım. Bu zihniyete göre Mısır’da yapılacak işlem “Asarlarsa bir sevap, asmazlarsa iki sevap” olurdu olsa olsa. Hesap doğru mu muhteremler?

Şahsi veya grup menfaatlerini müstevli orduları gibi dört bir yandan ülkemizin istikrarına saldıranların siyasi emelleri ile tevhid eden kardeşlerimize Rabbim yeniden düşünüp akletmeyi, yeniden inanılması gerektiği gibi inanmayı, kâfirleri değil müminleri dost edinmeyi, akıl ve izan sahibi olmayı, basiret ve ferasete kavuşmayı nasip etsin. Yine bu kardeşlerimize, dinin izzetine bir daha halel getirmeyecek şekilde, takiyye diye yutturulan yalanı, dolanı, iftirayı, kul hakkı yemeyi, kendilerine her yaklaşanı, dost zannedeni sonuna kadar kullanıp bir kenara atmayı, el attıklarını son kuruşuna kadar sömürmeyi, başkalarının gizli hallerini araştırmayı, mahremiyetini gözetlemeyi, dinlemeyi, servis etmeyi, ülkeye ihanet etmeyi, devlet sırlarını satmayı bir kenara bırakıp nasuh bir tövbe ile tövbe etmeyi, yeniden "adam gibi adam", "kul gibi kul" olmayı nasip etsin.

Yahu, süresini bile bilmediğimiz bir tane hayatımızı, sayısı sınırlı nefeslerimizi kime ve neye hizmet ettirildiğimiz belli olmayan, manevi uçurumlara sürüklendiğimiz yollarda çarçur etmeye değer mi kardeşlerim? Şehitlerin hatırına, şehit olmaya can atanların hatırına, Allah aşkına, haydi ne olur, bir kez daha düşünün, yeter ki bir düşünün, artık kendiniz düşünün, düşünün ve idrak edin ne olur...
 
Bu yazı toplam 124 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.