1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. 57. HÜKÜMET VE İKİZ YASALAR
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

57. HÜKÜMET VE İKİZ YASALAR

A+A-

Bugün size Türkiye’de kurulan 57. Hükümet ve bazı icraatlarından ve daha sonra bu icraatların getirdiklerinden bahsetmek istiyorum.
57. Koalisyon hükümetinin başında DSP Genel başkanı merhum Bülent Ecevit, Cumhurbaşkanlığı koltuğunda da merhum Süleyman Demirel  görev yaptılar.
57. Koalisyon Hükümeti, Kenya'da yakalanan terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan'ı paketleyip Türkiye'ye getiren azınlık hükümetinin başbakanı olarak girdiği 18 Nisan seçimlerinde, partisi birinci olan DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit başkanlığında, DSP-MHP-ANAP ortaklığında kuruldu. 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, hükümeti kurma yetkisini 18 Nisan 1999'da yapılan genel seçimlerde 136 milletvekili çıkararak birinci parti olan DSP'nin Genel Başkanı Bülent Ecevit'e  verdi.
 Seçimlerden sürpriz şekilde ikinci parti olarak çıkan MHP'nin, sağ partilerle koalisyon kurması beklenirken, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Prof Dr. Tansu Çiller ve Recai Kutan'a "Biraz dinlensinler" diyerek, Bülent Ecevit başkanlığındaki hükümete girdi. DSP-MHP-ANAP ortaklığında kurulan 57. Hükümet, uyum içinde devam ederken, 3. yılında DSP'de ve kabinede yaşanan istifalarla sarsıldı. Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan'ın istifasıyla başlayan ve DSP'li milletvekillerinin istifasıyla devam eden süreçte hükümet, sürekli kan kaybetti. Son istifalarla milletvekili sayısı 276'nın, yani salt çoğunluğun altına düşen 57. Koalisyon Hükümeti'ni oluşturan partilerin liderleri, sonunda 3 Kasım'ı 2002'yi erken seçim tarihi olarak belirledi. Sürekli hükümetin uyum içinde olduğunu belirten liderler, seçime aynı hükümetle devam etme kararı aldı. 
Şimdi  57. Hükümetin  giderayak  yaptığı bir icraattan ve bu icraatın Türkiye’ye getirdiği yükten bahsedeyim isterseniz. Türkiye’nin 57'nci hükümet döneminde imzaladığı, AKPARTİ  döneminde 4 Haziran 2003 günü TBMM'de onayladığı "İkiz Yasalar" halklara, her türden etnik topluluğa, mezheplere, farklı toplumsal kökenlere, tarikatlara, cemaatlere ve yerel gruplara kendi statülerini özgürce tayin hakkı tanıyordu. Bunu ABD istediği için 57. Hükümet hazırladı. AK Parti meclisi de onayladı. Türk devleti, bu sözleşmelerde tanınan "halkların kendi kaderini tayin hakkı"nı ve diğer hakları uygulamaya geçirmek için gerekli düzenlemeleri yapmayı taahhüt ediyordu. 
Bu yasanın altında gizlenen tehlike ise iyi değerlendirilirse ABD’nin isteği ile gelecekte Türkiye’nin parçalanma planıydı.
 Şimdi dönelim Irak olayına;
Kuzey Irak’ta  Barzani’nin yapmayı 25 Eylül’de  planladığı  bağımsızlık referandumu ise en az 150 yıllık bir projenin geldiği noktadır.  Zaten kendi kaderini tayin hakkı, Tarihin derinliklerine ve siyasetine bakarsanız  ABD Başkanı Thomas Woodrow Wilson tarafından, öncelikle Osmanlı topraklarında yeni devletler kurmak için ortaya atılmıştı. 
Dünya Savaşı biterken Wilson, 8 Ocak 1918'de, barış görüşmelerine temel olacak 14 prensip açıkladı. Wilson Prensipleri, serbest ticareti garanti altına almayı amaçlıyor, barışın ancak demokratik ülkelerle yapılabileceğinin altını çiziyordu. 
"14 Nokta Prensipleri"nden 12'ncisi Osmanlı toprakları ile ilgiliydi: "Bugünkü Osmanlı Devleti'ndeki Türk kesimlerine güvenli bir egemenlik tanınmalı, Osmanlı yönetimindeki öbür uluslara da her türlü kuşkudan uzak yaşam güvenliğiyle özerk gelişmeleri için tam bir özgürlük sağlanmalıdır" deniliyordu.
5 Aralık 1918'de Halide Edip , Yunus Nadi , Ahmet Emin , Dr. Celal Muhtar, Velit Ebüzziya, Ali Kemal, Celal Nuri, Necmettin Sadık , Mahmut Sadık, imzaladıkları bir mektupla ABD Başkanı Wilson'a başvurup Amerikan mandası istemişti.
Amerikan Yurtdışı Misyonerler Komiserliği Masası ise Osmanlı sınırları içindeki Ermenilerin bir kısmını Protestanlaştırarak devşirmişti. ABD'nin asıl amacı "Protestan Ermeni İmparatorluğu" kurmaktı. Wilson Prensipleri ise bu amaca giydirilen politik bir kılıftı.
Amerikalılar meşhur Wilson Prensipleri ile Doğu'da bir Ermeni devleti, Güneydoğu'da da bir Kürt devleti yaratıp kendi sömürgeleri haline getirmeye çalışırken, Fransızlar da Güney Anadolu'ya Fransız üniforması giydirdikleri Ermeniler ile girmişti.
Atatürk ise "Kürtleri de bağrımıza katarak" Türk Milleti'nin kendi kaderini tayin hakkını bir bütün olarak kullanacağını ilan etti ve Dumlupınar'da Wilson tuzağını paramparça etti.
Şimdi aynı projeyi günümüz şartlarına uyarlayarak, yeniden deniyorlar. Irak'ın kuzeyinde 25 Eylül'de yapılan  referandumun ve Suriye'nin kuzeyinde PKK/PYD'nin silahlandırılmasının anlamı budur.
Bu tuzağı bozmanın yolu Türk Milletinin uyanık ve güçlü olması gerekmektedir. Bunun için de, bölge ülkeleriyle Irak, İran ve Suriye ile iş birliği yapmaktır.Ancak görüldüğü gibi bu ülkeler zaten ateş içindedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son girişimleri de bu yönde olduğu görülüyor.
Yani yukarıda da belirttiğim gibi ABD’nin isteği ile 57. Hükümetin hazırladığı tuzak şimdi daha iyi anlaşılıyor sanırım.

Bu yazı toplam 391 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.