1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. Ab İçin Suriyeli Sığınmacı Rüşvetine Hayır
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Ab İçin Suriyeli Sığınmacı Rüşvetine Hayır

A+A-
Avrupa’ya vizesiz giriş amaçlı atılan adımların bir beklentiye dayalı olması pek hoş bir davranış değildir. Geçen hafta Brüksel’de mülteciler başlığıyla görüşmeye giden başbakan Sayın Davutoğlu’nun görüşmesi sonrasında ortaya çıkan sonuç bence pis koku yayıyor. Pis koku biz kaynaklı değildir. Pis koku batı kaynaklıdır. Kendi sınırlarını işgal eden on binlerce hatta yüzbinlerce Suriyelilerin göç dalgasını kesmek amacıyla rüşvet gibi kokan vizesiz Avrupa masalının ülke insanımız için olmazsa olmaz bir şartmış gibi algılanması açıkçası pek hoşuma gitmiyor. İşadamlarımız bir şekilde vizelerini alarak diledikleri gibi bu ülkelere seyahat edebiliyorlar. Sade vatandaşımızda belki eziyetli de olsa vizesini alarak bu ülkelere seyahatini yapabilir. Ama sadece kendi menfaatleri adına verdikleri birkaç milyar Euro’luk bir sus payı ile Suriyeli göçmenleri bizim sırtımıza sararak vizesiz Avrupa safsatasıyla tavizler koparmalarını sade bir vatandaş olarak ben kabul edemiyorum.
O halde Suriyeli göçmenler krizini üç beş milyar Euro vermekle sırtımıza sarmalarına müsaade etmememiz lazımdır. Bölgede yaşanan krizin temelinde ne olduğunu biliyoruz. Başta ki etkeninde Avrupa ülkelerinin kendi çıkarları uğruna beklentilerine yönelik ahlaksız silah ticareti ile bölgede yaşayan insanların Müslüman olmasından kaynaklanan adı konmamış haçlı savaşıdır. Haçlı savaşı sanmayın ki Selahaddin-i Eyyubi ile bitmiştir. O savaş hiçbir zaman bitmedi ve bitecek gibi de görünmüyor.
Ta ki bu yaşananların ucu ne zaman kendilerine bir nebze dokundu. Hemen harekete geçtiler. Bölgeye yağan akın akın Suriyelilerin önlerinin kesilmesi için sözde ellerinde ki gardları açtılar.
Peki, bizim bu konuda ki duruşumuz niçin hala gevşek?

Sizden gelecek paraya ihtiyacımız yoktur. Sığınmacıları eşitlik anlayışı içerisinde paylaşacağız diyerek bir rest çekebilmek bu ülkenin asıl duruşu değil midir?
Zaten iki milyonun üstünde göçmeni kabul etmişiz. Bunlara iş vermiş, yedirmiş içirmişiz. Halende kalben yedirip içiriyoruz. Bunlara vatandaşlık numarası bile vererek ülkemiz imkânlarından yararlanmalarına ön ayak olmuşuz. O halde onlarda üzerlerine düşen hisseyi alacaklarına niçin geri adım gidiyorlar?
Kabul edebilecekleri 50.000 evet sadece Elli Bin mülteci için takla üstüne takla atan Avrupa etkin olduğu krizin sebepleriyle boğuşmakta niçin bu kadar ikircikli davranıyor?
Çünkü o insanları kendi ülkelerine ilticası yeni istihdam alanları zorlamaktır. Müslüman milletin sınırları içerisine yerleşmesi demektir. Bu da üremekten aciz batı toplumuna İslami kuşatma anlamı içerir. İslami akımların oluşması durumlarına karşı batı âlemi ellerinde ki ilk gardlarını açtılar. Bu ilk gardlarında da hemen kuyruğumuzu kıçımızın altına sıkıştırdık. Bu durum hiç hoşuma gitmiyor. Bilmiyorum vatandaşımız ne düşünüyor ama ülkemizde yaşayan Suriyeli nüfus yeterlidir. Bu rakamın üstünde Suriyeli almak demek geleceğimiz adına birçok sorumluluğu ve riski de üzerimize almak demektir.
O halde bırakalım bunları Avrupa’nın çeşitli ülkelerine yerleşsinler. Oralarda iş bulup oraların ekmeğini yiyip suyunu içsinler.
Bizde kabul ettiğimiz 2 milyon Suriyeliyi besleyelim. Ama Avrupa’nın ali cengiz oyunlarından uzak duralım.
Bu yazdıklarım benim kişisel düşüncelerimdir. Ama durumun ehemmiyetini anlamanız içinde sanırım yeterlidir. Avrupa’nın ağzımıza çaldığı bir parmak bal ile geçiştirilecek kadar basit bir konu değildir.
Değerli okurlarım, yazdıklarıma katılırsınız ya da katılmazsınız. Ama biz Müslüman olarak üzerimize düşen ihvanca yaklaşımımızı bugüne kadar fazlasıyla sergiledik. Batı dünyası da dilinden düşürmediği insanca yaklaşımını sürdürmelidir. O yaklaşım sınırlarına dayanmasın diye ödenecek birkaç milyar Euro’luk bir ödemeyle sorumluluktan kurtulmak değildir. Türkiye’miz bir zamanlar birkaç milyar Euro için belki kırk takla atıyordu. Ama artık o devirler geçmiştir. Bundan sonra Avrupa ülkeleriyle eşit kulvarlarda yarış halinde olduğumuz bilinmelidir. Kimseye karşı minnet borcumuz yoktur. Türkiye’mizin batı ile doğu arasında bir köprü olduğu aşikârdır. Ama bu köprü vazifesi sadece zor zamanlarda batının elinde oyuncak olmaktan kurtarılmalıdır. Bizler köprü vazifesinden şunu anlarız. İslam ile Hristiyanlık arasında köprü vazifesi görüyoruz. Batı medeniyeti ile doğu medeniyeti arasında köprü vazifesi ifa ediyoruz. Kültürlerin kaynaşması anlamında önemli bir görev ifa ediyoruz. O halde batıda üzerine düşen görevi bihakkın yerine getirmeyi öğrenmeli ve topu taca atmaktan kendini kurtarmalıdır.
 
Bu yazı toplam 67 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.