1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Ali ACAR

  3. AB’nin Siyasal Boyutu
Prof. Dr. Ali ACAR

Prof. Dr. Ali ACAR

Yazarın Tüm Yazıları >

AB’nin Siyasal Boyutu

A+A-
Türkiye soğuk savaş yılları boyunca NATO'nun güçlü bir müttefiki olarak kendini konumlandırmıştır. Birçok ülkeye nazaran erken sayılabilecek bir devirde demokratik hayata geçmesine rağmen sık sık askeri ihtilallere maruz kalmış ve siyasal ittifaklardan kaynaklanan çıkarlar doğrultusunda bu askeri ihtilaller ve özellikle 15 Temmuzdaki FETO/PYD darbe terörü demokratik dünyadan yeterli tepkiyi almamıştır.

Avrupa’nın doğu kısmının yeni dünya düzeni açısından ele alınmasında Türkiye tartışmasız ilk ve en önemli aktördür. AB aday ülkesi olmasına rağmen AB üyesi olan ülkelerdeki uygulamalar ya da OHAL uygulamaları gözardı edilmektedir. Fransa’da bile ufak çaplı bir olayda ülke genelinde OHAL ilan edilmekte hatta 6 ay daha uzatılmaktadır.

Bu arada Türkiye’nin jeostratejik konumu, Müslüman bir toplumda demokratik bir kültür oluşturması açısından son derece önemli bir katalizör misyon yüklenmektedir. Son yıllarda AB katılım
müzakereleri kapsamında önemli reformlar yapmış ve yine son yıllarda gösterdiği ekonomik atılımlarla tüm dünyanın tartışmasız ilgisini üstüne çekmektedir.

Bunun sonucunda da evrensel insan haklarının temini konusunda önemli düzenlemeler getirildi. "İnsan hakları konusu Türkiye'nin dış ilişkilerinde en çok Avrupa Birliği ile olan ilişkileri etkilemiştir. Çünkü son 30 yılda Türkiye'nin insan hakları alanındaki gelişmelerin büyük bir kısmı Avrupa Birliğine üyelik perspektifi çerçevesinden yapılan düzenlemeler çerçevesinde olmuştur. "Türkiye- Avrupa Birliği ilişkileri önemli ölçüde siyasal sorunlar, bunlar arasında insan hakları ve demokratikleşme üzerine yoğunlaşmıştır. 1987'de AİHM'e bireysel başvuru hakkının tanınması, 1988'de Birleşmiş Milletler İşkenceyi Önleme Anlaşmasının imzalanması, 2002 yılında idamın kaldırılması, 2004 yılında DGM'lerin kaldırılması, 2010 yılında Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının verilmesi gibi kritik değişiklikler getirildi.

Öte yandan AB Türkiye'nin kendi başına hareket eden güçlü bir oyuncu olmasını istememektedir. "Yani AB, 'Ey Türkiye... Benim içimde olacaksın. Bana tabi ol. Kendi başına bir güç olma' diyor. Zaten bu
bölgede çok güçlü bir Türkiye kimsenin işine gelmez.” Bununla birlikte son yıllarda Arap ülkeleri ve özellikle Arap halkları üzerinde modernizmin İslami versiyonunu sunmak gibi bir misyon da yüklenmiştir ve bir çok Arap halkı açısından Türkiye gıpta ile bakılan bir ülke konumundadır. Bu perspektif Arap dünyasının kendi diktatöryal yönetimlerini sorgulamalarına, o ülkelerde de demokrasi kıvılcımlarının harekete geçmesine katkı sunmuştur. "Türkiye'de, demokratikleşmenin güçlü bir itici gücü vardır: Ülkeye çeki düzen vermeye zorlayan Avrupa Birliği'ne girme hedefi. Bunun da itici gücü Soğuk Savaşın sona ermesinden sonra oluşan paradigmanın Türkiye'nin salt güvenlik eksenli politikalarla etki altına alınamayacağı görülüyordu. Ama hala Türkiye AB’ye girme konusunda gerekli kriterleri yapmaya çalışıyor Ama ya AB ne yapıyor.

Üye ülkelerine yapamadığı baskıyı yapmaya çalışıyor..

Bazen gözdağı veriyor…

Buna da Sayın C. Başkanımız yerinde cevap veriyor.

AB her ne kadar iyi görünürse de Türkiye’ye yanaşıyor gibi görünse de onun genlerinde ve idealinde her zaman Türkiye üzerinde büyük oynama, büyük oyuncu olma ruhu mevcuttur. Bu ruh kolay
kolay pes edecek bir ruh hali değildir.

Demokratik uygulamalar ile insan hakları alanında da yeni dünya düzeni artık ülkelerin sınırlarını aşkın bir boyut kazanmıştır. Yüzyıllardır devletler sisteminin ana aktörü olan ulus devlet formunun
temel varsayımı olan ulusal egemenlik ve içişlerine karışmazlık ilkesi artık küresel yeni düzende sorunlu hale gelmiştir. Şekillenen yeni normatif ve uluslararası yapı, ulusal devletlerin hem içerde izledikleri insan hakları politikasını etkilemekte, hem de dış politikalarındaki insan hakları sorunlarına duyarlılıklarının yansıtılmasını gerektirmektedir. Bunun devamı olarak yeni sistemin yeni sivil toplum olgusu da tek başına bu normatif yapı üzerinde tartışılmaz bir baskı unsuru olarak yer almakta ve AB başta olmak üzere diğer ülkelerin direktiflerine göre yeniden pozisyon almasında etkin rol oynamaktadırlar. Ama Türkiye bunların farkındadır.
 
Bu yazı toplam 194 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.