1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

  3. Acının bahçesinde büyüyen kan kırmızısı güller ve bir hakkın teslimi
Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. dr. ahmet kağan karabulut
Yazarın Tüm Yazıları >

Acının bahçesinde büyüyen kan kırmızısı güller ve bir hakkın teslimi

A+A-
Geceleri rüyalarımda kana boyanmış her yer, vefat edenler tek tek ya da toplu halde, yananlar, yakılanlar, can çekişenler, ağlayanlar, ezilenler, azaları kopanlar ve çok ilginçtir ki gözümün önünden geçen yavaşlatılmış mermiler; ağır çekimde, sadece üzerlerindeki yazıları okuyabiliyorum derince kazınmış; “kardeş mermileri” diye. Acım katlanıyor, gözlerime yaş yerine kan oturuyor, haykırmak istiyorum, heyhat, sesim de çıkmıyor, nefesim de. “Yeter artık! Durun, yapmayın! Daha fazla kardeş kanı akıtmayın! Bebeleri öksüz yetim bırakmayın! Çocukları, bebekleri, anaları, genç kızları, delikanlıları artık vurmayın! Kimseyi öldürmeyin, yaralamayın, yakmayın Yeteeeeeeer!!!” diye bağırmak istiyorum. Ya sesim çıkmıyor, ya da kimse üstüne alıp da dönüp bakmıyor bile, acım artıyor, boğazıma düğümleniyor, yumruk olup göğsüme çöküyor, bunalıyorum, boğuluyorum, kahroluyorum…

Son zamanlarda gecelerim de gündüzlerim de inanıyorum ki birçoğunuz gibi böyle duygularla geçip gidiyor. Rabbimin adaletinin tecelli etmesini bekliyor, mazlumların hakkını ve intikamını zalimlerden alacağı zamanın bir an önce gelmesini diliyorum. Bir taraftan da soruyorum kendime, “sahi bu olup bitende ne kadar katkım, katkımız var” diye. Öyle ya, bize kardeş olmamız emredilmişti, mazlumun yanında yer almamız, bir kötülük gördüğümüzde onu elimizle ya da dilimizle düzeltmemiz emredilmişti. Bir bedenin azaları hükmünde olduğumuz İslam kardeşlerimizden herhangi birinin canı acıdığında onun acısını hissetmemiz, yarasına merhem olmamız emredilmişti. “Haksızlık ve zulüm karşısında susan dilsiz şeytanlar” gibi olmamamız, adam sendeci davranmamamız tebliğ edilmişti inandığımız dinin Mübelliği (sav) tarafından. Müslümanlar olarak sadece şehit kardeşlerimiz için dua edip gözyaşlarıyla zulmün durmasını dilemenin de ötesinde bir şeyler daha yapabilmemiz bekleniyordu değil mi? Elbette ki İzzet, Celâl ve Azamet sahibi olan Rabbimiz vasıtalı ya da vasıtasız olarak El Celil, El Cebbar, El Müntakim, El Kahhar isimlerini tecelli ettirecek kudretin sahibidir. İyi de bu vasıtasız olarak husule gelirse bizim imtihanımız ne olacak? Nasıl sonuçlanmış olacak?

Bu anlamda, din kardeşlerini, kadın, kız, çoluk çocuk, yaşlı genç demeden acımasızca katleden Esed ve yandaşlarını da, bu zulümlere destek ve ortak olan İran ve Hizbullah yetkililerini de, Mısır’daki darbeyi gerçekleştiren zalimleri ve onlara destek veren Suud ailesi ve körfez ülkelerinin emirlerini de Rabbimin kahredici gücüne havale ediyor, şiddetle tel’in ediyorum. “Siz nasıl bir Müslümansınız?” demekten de maada, “Siz sahi nasıl insanım diye yeryüzünde dolaşabiliyorsunuz ey zalimler güruhu?” diye haykırıyorum, utanmaktan aciz ve hayadan eser kalmamış suratlarına…
Diğer yandan herkesin çok iyi bildiği ama aramızdaki bazılarının yüksek değil alçak sesle bile seslendirmeye cesaret edemediği bir gerçeği tekrar hatırlatmak istiyorum “Küfür tek millettir”. Bize emredilmişti ya hani hatırlarsak “Allah’ın düşmanlarını dost edinmeyin” diye. Yine hatırlayalım ilahi mesajı “Siz onlar gibi olmadığınız sürece, onlar sizden razı olmazlar”. Onlar bizden razıysalar eğer, oturup, başlarımızı ve kalplerimizi ellerimizin arasına alıp imanımızı ve yolumuzu yeniden sorgulamamız gerekiyor. Onlar gibi, yani Çeçenistan, yani Hocalı katliamlarını yapanlar gibi, Afganistanlı bebeleri elsiz, ayaksız bırakanlar gibi, Arakan’da sırf “Rabbim Allah’tır” dediği için kardeşlerimizi diri diri yakanlar gibi, Bosna’da, Irak’da, Filistin’de, Lübnan’da, Somali’de, Sudan’da, Doğu Türkistan’da kardeşlerimizi katledenler, kız kardeşlerimizin namuslarına halel getirenler gibi olmamamız, onların bu yaptıklarına engel olmamız, en azından açıkça ve korkmadan kınamamız emrediliyordu. Onların, yani İslam’a ve Allah’a müslümanların nezdinde savaş açmış olanların yaptıkları bugün maalesef Suriye’de ve Mısır’da müslüman olduklarını söyleyenlerin elleri ile yapılıyor. Biliyor ve iman ediyoruz ki “Ne Cennet ucuz, ne de Cehennem lüzumsuzdur”. Bilhassa Cehennem’in zalimler için yaşaması ve var olması gerekmektedir.

Ne yazık ki zaman, acının bahçelerinde kan kırmızısı güllerin yetişmesi zamanı olarak takdir edilmiştir. Belki de dün dini vecibelerini dahi tam olarak yerine getiremeyenlere Rabbim gülerek şehitlik mertebelerine yükselmeyi nasib etmişti Rabia meydanında, kim bilir. Acılar gerekliydi belki de imanın kavileşmesi için, Rabb’imize yakınlaşabilmek için, kul olduğumuzu yeniden hatırlayabilmek için, tıpkı Yasir’in, Sümeyye’nin, Ammar’ın, Bilal’in, Ali’nin, Hüseyin’in, İmam-ı Azam’ın (ra) yaşadığı acılar kabilinden…

Teselli olmaz belki ancak yüreğimizdeki yangına serpilen tek bir damla su ise kendi ülkemizden gelmekte. Sokaktaki vatandaşından en tepedeki idarecilerine kadar herkesin yekvücut zulmü ve zalimleri tel’in ettiği bir ülkede yaşıyoruz çok şükür. Evet, ben, Başbakanının zalime ve zulmüne karşı durduğu, tüm dünya düzenine ve uygulayıcılarına karşı çıkarak zalim ve katillere, “siz zalim ve katillersiniz, biz de mazlumların yanındayız” diyebildiği bir ülkenin vatandaşı, bir milletin ferdi olmakla iftihar ediyorum. Kim ne derse desin, dünyayı yöneten güç odaklarının baskılarından çekinmeden, onlara boyun eğmeden, daha iki ay öncesinde aynısıyla tehdit edilmiş biriyken üstelik, mertçe, yiğitçe “artık yeter, yedi milyar insanın geleceği Birleşmiş Milletler’in veto hakkı bulunan beş büyük üyesinin liderlerinin iki dudağı arasında olmamalı, olamaz” diyebilen bir iradenin de en azından bu kadar takdiri hak ettiğine inanıyorum. İyi ki başımızda sünepe, kişiliksiz, karaktersiz, hiçbir kutsalı olmayan ve hiçbir kutsal için hiçbir fikir çilesi çekmemiş, vicdansız, merhametsiz, mazlumlar için dahi iki damla gözyaşı dökemeyecek kadar kalpleri katılaşmış birileri yok.

Allah (cc) kendi yolunda hak, adalet, hakkaniyet ve liyakat esasları üzerinde dürüstçe yürüyenlerin muini, dostu, yardımcısı olsun. Bu yolun yolcularının say ve gayretlerini rızasına muvafık eylesin, hatalardan uzak eylesin, zalimin karşısında, mazlumun yanındaki şecaatli ve vakur duruşlarını, kâfirlere karşı şedid, mü’minlere karşı merhametli hâl ve tavırlarını daim eylesin. Bu minval üzere, bu yolda yürüdükleri sürece de onlara, devletimize ve milletimize zeval vermesin, her türlü maddi ve manevi tehlike ve felâketlerden muhafaza eylesin. Tüm mazlumların arşa yükselen ahlarının hesabını sormak için, müslümanların elinde ahir zamanda “garib” olan Din’i Mübin-i İslam’ın izzetini yeniden yükseltebilmek için, bu dinin şerefli sancağını yeniden zirvelerde dalgalandırabilmek için, yeryüzünde hak ve adalet temelli bir nizamı yeniden tesis edebilmek için Rabbim hepimize izan, akıl, idrak, basiret, feraset, güç, kuvvet, gayret, inayet, tevfîk ve hidayet versin ve bizleri her türlü hayır işlere memur ve muktedir eylesin…
 
Bu yazı toplam 41 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.