1. YAZARLAR

  2. Yaman ADAM

  3. Adım Atmak
Yaman ADAM

Yaman ADAM

Yazarın Tüm Yazıları >

Adım Atmak

A+A-
Bugün de küresel sömürü düzeninin toplum mühendisliğini üstlenen bazı taşeronlardan bahsedelim. CNN, NBC, ABC, FOX gibi güdümlü tüm ana medya kurumlarına sahip olan televizyonlar ve diğer devletlerdeki bu televizyonların şubeleri, uzantıları, taklitçileri, tüm haberleri belirli bir incelemeden/süzgeçten geçirdikten sonra küresel sömürü sistemi tarafından belirlenmiş politikalar doğrultusunda yayın yapmaktadırlar ve insanların düşünmelerine, uyanmalarına, sorgulamalarına, doğruyu öğrenmelerine, tarafsız habere ulaşmalarına kesinlikle müsaade edilmez.  Bu nedenle haberleri internetteki bağımsız haber ajanslarından öğrenmek daha mantıklı ve sağlıklıdır. Çünkü internetteki serbest bilgi dolaşımı, kurulu küresel sömürü düzeninin kontrolünü zora sokmaktadır. İnternet, “surda açılmış bir gedik” gibidir.

Birleşmiş Milletler, NATO gibi güç ve yaptırım kurumları, kurulu düzenin işleyişine ve yeni sömürü açılımlarının oluşumuna hizmet eder.  Savaş doğaldır ve hayatın bir parçasıdır.  Fakat savaşın bile kuralları vardır. Savaşı zulüm ve sömürü amaçlı yaparsanız sonucuna da katlanmak zorunda kalırsınız. “Zulümle âbâd olanın akıbeti berbât olur” demiş atalarımız. 

Her gün travma sonrası ortalama 15-20 eski Amerikan askeri intihar ederek hayatına son veriyor.

Enerji şirketleri de bu küresel sömürü düzenin kollarından biridir. Bu nedenle başta ülke olarak; hatta gerekirse fert fert güneş, rüzgar, su gibi yenilenebilir, doğaya hiçbir zararı dokunmayan enerjilere yönelmenin vakti çoktan geçmiştir. Araba kullanıyorsanız; en az yakan, silindir hacmi en düşük, en ekonomik arabayı tercih edin.

Politik düzenler ve demokrasi aldatmacası insan zekâsına kurulmuş en büyük tuzaklardır. Küresel sömürü düzeninde hiçbir zaman asla kitaplarda yazıldığı gibi gerçek bir demokrasi olmamıştır olamaz da. Küresel sermayenin taşeronluğunu yapan ABD’nin demokrasi getirdiği burnunuzun dibindeki ülkelerin pür-melalini görmüyor musunuz?

Demokrasiler darbelerle, suikastlarla, savaşlarla, baskınlarla, post-modern müdahalelerle, başta ABD olmak üzere gerek diğer dünya ülkelerinde gerekse bizim ülkemizde her zaman sekteye uğramıştır. Yani halkın kendi kendini yönetmesi diye bir şey yoktur ve hiç olmamıştır. 3-4 yılda bir hükümet değiştirmek, politik bir kandırmacadan ibarettir. Seçtiklerimiz/seçtirildiklerimiz, mevcut düzeni belirlenmiş kurallara göre devam ettirmek üzere işbaşına gelirler. Oysa değişmesi gereken kokuşmuş sistemin kendisidir. Ona dokunmak ise hâlâ çok tehlikelidir(!) ve ağır bedeller ister.

Her zaman küresel sömürü şirketlerinin kontrolünde; suni olarak aynı şirketlerin güdümündeki medya tarafından popülerlikleri şişirilerek halk kandırılıyor ve onların dümen suyunda hükümetler işbaşına getiriliyor. Yaramazlık eden olursa da cezası kesiliyor. Ya zehirleniyor, ya bir suikasta, kazaya kurban gidiyor. Ya da ülkesinde ayaklanmalar, isyanlar, iç savaşlar tezgâhlanıyor. O da olmazsa bir bahaneyle ülkesi başına geçiriliyor.

Bu durumda ya parasal sömürü sisteminin bir parçası olmaya devam edeceğiz ya da özgür olma yolunda bilincimizde bir kıvılcım ateşleyerek adım atabiliriz.

Yunus suresinin 23 ve 24. ayetlerinde işret edilen “geçici alçak hayatın zevkini sürmeye” devam edenler, sonuçta dönüp dolaşacağımız yer, hesap günü değil mi?

Dünyanın bütün geçici süslerini takınıp süslenerek, yeryüzünde kendilerini dokunulmaz kılanlar/sayanlar/sananlar, hiç beklemediğiniz bir anda tırpan yemiş, kesik/biçilmiş otlara dönersiniz de sanki daha önce bir şenlik/curcuna yokmuş/yaşamamış gibi oluverirsiniz.

Yüzleri gece karanlığına bulanmış/kaplanmışa dönüverirsiniz. Yerden ve gökten Allah(cc)’tan rızıklananlar, gözleriniz ve kulaklarınız, hâsılı tüm varlığınız kimin mülküdür?

Zanla yaşamayı bırakalım. Allah(cc) affedicidir, Settar’dır. Günahları örtücüdür; ama “Allah(cc) affeder” zannıyla şeytan ayağımızı kaydırmasın!

Ebu Cehil gibi yaşayıp, Müslüman gibi ölmeyi beklemeyelim. “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz; nasıl ölürseniz öyle de dirilirsiniz” gerçeğini unutmayalım. Yaşantımız Peygamberinkine,  sahabelerinkine mi benziyor; yoksa Kârunlara, Firavunlara, Ebu Cehillere mi?

İhsan Süreyya Sırma; “Allah(cc)’ın laneti üzerine olası Ebu Cehil günümüzde yaşasaydı Müslüman kabul edilirdi” diyor. Çünkü Ebu Cehil de Allah(cc)’ı biliyor ve bir yaratıcının olduğuna inanıyordu.  İyi düşünüp “ümit ve korku” dengesini hayatımıza mihenk kılalım.

Kim ölüden diri, diriden ölü yaratıyor?

Hayat ya doğrular üzerine bina edilir ya da sapkınlık üzerine. Sapkınlığı tercih etmekle neleri kaybettiğimizi düşünmek çok mu zor?

Eninde sonunda bizi yaratana döndürülmeyecek miyiz?

O halde bu inat niye ve ne için?

“Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklâl!”

diyen merhum özgürlük marşı Şairi Mehmet Âkif’in;

“Allah’a  (cc) dayan, sa’ye  sarıl, hikmete râm ol!

Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol!”

dediği gibi, ebedî kurtuluş için Kur’ân ve sünnetin dışında başka bir yol yok!

Gayrısı çıkmaz sokaklar, hüsran ve nedamet yollarıdır. Akibeti ise cehennem.

“Yaşasın Cehennem, zâlimler için!” diyor ya Üstât Bedî üz-Zaman Said-i Nursî(k.s).

Kendi kendimizin zalimi olmayalım. Değişmek noktasında bir adım atma çabası içine girelim. Zira “Bir toplum kendini değiştirmedikçe Allah o toplumu değiştirmez…”

 

 

Bu yazı toplam 439 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.