1. YAZARLAR

  2. Mehmet Kaçar

  3. ADINI “TÜRKİYE” KOYDUM!
Mehmet Kaçar

Mehmet Kaçar

Yazarın Tüm Yazıları >

ADINI “TÜRKİYE” KOYDUM!

A+A-

Aydın Ayhan, Rahmetli İlşekercinin eczanesinde oturuyordum. İçeri genç bir karı-koca girdi. Bana “Hocam, sizi televizyonlardan tanıyoruz. Bizim dedelerimiz de Çanakkale’de kalmışlar. Dönmemişler. Bir sorumuz var. Çanakkale savaşına katılıp da en son gelen acaba kaç tarihinde geri geldi?” diye sordular. Ben: “Kayıtlara göre en son 1952 de iki kişi geri dönmüş. Bunlardan birisi Burdur’a, diğeri Zonguldak’a dönmüşler.” Dedim. Yanımda oturan Üçpınar köyünden Remzi adlı arkadaş atıldı: “Hocam, o da bi şey mi? : Oda bi şey mi? Bizim köye tam 64 yıl sonra biri çıktı geldi..” Ben çakı bulmuş bir çocuk gibi sevinerek atladım: “Nasıl oldu? Anlat bakalım.” 1978 yılında Balıkesir istasyonunda elinde bir torba, garip kıyafetli yaşlı bir ihtiyar iner. İstasyon önündeki taksilerden birine sorar: “Oğlum, beni Üçpınar köyüne götürür müsün? “Götürem amca, bin arabaya?” O zamanlar Üçpınar’a giden yol, eski garajın üzerinden geçerek Toygar’dan Üçpınar’a giderdi. Şoför o yöne doğru arabayı sürerken Toygar Tepe’ye geldiklerinde şoför: “Amca, bak Üçpınar Köyü karşıda..” Adam: “Yok oğlum...Değil... Bizim köyün evlerinde dam yoktur. Bu köyün bütün evlerinde dam var.” Biraz daha giderler. Yolun hemen solundaki köyün mezarlığı önünden geçerlerken adam: “Dur...! der. Dururlar. Adam taksiden iner, mezarlığa girer, bir ağaca sarılır. Biraz sonra geri gelir. “Tamam oğlum, burası bizim köy. Bu ağaç, Hacı Abdullah’ın çetlemiği(çitlembik). Tanıdım. Köye giderler. Taksi köy kahvesi önünde durur. Adam taksiden iner ve kahveye girer. Yaşlı adam bir yere oturur. Hiç konuşmadan kahvedekilerin yüzlerine defalarca bakar. Kahvedekilerden birisi köy muhtarına gider ve kahveye garip bir ihtiyarın geldiğini, hiç konuşmadan herkesin yüzlerine baktığını söyler. Muhtar hemen koşarak kahveye gelir. İhtiyar adama: “Amca sen birini mi arıyorsun? Sen kimsin? Nerelisin? “ diyerek sorgular. Adam: “Kimseyi aramıyorum oğlum ben de bu köydenim.” Muhtar:” Amca, ben yirmi senedir bu köyde muhtarlık yapıyorum. Seni hiç görmedim ve tanımıyorum. Kimlerdensin sen?” Adam: “Çok odu oğlum. Beni ancak ihtiyarlar tanır. Onları çağırır mısın?” Biraz sonra kahvahaneye köyün bütün ihtiyarları toplanır. Ama hiç biri geleni tanıyamamışlar dır. Yabancı ihtiyar sormaya başlar: “ Süleyman Çavuş?”, “Öldü.”, “Recep?” , “Öldü”, “Koca Salih?”, “Öldü”, “Eyüp Çavuş..?”, yaşlı bir adam yavaşça ayağa kalkar. “Eyüp Çavuş benim..” Yabancıya bakar, bakar, bakar... Sonra birden gelen bu yabancı misafire sarılır. Muhammet(Remzi), sen misin, sen o musun? Nerelerdeydin be? Eyüp Çavuş yabancı adamı tanımıştır. Yabancı, başlar anlatmaya: “Çanakkale Cephesinde harp 1916 yılı başında bitince, Gazze Cephesine götürülür. Orada yaralanınca, Halep’de Asker Hastanesinde tedavi edilirken İngilizler gelir. Halepliler; “Bunlar bizim insanlarımız. İngiliz gâvuru, bunlara eziyet eder.” Diyerek yaralıları hastahaneden kaçırıp evlerine götürürler. 1918 tarihinde olan bu hadisenin üzerinden tabi doğal olarak yıllar geçmiştir. Bir türlü vatanına dönemez bizim askerler. Üçpınarlı Muhammet de oralarda kalır. Orada evlenir. Çocukları olur. Ama vatan hasretini hiç dindiremez. Harıl harıl yanmaya devam eder yüreciği. Ne var ki, altmış dört yıl sonra son bir defa olsun vatanını görmek arzusuyla Balıkesir’in Üçpınar köyüne gelir. Son bir kez daha vatan toprağını, köyünün toprağını koklamak ve sağ olanlarla helalleşmek ister. Yabancı sordukça sorar; “Bizimkilere ne oldu? Yaşayan var mı? “Ne olacak bunca zaman, anan öldü. Baban öldü. Amcan öldü. Dayın öldü. Karın öldü. “Ama kızın yaşıyor ayni o sağ.” “Neeee? Kızım sağ mı? Aaah benim bir de kızım vardı. Ben seferberlikte savaşa gittiğimde on beş günlüktü daha. Nerede şimdi benim kızım? “ Bak şu caminin yanındaki ev muhtarın evi. Onun yanındaki değil de öteki ev kızının evi. Bizler ona Çakır Hatça deriz. “Ama kızım beni hiç görmedi ve şimdi tanımaz ki?” Sen burada bekle. Ben ona söyleyeyim ve hem de çağırıp geleyim. Adam gider. Hatça teyze avluda leğende çamaşır yıkamaktadır. Eyüp Çavuş telaş içinde avluya girince; “Hayrola, Eyüp Dayı, Ne var?” Hatça kızım, sana müjdeli bir haberim var. Baban geldi.. Baban sağ...” Hatça Teyze; Iıııh.!” Diyerek bayılıp düşer. Biraz sonra ayıltılınca; “Eyüp Dayı, bu nereden çıktı şimdi, bunca zamana kadar bana hep babamın şehit olduğunu söylediler ya.?” Kızım gelen baban.Ben onu tanıdım.” “Nerede babam?””kahvenin önünde.” Hatça teyze hemen fırlar. Eyüp Çavuş da arkasından çıkar. Gelen Muhammet(Remzi) Çavuş gelenleri görünce o da koşarak karşılamaya gelir. Ama ikisi de birbirlerine yabancıdırlar. Öyle ya hayatın bin bir derdi ile gurbet ellerinde kalmış, bir kızı olduğunu unutmuş birisinin altmış dört yıl sonra yaşlı bir kadın karşısına çıkıyor ve onun kızı olduğunu söylüyor. Altmış dört yıl babasının öldüğü söylenen birisine de, karşısında duran ihtiyar adamın babası olduğu söyleniyor. Karşı karşıya gelip garip bir şekilde birbirlerine bakıyorlar. Biraz sonra Eyüp Çavuş: “Kızım Hatça, bu senin baban. Ben kendimden nasıl eminsem, bu adamın senin baban olduğundan da o kadar eminim. Öp babanın elini. “ der. O gece Üçpınar köyünde bayram şenliği yaşanır. Herkes bu yeni duydukları akrabalarını ziyarete gelirler. Muhammet Çavuş on beş gün kadar, köyünde gezer dolaşır. Tarlalara gider, tepelere çıkar. On beş gün sonra kızına: “Kızım, ben artık gidiyorum. “Der. Kızı: “Baba, nereye gidiyorsun? Bu gördüğün her şey senin ya” “Hayır kızım. Ben artık Halep’liyim. Orada kardeşlerin var. Bir oğlum, bir kızım var. Ben sadece bir kere daha yurdumu, vatanımı ölmeden önce görmek için geldim. “ der ve ertesi gün gider. Ertesi yıl gene gelir. Bu sefer oğlunu ve kızını da getirmiştir. Oğlu Halep’te inşaat mühendisi imiş. Onun adını da “Muhammed Remzi” koymuş. Kahvede kendisine sormuşlar. “Senin adın Muhammed. Ama oğluna neden kendi adını verdin?” “ben vatan hasreti ile yıllardır o kadar yandım ki, ben ölmeden vatanıma kavuşamazsam, adımı hiç değilse oğlum götürsün vatanıma diye kendi adımı verdim oma da.” Halep’te doğan kızının adını ne vermiş biliyormusunuz? O altmış dört yıl hasretini çektiğinin, yüreğini yakanın adını koymuş. Dünyanın en güzel adını koymuş. Kızının adı :
“TÜRKİYE” .Evet kızının adını “Türkiye” koymuş. Türkiye Suriye Hama’da yaşıyor. Suriye’de dört ayrı şehirde torunları var. (Kaynak kişi Sadullah Özcan).
Selametle!.... 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.