1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. Ağlamak serbest
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

Ağlamak serbest

A+A-

Bugün size mahkemede yapılan bir duruşma hikayesi anlatacağım.Ancak ondan önce yine bugünlerde hükümetin bazı reform çalışmaları var. Bu reform çalışmalarından birisi de hukuk reformu olduğu söylenmektedir.

Katilinde,teröristin,,hırsızında hukuka ihtiyacı var. Dileyelim ki, gerçekten bir hukuk reformu  yapılın ve adalet sistemi hukuka uygun çalışır.

Birde muhalefetin yine bugünlerde yüksek sesle dillendirdiği Erken seçim çağrısı var.Bakalım yıl başına  nasıl gireceğiz?Birlikte göreceğiz.

+++

Şimdi sizi duruşma salonuna götürüyorum.

Salona eli bağlı üç kişi getirildi,sanık sırasına oturtuldular.

Mahkeme başkanı Saruhan Mebusu Mustafa Necati, sanıklardan en yaşlısına, ihtiyar köylüye sordu.

-Baba Adın ne?

Dinleyicilerde bir ferahlama görüldü.

Demek bu ihtiyarın suçu ötekilerden daha hafifti. Bu yüzden ilk yargılanıyordu.

İhtiyar ayağa kalktı.

-Hüsnü

-Baba adı ?

-Ramazan

-Nerelisin ?

-İnebolu’nun Çatal bucağından.

-Baba, sen askerden kaçan oğlunu evinde saklamış, bir asker kaçağına yataklık etmişsin!

-Tövbe de Reis bey !

-Ben tövbe dedim,sen ne dersin ?

İhtiyar köylü başkanın üstelemesinden sıkılmıştı. Elini koynuna sokup yıpranmış, buruşuk iki tomar kağıt çıkardı kürsüye doğru salladı:

-Reis Bey, Reis Bey!..

Şu kafa kağıtlarının içini okusan bana dediğinden utanırsın!..

-Neden ?

-Bu kağıtlar Balkan Harbinde ve Çanakkale’de şehit düşen oğullarımın nüfus kağıtlarıdır.

İki arslanını millet için şehit veren baba, üçüncü oğlunu bu ölüm dirim savaşında bir kahpe gibi gizlemez Reis Bey!

Salonda çıt yoktu. Mahkeme üyeleri birbirlerinin yüzüne baktılar.

Şaşkındılar. İhtiyar birden yamalı mintanını yırttı. Çıplak, ak kıllı göğsü dışarı fırladı.

-Hele gel Reis Bey, yakın gelde şu kalbura dönmüş göğsüme bak!

Bu gördüğün yaraları Makedonya'da Bulgar çeteleri ile dövüşürken aldım.

Sekiz yıl askerliğim var benim. Kurşun yarasına yara demem.

Şehit arslanlarımın yarasıdır bağrımı delen.

Benim oğlum askerden kaçsa bile ben saklamam. Bunu böyle bil !

Mustafa Necati Bey sıkıntısını gizleyemeyerek sordu:

-Peki baba. Oğlunu en son ne zaman, nerede gördün ?

-En son ilk kar düştüğünde gördüm. Aha şurada, Kastamonu askerlik şubesinin önünde. Ankaraya selametlerken...

-Sonra hiç haber almadın mı?"

İhtiyar duraladı.

Bu soruyu beklemediği belliydi. Kuşkulu gözlerle dinleyicilerden yana baktı.

Orada birilerinden, birilerinin bir şeyler söylemesinden korkuyordu sanki.

Kararsızdı.

Bir süre sağına soluna baktı.

Sonra tükenmiş bir sesle başkana döndü:

-Diyecem diyecem, emme o itin ipini de ben çekecem!

Başkan gün görmüş geçirmiş bir tavırla sordu:

-Anlat bakalım baba !

-Askerin bazısı Halifecilere kandırılmış, başıbozuk olmuş dediler.

Askerden kaçanları ortalıkta görmüyorduk, emme kulağımıza geliyordu.

Kaçaklar yakalanırım korkusuna evine ocağına gelmezmiş.

Kimi dağa çıkıp eşkıyalık edermiş. Kimi de bir kıyıya siner mektup yazıp evden para istermiş.

Bir ay önce bana da bir mektup geldi. Muhtar getirdi.

Hah dedim, oğlan askerden kaçtı para ister.

Benim okumam yazmam yok.

Utancımdan kimseye okutamadım.

Muhtar her önüne gelene demiş bana mektup geldiğini.

Ele güne bakamaz oldum.

Dünyaya kahrettim eve kapandım.

İhtiyar eğildi, bağlı elleriyle yün çorabının arasından katlanmış bir kağıt çıkardı.

-Aha mektup bu!.. Alın okuyun.

Nerdeyim diyorsa gidin yakalayın.

Asarken de ipini bana çektirin!

Mahkeme başkanı Mustafa Necati kağıdı açtı, okudu.

Birden yerinden fırladı, ağlayarak kürsüden indi. İhtiyarın önüne geldi.

Boğuk sesiyle hıçkırdı:

-Baba bizi bağışla. Küçük oğlun da İnönü'de şehit düşmüş. Sana gelen mektup askerlik şubesinin şehitlik ilmuhaberiymiş.

İhtiyar elini öpmek isteyen Mustafa Necati Beyi durdurdu:

-VATAN SAĞ OLSUN!..

SİZ ASLANLARIM SAĞ OLUN!...

İhtiyar sessizce ağlamaya başladı.

Çıplak ak kıllı göğsü körük gibi inip kalkıyor, kırışık yanaklarından süzülen gözyaşları sakallarının içinde kayboluyordu.

Vatan hainliği suçlamasından kurtulduğuna mı ağlıyordu, son oğlunu da yitirdiğine mi?

Kimse anlayamadı.

BU VESİLEYLE BU CENNET VATANIMIZI BİZE BIRAKAN BÜTÜN ŞEHİTLERİMİZİ GAZİLERİMİZİ MİNNETLE ANIYORUZ

MEKANLARI CENNET OLSUN.(Nebi Erdemden alıntı)

+++  

TREN ÜZERİNDE YAZILAN..

"ESSELAMU ALEYKE YA RASÛLULLAH"

“Peygamberimin gömülmüş olduğu

toprakları abdestsiz kafirlere teslim

etmem..!" diyerek tam 72 gün boyunca

ve 50 derece sıcaklıkta çölde çekirge

yiyerek ordusunu ayakta tutan, İngiliz

ordusunu Medine'ye sokmayan efsane

komutan Fahrettin Paşa! Fahreddin Paşa, Medine'de ki tüm kutsal emanetleri, önünde "ESSELAMU ALEYKE YA RASÛLULLAH" yazan bu trene yüklemiş ve hepsini bir bir Medine defterine kaydederek İstanbul'a göndermiştir...

Kutsal emanetler şu anda emin ellerde, Topkapı Sarayında sergilenmektedir. Eğer Fahreddin Paşa getirmeseydi, Kutsal Emanetler bugün Londra Müzesinde sergileniyor olacaktı! Diğer lakabı ise, Çöl Kaplanı!

Tarihe Birinci Dünya Savaşı (Harb-i Umumi, Cihan Harbi) sırasındaki Medine Savunması ile geçen, “Çöl Kaplanı” ve “Medine Müdafii” lakaplarıyla anılan Türk kumandanı Ömer Fahreddin Paşa, 80 yaşındayken 22 Kasım 1948’de vefat etti

Ruhu şad olsun.

Mekanı Cennet olsun..

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.