1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. AHH! NERDE O ESKİTTİĞİMİZ ZAMANLAR?
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

AHH! NERDE O ESKİTTİĞİMİZ ZAMANLAR?

A+A-

Kış aylarının ilki aralıktayız. Seneler ay gibi hafta gibi geçip gidiyor, bir zamanlar çok uzakta gördüğümüz yaşlılığın içinde kalan ömrümüzü tüketiyoruz. Pazar günü bu yazımı yazmaya başlamadan önce pencereden etrafı temaşa etme imkanı oldum. Geçen hafta ki Antalya seyahatimin sonrasında yorgunluğumu atmaya çaışırken evimin önünde kurulan semt pazarında koşuşturan, tezgahını açmaya çalışan satacağı sebze ve meyveleri istifleyen pazarcı esnafını gözlemledim. Hayat bu şekilde gelip geçecek. Yaş ilerledikçe sevdiğin şeyler başkalaşıyor, sevdiğin insanlar azalıyor. Hayatın hiç şüphe yok ki en güzel öğretisi yaş aldıkça arınıyorsun, hayatında ki fazlalık insanlardan, her şeyden…
Çünkü zaman durmuyor, geçmişin şartları bugün geçerli olmuyor. Geçmişte birbirimize kol kanat germe hasletimiz yerini, kendine odaklı bencilleşmiş, çıkarından ötesini görmeyen, sevgi kelimesini sadece laf olarak değerlendiren etten kemikten ama mekanik bir robottan farksız yapımız, kardeşlik geleneğimiz, empati yapımız kaybolup gidiyor. İnsan öleceğini ne hazindir ki elden ayaktan düşünce hatırlayabiliyor. Hayatının en cıvıl cıvıl, hareketli anlarında vur patlasın, çal oynasın yaşamıyla uhrevi sicil defterini suçlarla, günahlarla, pişmanlıklarla dolduran insanlık ölüm sonrası yaşayacağı nedametin idrakine niçin varamıyor? İnsanoğlu nefse sahiptir, bunu kabul ederim. Ama yaradan nefsle birlikte akıl denilen ve insanla kıymet kazanan bir değer vermiş. Eğer aklınız size Allah’ın yolundan alıkoyuyorsa ve ibadeten uzaklaştırıyorsa siz nefsinizle mücadelede başarı elde edememişsiniz demektir. Hiçbir kayırmanın, torpilin kar etmeyeceği alanda korku ve dehşetle başbaşa kalıvermemek için şimdiden ayağımızı denk almamız gerekmez mi? 
Hayatta en sevmediğim insan tiplerinden ilki, bir şekilde servet edinerek kendini kaf dağının zirvelerine yerleştirdikten sonra diğer insanları hakir gören, cebinde ki paçavralarla her istediğini elde edebileceğini zanneden, kibirde, azgınlıkta, şımarıklıkta sınır tanımayanlardır. Geçen hafta Antalya’da bir fuarda tesadüfen karşılaştığım, devlet destekleri, bankalar, tefeciler vs. kanalıyla zenginlik elde etmiş, Konya’da yerleşik bir firmanın sözde sahibiyle karşılaştım. Hayatının ilk ihracatını benim yaptığım bu zavallı o günlerde ki mütevazi halini bırakmış, bugün konordato çektiği firmasıyla hala kibrin zirvelerinde, konuşma üslubunda, tavırlarında her şeyinde halen kibri görüyor olmaktan esef duydum. Bazı insanlar çizgiden öteye geçtikten sonra hakla hakikatle buluşmakta artık yetersiz kalıyor. Bu da onlardan biri olmuş. Fuarda katılımcı bir arkadaşımın standına da uğramış. Mevcut hükümete veryansın ediyormuş. Düne kadar nimetlerinden yararlandığı hükümet imkanlarından yararlanırken ulaştığı azgınlığı sorgulamıyor da pahalı bir yaşamın sonrasında düştüğü durumun fecaatinden hükümeti sorumlu tutuyor. Yani mantığına göre kendisi her fırsatta haklı çıkacak, hiç yanlışı olmayacak. Öyle bir dünya yok ismi lazım değil kişilik!  
Diğer çıkarcı kesim ise ekonomik durumunun iyi olmasıyla alakalı değil oladabilir olmayadabilir. Ama ben merkezli bencil ahlaki yapısının farkına varamadığı için hatasını ve yanlışlarını göremiyor. Çıkarcı olduğunu kendisi dahi bilmiyor. Düşünün hem menfaatine düşkün ama bu hatasının farkında bile değil…
Bu tür karakter yoksunlarından da mümkün mertebe uzak kalın. Onların çıkarlarına hizmet edecek ve hep kendisini pışpışlayan yapısının düzelmesinin neredeyse imkansız olduğunun bilinciyle bırakıverin kendi hallerine, tenezzül dahi etmeyin. 
Bu arada size kötü olarak yansıttıkları insanların yanına giderek bir de onları dinleyin. Eğer yanına gittiğiniz insan daha samimi ve berrak değilse geçin karşıma beni yuhalayın. 
Çok şey kaybettik. Zamanda bir yolculuk yaptığınızda, geçmişte o kadar samimi ve tatlı şeylerle mutlu olurmuşuz ki bu kapitalist dünyanın zamanla neler getireceğini bilmeden yaşadığımız, etrafımızın güzel, içten ve samimi insanlarla dopdolu olduğu o dönemleri hatırlayın. Bambaşka bir mutluluk yaşardık. Şimdi o mutluluğu dahi unuttuk. 
Biz sobanın içinde ki çıtırdayan odunun nağmesini hatırlıyor musunuz?
Sokaklarda gezinen seyyar satıcı arabalarının ve satıcı neğmelerinin bile insana huzur verdiği günlerdi.
Sokaklarda cıvıl cıvıl oynaşan, misket oynayan, yakan top oynayan, birdirbir oynayan, zıpzıp oynayan o çocuklardık biz…
Bilgisayar, internet, cep telefonu… bilmezdik. Kendi kendimize küser ve barışırdık, ama bugünkü gibi afaki beklentilerimiz yoktu. Güleryüzle, hoş sözle, bir selamla mutlu olmasını bilen çocuklardık biz…
Yaşça büyük olanlarımıza saygıda kusur etmeyen bir nesildik biz… Bugünkü gibi yaşı başını almış ama samimiyetin semtine uğramamış sözde büyüklerimizin cirit attığı bir dünya yoktu. 
Nerden tutarsanız elinizde kalıyor. Maalesef çok şey kaybettik, aslımızı kaybettik, özümüzü kaybettik.    

Bu yazı toplam 909 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.