1. YAZARLAR

  2. Mehmet BİNA

  3. AHİRET HAZIRLIĞI
Mehmet BİNA

Mehmet BİNA

Yazarın Tüm Yazıları >

AHİRET HAZIRLIĞI

A+A-

HASAN-İ BASRİ
BASRA'NIN GÜLLERİNDEN BİRİ... HASAN-I BASRİ 
Ahitname 

Bir gün Basra’da... 
Basra’lı Şem’ûn kendi halinde bir mecusidir. Müslümanlarla içli dışlıdır ve bir sürü güzel haslet edinir. Kimseyle uğraşmaz, yalan söylemez, sözünde durur ve cömerttir. Sonra o gül yüzlü komşusunu (Hasan-ı Basri Hazretlerini) çok beğenir, uzaktan bile görse ayağa kalkar, hürmetle yol verir. 
Hasan-ı Basri, Şem’ûn’un Müslüman olmasını çok ister. Hatta bazı geceler sabahlara kadar yalvarır onun ve onun gibiler için hidayet diler. Rahman ve Rahim olan Rabbimiz bu duaları kâbul eder ve mübareğin tebliğ için beklediği fırsatı önüne çıkarır. Nasıl mı? Anlatalım. 
Şem’ûn amansız bir hastalığa yakalanır. Birkaç gün içinde mum gibi erir ki artık öleceğinin farkındadır. Hasan-ı Basri biraz süt, biraz hurma alır, komşusunun kapısını tıklatır. Şem’ûn onu görünce çok duygulanır. Ağlamakla gülmek arasında gidip gelen bir sesle “Ey asil komşum” der “niye zahmet ettin ki?” 
-Ne zahmeti, vazifemiz değil mi? 
-Biliyor musun ben gidiciyim. 
-Hepimiz gidiciyiz. 
-Korkarım ahirette de görüşemeyeceğiz. Zira inandıklarım doğruysa aynı yerde olmayacağız. 
Mübarek acı acı gülümser. “Peki” der, “ya benim inandıklarım doğruysa?” 
-Yine aynı yerde olmayacağız, zira beni taptığımla yakacaklar. 
-Bak Şem’ûn ateş yaratıcı değil mahlûktur. Alemlerin Rabbi (Celle Celalüh) dilemezse kimseye bir şey yapamaz. 
-Müslümanlar buna benzer şeyleri çok söylerler ama ateşin yakmadığı nerede görülmüş? 
-Ateşin yakmadığını görsen bana inanır mısın? 
-İnanırım. 
Biliyor musunuz veliler hallerini bir sır gibi saklar, tanınmaktan, bilinmekten sıkılırlar. Ancak böylesi hayati kavşaklarda keramet göstermek zorunda kalırlar. Nitekim Hasan-ı Basri Hazretleri de mangaldaki ateşi avuçlar, kızgın korla kollarını sıvazlar. Şem’ûn hayretler içindedir. Büyük veli, bunlar sıradan şeylermiş gibi gülümser, “İstersen yanan fırına girelim” der, “var mısın?” 
-Yoo, hayır. Bu kadarı yeter. 
-Görüyorsun işte. Senin, benim, dağların, göklerin, denizlerin yaratıcısı onu zararsız kıldı. 
-Sanırım, Allah’ın büyüklüğünü kabullenmek zorundayım. 
-Al, istersen dokunabilirsin. Eğer ateş bir şeye kadirse yaksın da görelim. 
-Diyecek bir şey bulamıyorum. 
-Ama benim diyecek çok şeyim var. Yapma Şem’ûn, kendine kıyma. Gel iman et ve kurtul. Altından nehirler akan köşkler, nefis şerbetler, bahçeler, huriler seni bekliyor. Bir kere kelimeyi şahadet söyle, ebedi saadete kavuş. 
-Bu kadar kolay mı yani? 
-Evet bu kadar kolay. 
-Ama benim ömrüm günah içinde geçti. 
-Benim ki de öyle ama Allah-ü teâlâ affedicidir. 
-Ne desem bilmem ki, bunca yıldır Mecusi olarak yaşadıktan sonra... 
-Sakın “millet ne der?” diye düşünme, sadece kalbinin sesini dinle. 
-Kalbim seninle beraber, yalnız endişelerim var. 
-Nasıl yani? 
-Sahi, Rabbim beni kabul eder mi? 
-Eder. 
-Bana kulum der mi? 
-Der. 
-Emin misin? 
-Adım gibi. 
-Peki, kefil olur musun? 
-Olurum. 
-Ahitname de yazar mısın? 
-Yazarım. 
-Mührünü de basar mısın? 
-Basarım. 
-İyi öyleyse, sen şimdi bana yapmam gerekenleri söyle. 
Şem’ûn oğullarını, yakınlarını çağırır.  Kalabalığın huzurunda iman eder. Olacak bu ya hemen o gün ecel şerbetini içer. Onu söz konusu kâğıtla birlikte toprağa verirler. 
 

Bu yazı toplam 242 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar