1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. Ahiret İnancımızı Tahlil Etmeliyiz - I
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Ahiret İnancımızı Tahlil Etmeliyiz - I

A+A-
İnsanoğlunun yapısında doyumsuzluk ve açgözlülük her zaman vardır. Her ne hikmetse etrafımızda yaşayan insanları göz ucuyla takip ettiğimizde herkesin dünyaya bakiymişçesine bir hayat yaşamak için gayret gösterdiğine şahit oluruz. Üç kuruşluk menfaat için kalpler kıran, başkalarının üzerinden ihya olmaya çalışan ve buna çabalayan nicelerinin yok olup gittiği ve hesap âleminde olduğunu biliriz. Ama ne hikmetse üç kuruş menfaatten yine de kendimizi alamayız. Karun kadar zengin de olsa, mala ve paraya doymamak insanoğlunun bünyesine ne hikmetse yerleşmiştir. Dünya aşkı tuzlu deniz suyu içen kimse gibidir. İçtikçe doyacağı yerde içtikçe susuzluğu katlanır. Dünya malına hırsı olan kimse de dünyalığı arttıkça açgözlülük ve doyumsuzluk baş göstererek daha fazlasını istemeye başlar.
Cenab-ı Rabbül âlemin Mearic süresinde ki bir ayeti kerimesinde şöyle buyurur:

“Gerçekten insan, pek hırslı (ve sabırsız) yaratılmıştır.” (Meâric 70/19).
“Kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşlere, güzel ve cins atlara, hayvanlara ve ekinlere karşı insanların aşırı sevgisi vardır ve bu sevgi, insanlar için çekici bir hale getirildi. Fakat bunlar, dünya hayatının geçici nimetleridir. Hâlbuki varılacak güzel yer, Allah’ın katındadır.” (Âl-i Imrân 3/14). Peygamber Efendimiz (sav) de bu manaya işaret ederek şöyle buyurmuştur:
“İnsanoğlunun bir vadi dolusu malı olsa, ikinci bir vadi dolusu mal daha ister. İki vadi dolusu malı olsa, üçüncüsünü ister. İnsanoğlunun gözünü ancak toprak doyurur.”
İşte dinimizin en önemli iki kaynağının işaret buyurduğu gibi dünya hayatının geçici olduğu bilindiği halde kendisini bu kadar kaptırıp, haram ve helal noktasında duyarsızlaşan insanoğlunun öncekilerinden ibret alarak kendisine çekidüzen vermemesi de oldukça vahim bir gerçektir.
Oldukça sınırlı bir yaşama sahip insanoğlunun kendisini kalıcı olan ahiret yurduna hazırlamak yerine şu an içinde olduğu dünya hayatına bu denli bağlı kalmasının temelinde de nefsani arzu ve beklentileri öne çıkmaktadır. Şeytanın önüne koyduğu cazip dünyevi seçenekler karşısında bocalayan insanoğlunun büyük bir kısmı bu tuzağa anında düşebilmektedir. Bu tuzaktan sakınarak kendisine daha büyük getiriler sağlayacak olan ebedi ahiret yurdunun varlığı karşısında duyarsız kalabilmesinin temelinde sizce ne yatar?
Maalesef insan, birçok konuda kendini bir türlü hırstan kurtaramıyor. Çünkü hırs, insanın yapısında bulunur. O halde yapılması gereken nedir? Cevabı oldukça basit olan bu soruya en makul cevap aklını başına alarak ucu görünen bu dünya hayatına kendisini kaptırmak yerine kendisini ahiretin kalıcı hayatına hazırlamak ve bunda ileri adım atabilmesi gerekir.
Peki, hırsın faideli olanı var mıdır? Şimdi bu konuya biraz eğilelim. Her şeyin mutlaka müspet bir alternatifi vardır. İnsanlığa hayat düsturunu sunan yüce dinimizin getirdiği bilgiler ışığında kendimize çekidüzen vermek ve elimizde hem şerre hem de hayra götürebilecek durumda olan hasletlerimizi iyi bir süzgeçten geçirmeli ve ebedi hayatımızı kurtarmalıyız.
Peygamber Efendimiz (sav) buyurur ki;
“İki haris doymaz. Biri ilmin harisi diğeri de malın harisidir.”
Evet, fıtratımızda hırs varsa bunu kendi aleyhimize değil lehimize dönüştürmek akıllılık olur. Hırs duyacağımız şey ilim olursa, bu durum bizi açgözlü yapacağına âlim yapar da Allah’a daha çok yakınlaştırır. Bu noktada dünyalık isteklerde her zaman bizden daha düşük olanlara bakmalı; kulluk görevlerimiz, Rabbimize olan yakınlığımız noktasında ise bizden daha üstün durumda olan insanları örnek almalıyız.
Şa’bî şöyle bir hikâye anlatıyor: Adamın biri küçük bir kuş avladı. Kuş; “Beni ne yapacaksın?” diye sordu. Adam; “Seni kesip yiyeceğim” dedi. Kuş; “Vallahi, ben ne et ihtiyacını gideririm ne de aç kişinin kamını doyururum. Beni kesip yemekten bir şey çıkmaz. Gel, ben sana üç öğüt vereyim ki bunlar beni yemekten çok daha hayırlıdır. Ancak bunlardan birini, senin elinde iken söylerim. Diğerini, uçup dala konduktan sonra, öbürünü de ovaya açıldıktan sonra söylerim” dedi. Adam,
“Söyle bakalım” deyince, kuş; “Elde edemediğin şeyin hasretini çekme” dedi ve uçuverdi. Adam; “Haydi, ikinciyi söyle” dedi. Kuş daldan; “Olmayan bir şeyin olacağına inanma” dedi ve uçup dağın eteğine kondu. Sonra da; “Ey ahmak, beni kesseydin, benim karnımdan her biri yirmi miskal ağırlığında iki tane inci çıkaracaktın” dedi. Kuş bunu der demez, adam hemen yere yıkıldı; “Eyvah” diyerek çırpınmaya başladı ve “Haydi üçüncüyü söyle” dedi. Kuş, “Sen daha şimdiden iki öğüdümü unuttun, üçüncüyü söylesem ne kâr. Sana demedim mi elde edemediğin şeyin hasretini çekme, mümkün olmayan şeyi de tasdik etme! Ey ahmak! Ben kanım, kanadım ve kemiklerimle 20 miskal gelmem. 20 miskal ağırlığında iki taş karnımda nasıl olabilir?” dedi ve uçup gitti.
Sözün özüne bakacak olursak, bu dünya hırsının biteceği falan yoktur. İnsanoğlu olarak ölüp göz kapayacağımız güne kadar hem mal mülk peşinde koşulacak. Doyumsuz nefis daha da azgınlaşacak Kazandıkça daha fazlasına sevk edecek. Gururu okşanan insan asıl hakikatin farkına varamayacak. Daha da bilenecek. Daha fazla kazanma hırsıyla yüklenecek.
Gelecek yazımızda devam edelim.



 
Bu yazı toplam 203 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.