1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

  3. Ahlâk Güçsüz, Güç Ahlâksız Kalırsa
Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. dr. ahmet kağan karabulut
Yazarın Tüm Yazıları >

Ahlâk Güçsüz, Güç Ahlâksız Kalırsa

A+A-
İnsanı insan yapan, hatta bir adım ötesinde hakiki kul yapan değerlerin tamamı “ahlâk” başlığı altında toplanabilir sanırım. Öyle ki dinin sahibi olan Allah (cc), Habibi’ ne hitaben “Şüphesiz ki sen yüksek bir ahlâk üzeresin” buyurmakta, muhatabı (sav) dahi “Güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildiğini” beyan etmektedir. Aynı Resul (sav), arkadaşlarının “İmanı en üstün olan kimdir?” sorusuna, “Ahlâkı en güzel olandır” diye cevap vermek suretiyle iman ile ahlâkı birlikte zikrederek birbirinin tamamlayıcı parçası olduğuna dikkat çekmiştir.
Bir kişide ahlâki değerlerin oluşması, yerleşmesi, özümsenmesi, hayat tarzı haline gelmesi öncelikle suyu kaynağından, saf, arı, duru kaynaktan, adeta yeni eriyen kar suyunu içercesine içmesiyle başlar. Bu anlamda safi kaynak, içine fazladan hiçbir yorumun, anlayışın katılarak bulanıklaştıramadığı Kitabullah ve Sünnet-i Resulullah ahkâm-ı celilesidir. Bu duru kaynaktan içmenin, her hal ve harekâtı bu kaynakla sorgulamak ve doğrulamanın tutulabilecek en kısa ve sahih yol olduğu görünmektedir. Elbette bu ana gövdeye ilâveten ve fakat ondan bağımsız olmayan, ona uygun olan örf ve adetlerimiz gibi diğer kaynaklar da ahlâki temellerimizin oluşmasında etken olacaktır.

Dinin va’z ve tebliğ edilmesinin temel amacı insanın, Yaratanını (cc) bilip tanıması ve O’na en güzel şekilde kulluk etme noktasında en mükemmel örneği (sav) takip ederek güzel ahlâk sahibi olup kendisine ve çevresine hayırlı olmasını temin suretiyle ferdi ve içtimai hayatın kemâle erişmesini sağlamaktır. O halde gerek fertlerin ve cemiyetin gerekse bunları idare edenlerin bu hususun korunmasındaki her türlü tedbiri almaları elzemdir. Her ne kadar fert olarak güzel ahlâk sahibi olmak hususunda mesuliyetlerimiz varsa da devletin de tüm kurum ve kuruluşlarıyla bu hususta hassasiyet göstermesi, ahlâki değerlerin korunması, gözetilmesi ve yayılması suretiyle içtimai huzurun temin edilmesi yükümlülüğü bulunmaktadır.

Elbette ki devlet ve yönetim diyince aklımıza hemen “güç”, “güç sahibi olmak” kavramları gelmektedir. Yıllar boyunca temel kaynaklarda esasta “haklı olanın güçlü olduğu”, ancak mevcut güncel uygulamalarda “güçlü olanın, gücü elinde tutanların haklı sayıldığı”, bunun da ahlâki çöküşün ya da ideolojik yozlaşmanın sonucu ortaya çıktığından bahsedilirdi. Dolayısıyla ahlâk ve temsil ettiği değerler güçsüz kalmış, diğer yandan güç ve gücü elinde bulunduranlar da ahlâktan yoksun hale gelmişlerdi. Bunun sonucunda haksızlıklar, zulümler, ötekileştirmeler, halkın bir kesimini yok sayma ve yok etme çabaları, onlara tepeden bakma, aşağılama, cehalete ve sefalete mahkûm etme, bu insanların çocuklarının yüksek tahsil yaparak yönetim kademelerine gelmelerinin önüne engeller koyma çalışmaları ve bu hususta sözüm ona yasal (!) düzenlemelere başvurulması sıradan gündemler halini almıştı. Yani özetle “Güç ahlâksız, ahlâk ta güçsüz” kalmıştı.

Ancak vergilerini verirken ve oğullarını askere gönderirken vatandaş yerine konulanlar, başka hususlarda sözüm ona birinci sınıf vatandaşların huzur ve rahatını tehdit ediyormuş gibi gösteriliyor, kendi zulümlerini örtbas etmek istercesine mazlumu her an daha da köşeye sıkıştırmak, hayatı başına dar getirmek için özel çabalar harcanıyordu. Bu memleketin bir kısım insanları “öz yurtlarında garip, öz vatanlarında parya” haline getirilmişti adeta. Bir yandan cendereye sıkıştırılmış hayatlarını bölük pörçük yaşamaya çalışırlarken diğer yandan da evlâtlarının ve gelecek nesillerin istikballeri için ziyadesiyle endişelere mahkûm edilmişlerdi. Çok şükür ki bu günler tamamen olmasa da büyük çoğunlukta geride kaldı. Bu anlamda bu rahatlamayı milletine sağlayanlardan Allah (cc) ebediyen razı olsun diye dua etmek gerekir.

Ancak bu öyle bir devran, öyle bir döngüdür ki, her iktidar sahibinin önündeki en büyük imtihandır da aynı zamanda. Ahlâkın güçlü olması, gücün ahlâk sahiplerinin elinde bulunması, bir yandan ahlâkın korunmasını âmirken diğer yandan da o ahlâkın muktezasıyla amel etmeyi, haksızlık ve zulüm yapmamayı, bir kesimi mağduriyetten ve zulümden kurtarmaya çalışıp adeta itibarlarını iade ederken, diğer yanda yeni mağduriyetler oluşmaması, yeni mazlumlar ortaya çıkmaması için gerekli hassasiyetlerin gösterilmesini gerektirmektedir. Özetle dünün mazlum ve mağdurlarının bugünün ve yarının zalimleri olmasının önüne geçilmesi ülkeyi yönetenlerin boynunun borcudur. Bu anlamda hiç kimsenin “yahu dün onlar da bize böyle yapıyordu” deme hakkı ve hukuku yoktur. Zira Allah’a (cc) inanan ve bu imanlarının gereği olarak da hakkı savunanlar için adaletten, adil olmaktan başka yol yoktur. Bunun hilafına hareket edenler ahirette hesapla yüzleşeceklerdir. Çünkü “yanlış yanlışla düzeltilemez”, “iki yanlış bir doğru etmez”.

Dün birileri tarafından “ötekileştirilenlerin” bugün hak ve adalet ölçülerinden ayrılarak bir başkalarını “berikileştirme” hak ve lüksü olamaz. Hesap gününe gerçekten iman edenler için, muhatabımız her kim olursa olsun, adaletli davranmak her an ve her hususta elzemdir. Temel kaynaklarımızın, her birimizin saadeti ve cemiyetin huzur ve nizamı için ortaya koydukları ahlâki değerler de bunu emretmektedir. Onun için diyoruz ki ey güç ve iktidar sahipleri, dün size kim nasıl davranmış olursa olsun, bugünümüzü ve geleceğimizi daha huzurlu ve emniyet içerisinde yaşanabilir kılmak için haktan ve adaletten zerre kadar ayrılmayınız ve asla zalimlerden olmayınız. Zira fert, cemiyet ve devlet ancak güç sahiplerinin ahlâklı, bunu sonucu olarak da ahlâkın güçlü olduğu bir sistemle ayakta kalabilir ve hayatiyetini devam ettirebilir.
Bu yazı toplam 67 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.