1. YAZARLAR

  2. Ahmet Yıldız

  3. Ahmet Kalaycı'ya Selam Çalışmaya Devam!
Ahmet Yıldız

Ahmet Yıldız

Ahmet Yıldız
Yazarın Tüm Yazıları >

Ahmet Kalaycı'ya Selam Çalışmaya Devam!

A+A-
Ya nasip, derken Ahmet Kalaycı Ağabeyin her zaman diline doladığı;
“ NASİP İSE GELİR HİNT’TEN YEMEN’DEN,
NASİP DEĞİL İSE NE GELİR ELDEN!”
Deyişini tekrar ve tevekkülen yazmaya başladım.
Evet, her ne olursa olsun öncelikle muhakkak çalışmalıyız.
Ancak, her şeye rağmen kazanmak nasip işidir.
Onun için her türlü çalışma ve tedbirden sonra tevekkül etme durumundayız.

Tevekkül, dinimizin bildirdiği sebeplere yapıştıktan sonra neticeyi sebeplerden değil, sebepleri yaratandan beklemektir. (Bir işe başladığın zaman, Allahüteâlâya tevekkül et, Ona güven!) âyet-i kerimesi, tevekkül ile beraber azmederek çalışmak gerektiğini gösteriyor. (Al-i imran 159)

Tevekkül, herhangi bir işin, dinen, örfen sebeplerine yapışarak gayret gösterip, neticeye ihlâsla teslim olmaktır. Yani sonucu Allahüteâlâdan beklemek ve bu sonucun kendisi için mutlaka hayırlı olduğuna inanmaktır. Doğru sebebe yapışan doğru netice alır.

Hele bu zamanda en büyük makama havale temekten başka elimizden bir şey gelmediği durumlar var.

Öyle ise biz de yüce makam havale edelim.

“Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhilaliyyil azîm!

“Güç ve kuvvet, sadece Yüce ve Büyük olan Allah’ın yardımıyla elde edilir.” Anlamını taşır.

Bir kişi bu cümleyi söylediği anda;

--- “Allah’ım! Senin yardımın olmadan ben hiçbir şey başaramam. Ve senden başka dayanacak hiçbir şeyim yok” itirafında bulunmaktadır.

Tabi nasip meselesi başkadır.

Anadolu’da söylene gelen bir söz vardır.

“ NASİP İSE GELİR HİNT’TEN YEMEN’DEN,

NASİP DEĞİL İSE NE GELİR ELDEN!”

Eskiden Semerkant, bilim ve sanat merkezi olan Türk şehri idi. Semercilik sanatında çok ileri gitmişti.

Bir kervancı, şehrin ünlü semer ustalarından birinin dükkânına gider. Semerci ustası namaza gitmiştir. Çırak dükkânda yalnızdır. Kervancı uzak yola gideceğini, develerinin birinin semersiz olduğunu çırağa söyler. Hemen semer ister.

Çırak, hazır semer olmadığını sipariş üzere semer yaptıklarının söyler. Kervancı işi acele olduğu için, telaşla sağa sola bakınır. Bu arada dükkânın tavanında asılı eski semeri görür. Eskide olsa yenisinin fiyatına alacağını söyler. Çırak eski semeri kervancıya satar.

Ustası namazdan geldikten sonra bu alışverişi öğrenir. Fakat usta bu alışverişten memnun olmaz. Meğer adamcağız bunca yıldır kazandığı paralarını satılan bu eski semerin içine saklarmış.

Çırak bu duruma çok üzülür. Semeri arayıp bulmak için yollara düşer. Ustasının;

“--- Oğul, gel gitme beyhude, Semerkant’a, Buhara’ya,

Bulur elbet seni bir gün, nasip araya araya”

Demesine bakmaz, semerin arkasından birkaç ay dolaşır, sonunda bulamadan geri döner.

Usta çırağının geri döndüğüne sevinir, onu teselli ederek derki;

“NASİP İSE GELİR HİNT’TEN YEMEN’DEN,

NASİP DEĞİLSE NE GELİR ELDEN!”

Altı ay sonra kervancı, eski semerle birlikte dükkâna çıka gelir. Çırak adamı tanır ve ustasına da durumu anlatır. Kervancı;

--- Oğlum, bu semeri senden satın aldım ama aklıma takıldı. Ustasını haberi olmadan bu çocuk, bu semeri bana sattı. Ya ustası gelip darılırsa? Diye üzüldüm. Alın eski semeri bana yenisini yapın, der. Böylelikle semer semerci ustası, yıllardır biriktirdiklerine kavuşmuş olur.

“NASİP İSE GELİR HİNT’TEN YEMEN’DEN,

NASİP DEĞİLSE NE GELİR ELDEN!”

Sözü bu şekilde hikâye edilir.

Biz bu saatten sonra ne diyeceğiz?

Ahmet Kalaycı Ağabeye selam çalışmaya devam değil mi?

Ya nasip!
 
Bu yazı toplam 149 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.