1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. ALİ BARDAKOĞLU’nu DİNLERKEN
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

ALİ BARDAKOĞLU’nu DİNLERKEN

A+A-

Yanlış anlaşılmasın                                                                                                                        

Çoğu kereler yazıp çizeriz.

Yüce yaratan kitabında ne diyor ?

“En tekabül etmiş din İslam dinidir”

Bundan ötesi boş laflar.

Ancak kimileri çıkıyor,

Dinde reform” diyor. En geliştirilmiş, son din olan İslam dininin  tekabül ettiğini yüce kitabımız bildirmektedir.Ancak şunu söylemek gerekir. Bağnaz,düz mantık takıntılarından kurtulmak gerekir. Yani dinde değil ama, din anlayışında  reform gerekir.

Bakınız bir zamanlar bir kısım insanların adeta taptığı Saidi Nursi  de zamanın FETÖ’su olduğu, kitaplarını Amerika’da bastırdığı, dağıttığı, Atatürk’e karşı adeta şimdiki FETÖ gibi davrandığı bugünlerde dillendiriliyor.

Yanlış olabilir,

İftira olabilir.

Araştırılmalıdır.

Yalnız bir düşünmek gerekir. Acaba  Atatürk neden Hz. Mevlana’ya bir şey demediği gibi onu ziyaret etmiş, övmüş.

Neden Şems-i Tebrizi’ye,  H. Bektaş-ı Veli, Hacı Bayram’a bir şey söylememiştir ?

Bir düşünün.

Ben "din anlayışında reform" diyorum. Bazıları ise  "dinde reform" anlıyorlar. Aradaki farkı iyi görmek gerekir.

Geçenlerde Diyanet İşleri eski Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu'nun bir gazeteye verdiği röportajı okuyunca sevindim. Diyanet İşleri Başkanlığı yapmış bir zatın bugünkü din anlayışını eleştirmesi olumlu bir gelişmeydi. Önemine binaen söz konusu mülâkâttan birkaç pasaj sunuyorum.

"Şimdi televizyon programlarını izleyeceksiniz. Reytingi en yüksek programlar en çok menkıbenin anlatıldığı, en çok gözyaşının döküldüğü programlar. Din artık melankoli ve gözyaşı olarak sunuluyor ve algılanıyor. Böyle bir din anlayışı sizi dünya sahnesinde yukarı çeker mi?

Din; acı, gözyaşı, melankoli ve menkıbedir, dedik. Ya geçmişe özlemle ya da bir kurtarıcı bekleyerek vakit geçiriyoruz. Bireyi ve birey bilincini, birey sorumluluğunu yok ettik. Başımıza geleni de hep, ya Allah'ın gazabı ya da ötekinin kötülüğü diye anlattık, sen sadece dua et, hatta en etkili ve gizemli duayı ve zamanı bul yeter, bunlardan kurtulursun, diyerek piyangocu bir anlayışı besledik. Halkı böyle besleyince onlar da buna uygun hoca tipi istemeye başladı.

Menkıbe ve hurafe dolu bir din anlatanlar farkında olmadan dinin toplumları uyuşturduğu tezini de desteklemiş oluyor. Anadolu'dan gelip bunu dînî bilgilendirme sananlara, boynu bükük dinleyen garip Anadolu insanımıza üzülüyorum."

 Bardakoğlu, ramazan ayında olmamız hasebiyle, öncelikle televizyonlarda din adına menkıbe anlatan malum din tüccarı zevatı eleştiriyor.

Oysa camilerimizde hocaların anlattığı din de televizyonlarda anlatılan menkıbe ve İsrailiyyattan pek farklı değil. Maalesef vaizlerimiz ne kadar çok bağırır, ne kadar acıklı menkıbe anlatarak halkı coşturup ağlatabilirlerse kendilerini o kadar başarılı hissediyorlar. Dinin dünyayla, toplumla olan bağı unutuldu/unutturuldu. Vaazunasihatler ağlama yahut cennete kavuşma ayinine dönüştü. Yüz kere "estağfirullâh" dersen şu kadar günahın affolur. İkiyüz kere "Allah" dersen şu kadar sevap kazanırsın, şeklinde takdim edilen bir din anlayışı bizi miskinliğe götürür.

Aslında din anlayışındaki yanlışlığı sayıp dökmemize gerek yok. Her şey ortada cereyan ediyor. Gerek televizyonlarda gözyaşları içinde anlatılan menkıbelerin, gerekse camilerde bağıra çağıra nakledilen İsrailiyyatın İslâm dini ile uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Dinleyenlerin deşarj olmalarını, biraz daha dünyadan el-etek çekmelerini sağlıyor, o kadar.

Peki, bu yanlış din anlayışını nasıl düzelteceğiz, diyeceksiniz. Arz etmeye çalışayım.

Önce şu tespiti yapalım: Dini bu hale cahil din adamları yahut din adamı kisvesine bürünen din bezirganları getirdi. İşte  son örnek FETÖ. İşte bir örnek bugünlerde gündemde Said-i Nursi ve benzerleri. Aczi mendiler…Oktar hoca kılıklılar…

Yiğit düştüğü yerden kalkar hesabı, bu yanlış din anlayışını düzeltecek olan da yine din adamları olacaktır. Çünkü halk bizim söylediklerimize inanmaz. Dolayısıyla bu konuda Diyanet İşleri Bakanlığı'na çok büyük görev düşmektedir.

Bana sorarsanız işe camide vaazunasihat eden din görevlilerinin eğitiminden başlamak gerekir. Kürsülerde din adına öyle şeyler anlatılıyor ki Müslüman olarak üzülmemek hatta mahcup olmamak mümkün değil. Kanaatimizce bu konuda ilk yapılması gereken Ali Bardakoğlu ve emsali din adamlarından bir heyet oluşturarak âyet, sahih hadis, akıl ve bilim rehberliğinde -dünya ve âhiret dengesinin sağlandığı- vaaz ve hutbe örnekleri hazırlanarak -bu eserler tabii ki eskilerin tabiriyle muhalled olmalı ve hazırlayanlara maddî-mânevî her türlü imkânlar seferber edilmeli- ilgililerin bu çerçevede konuşmaları sağlanmalıdır.

Bizce yanlış din anlayışından kurtulabilmek için atılması gereken ilk adım bu olacaktır. Günümüzde öyleleri de vardır ki,

İnsanlara  “Size Kur’an yeter” diyor.

Hadis-i şerifleri bile sulandırıyorlar. Evet Kur’an ana rehberimizdir. Peygamberimizin hadisleri de Kur’an’a uygun sözlerdir. Bunu o ahmaklar kafalarına sokmalı ve insanlarımızı dinden, imandan uzaklaştırmamalıdırlar.

 

Bu yazı toplam 258 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.