1. YAZARLAR

  2. Mehmet Kaçar

  3. ÂLÎ KUR’AN OLMAK!..
Mehmet Kaçar

Mehmet Kaçar

Yazarın Tüm Yazıları >

ÂLÎ KUR’AN OLMAK!..

A+A-

Kur’ân ehli, beyt ehli, Osman ehli gibi deyimleri yahutta “Âlü’l- Kur’an’ı, Kur’ab-ı Kerimi okuyan, anlayan, ona sarılan, Kur’an-ı Kerimin gölgesinden gölgelenen ve anladıklarını hayata yani yaşadığı güne uygulayan manalarına gelir.Yani “Âlü’llahi” olur. Bu kelime “Allah’ın ehli” demektir.” “Allah’ın yakını demektir.” “Allah’ın sevgili kulu” demektir.
Burada “Âlü’l Kur’ân-ı” şu misallerle açıklamak da güzel olacak ve daha net bir anlamaya sebep olacaktır. Âl-i Osman deyince, Osman Gazi’nin soyundan olanlar anlaşılır, ona bağlı olanlar, onu sevenler olarak bilinir. Âli Selçuk deyince de, Selçuklu soyu yahutta, Kur’an deyimi ile Âli Firavun deyince de, Firavun soyundan gelenler ve ona tabi olanlar akla gelir.
İşte bu kısa açıklamalardan sonra anlaşılacağı üzere Âlü Kur’ân, “Kur’ân ehli” , “Kur’ân seven, Kur’an okuyan, Kur’an ile nefes alıp veren, Kur’an-ı hayatının bir parçası haline getiren demektir. Yani onun için ekmek gibidir Kur’an. Su gibi ihtiyaçtır Kur’an. Uyku gibi huzur verir ona Kur’an. Damarlarında bulunan kandaki alyuvarlar, akyuvarlar oluverir Kur’an. Alıp verdiği nefes kadar muhtaç duyduğu ve eksikliğini hissettiği şeydir Kur’an.
Âl, “bir bağ”, “bir rabıta” demek oluyor bu anlamlara bakınca. Mesela âl-i Firavun denince, Firavuna bağlı olanlar”, âl-i Nemrut, Nemrut’a bağlı olanlar ve Nemrutun emrinden çıkmayanlar, onun emrini yerine getirenler, “Âl-i Osman, “Osman gazi soyundan gelenler demektir.
Âlü Kur’ân ise Âlü’llahmış, yani Allah’a kurbiyet(yakınlık) besleyenler, Allah’a yakın durmak için günahlardan kaçınanlar demektir. Ehlullah’da, Allah’a yakın durmak için zerreden kürreye kadar günahtan sevaba hicret eden, Allah’ın kulları demek olur.
O halde, Elhamdülillah Müslümanım diyen bir kimse nasıl bir davranış geliştirilmeli?
Elhamdülillah Müslümanım diyen bir fert önce Kur’an-ı Kerim öğrenmelidir.
Oysa insanlar şöyle bir iddiada daha bulunuyorlar. “Kur’an-ı Kerim, Arapça, bende Arapça bilmiyorum . O yüzden de O’nu anlamıyorum. Okumuyorum, mealine bakmıyorum demiyor da hemen basitçe mazereti üretiveriyor, Kur’ân Arapça, bende okusam da anlamıyorum!”
Arapça bilmiyorsan, tercümesinden oku, mealinden oku, tefsirini oku, Kur’an-ı oku, öğren . Yahutta o kadar cami var, imam var, onlara rica et, onlardan faydalan. “Hocam, bize bu konuda yardımcı ol, biz Kur’an-ı öğrenmek, anlamak, okumak ve ona göre yaşamak istiyoruz.” de. Lütfen bize bu konu da yardımını esirgeme”de. Eğer İmam anlatmazsa, öğretmezse, hiç olmazsa kendi sorululuğunuzdan kurtulmuş, sorululuğu imam’a vermiş olursunuz. 
Ne demek oluyor o zaman âl-i Kur’an?Ehl-i Kurân? Yani ne anlama geliyor? Ehlullah manasına geliyor. Bunlarda Allah’ın sevgili kulları demek oluyor. Allah(c.c.) Kur’ân’a sımsıkı yapışanı, Allah’ın ipine sımsıkı sarılanı, Kur’ân’ı okuyup anlayarak yaşamaya gayret edenleri, hak ve doğruluk üzere yaşarken bunları sürekli tavsiye edenleri veya bu yolda çaba sarf edip bu çabalarından hiç vaz geçmeden bu yolda ölünceye kadar sabır edenleri sevdiği kulları arasına katıyor. Kendisine kurbiyet(yakınlık) taşıyan kullarından eyliyor.
Bir Müslüman Allah’a yakın bir kul olmak istemez mi? Elbetteki en çok istediğimiz Allah’ın kendisine yakın bulduğu kulları arasında haşır olunmaktır. Bunun yollarından birisi de İşte Kur’anlı olmaktır.
Allah’a yakın bir kul olmak için her insan can atar. Canını verir. Allah’ın sevgili kulu olabilmek için bayılır. Öyle ise Kur’an’a sarılalım, Allah’ın ipini sımsıkı tutup avuçlayalım. Çünkü Allahu Teâlâ, kendi kelamını okuyanı, okutanı, onu seveni, ona hürmet edeni, ona bağlı olanı, onu takip edip yaşayanı elbette sever ve kendine yakın olan kullarından eyler.
“Kur’ân-ı Kerim Allahu Teâlâ hazretlerine göklerden ve yerden, göklerde ki ve yerdeki bütün varlıklardan, dünyevî zenginliklerden, dünya nimetlerinden, kısacası dünyadaki Allah’ın yaratmış olduğu her şeyden çok daha sevimli ve sevgilidir.(Tirmizi; Fezâilü’l- Kur’an, 16).
“Ey İnsanlar ve Cinler! Ben, benden sonra sisin aranıza Allah Azze ve Celle’nin kitabını bırakıyorum. O Allah’ın ipidir. Kim Kur’an’ı Kerime tabi olursa hidayet üzere, müstakim(doğru yol)üzere olur. Kim de onu terk ederse delâlet(sapkınlık/günah) üzere olur.(Müslim; Fezâilü’s Sâhabe, 36-37). 
İnnî tarikûn fiküm. “Ben, benden sonra sizin aranıza bırakıyorum... “Bir takım İslâm âlimi(müfessirler) âyette geçen “sakaleyn” kelimesini şöyle anlayıp mana vermişlerdir:” Yâ eyyühe’s sakaleyn!” “Ey İnsanlar ve Cinler!” manasına gelir şeklinde açıklamışlardır. Bir kısmı da Kur’an-ı Kerim’i, bir tanesi de “ıterti” , “ehl-i beytim” şeklinde mana vermişlerdir.
“Sakaleyn” eğer ikinci anlamda ele alınacak olursa geriye bırakılan şeylerden bir tanesi, “Aziz ve Celil olan, âlemlerin Rabbi Allah’ın kitabı”dır. “Size işte onu bırakıyorum. Ben âhirete göçüyorum ama onlar sizin aranızda kalıyor. “Menittebahu”daki “hu” zamiri bu durumda direk olarak Kur’an-ı Kerime işaret etmiş oluyor.
“Kim Kur’an-ı Kerim’e tabi olursa hidayet üzere, doğru yol üzere olur.” Hidayet yolundan (sıratı müstakimden) ayrılıp, spkınlığa düşmemiş olur. “Kim de Kur’an-ı Kerim’i terk ederse delâlet(sapkınlık) üzere olur.”
“Yakın bir zaman da, Allah tarafından ahirete davet olunacağım ve o davete icabet edeceğim. Aranızdan ayrılacağım, âhirete irtihal edeceğim. Sizin aranıza; “ey sakaleyn” , “insanlar ve cinler” (ben insanları ve cinleri bana itaat edip kul(abd) olsunlar diye yaratım) veyahut”sakaleyn” diye iki şey bırakıyorum.
a- Bunlardan birisi Allah’ın kerim kitabıdır. İşte bu Allah’ın kitabı, sanki semadan yeryüzüne sarkıtılmış uzun bir kurtuluş ipi gibidir. 
b- “İretim” de benim evimin ahâlisidir, sülâlemdir, evlatlarımdır. Latif(tertemiz) ve habir(haberdar) olan, her şeyi layıkı vechile bilen Allahu Teâlâ hazretleri haber verdi ki Havz-ı Kevserin bana kavuşacakları zamana kadar bu ikisi birbirinden asla ayrılmayacaklardır, ayrı düşmeyeceklerdir. Bakın, kendinize dikkate edin. Geride bıraktığım bu iki güzel ve kıymetli şey konusunda arkamdan neler yapacağımıza bakın! Hata etmeyin, Kur’an’a ve itretime sımsıkı sarılın!. (Ebû Sâid el-Hudrî, Hanbel; III, 14,17,26,59).
Allah’ın kitabıyla benim sünnetim, bana Havz’ın başında kavuşuncaya kadar birbirlerinden ayrılmayacaklar, birbirlerinden farklılaşmayacaklar.(Dârekutnî, V, 440).
Burada “sünnei” kelimesi yer almış, bu itreti, “sünnetim” anlamına da gelebilir. “Ehl-i Beytim” demek olursa; Peygamber Efendimizin sülalesi tehiresinden, hep Allah’ın mübarek kulları gelecek, onlar Kur’an’ı Kerimi, dinin güzelliklerini ve özelliklerini dosdoğru anlatan, Kur’an dan ayrılmayan insanlar olacak.” demek olur.
demek ki Peygamber Efendimiz âhirete irtihal ettikten sonra bizim sarılacağımız şeylerden birisi Kur’an’dır. Bunu da, “Buna sımsıkı sarılın!” diye Peygamber Efendimiz hararetle tavsiye etmiştir.
Fi Emanillah!...
 

Bu yazı toplam 1896 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.