1. YAZARLAR

  2. Mustafa ÖZYURT

  3. Âlim İle Abidin Şefaat Farkı
Mustafa ÖZYURT

Mustafa ÖZYURT

mustafa özyurt
Yazarın Tüm Yazıları >

Âlim İle Abidin Şefaat Farkı

A+A-
İnsanların Allah indinde dereceleri vardır: Önce “Mü’min = İnanmış” olursunuz ki, bu ilk derecedir ve öteki adıyla “Kelime-i Şehadet” imanı olup beş ibâdetin biridir. Ya öylece “hardal tohumu kadar iman” olarak adlandırılan iman ile kalırsınız ya da bu şekilde kalmamak için diğer ibadetlerin tümünü de yaparak, “İbadet eden = Âbit” Olursunuz.
Sadece ibadet etmek yani “Âbit” olmak Allah’a inanmış bir Müslüman için yeterli olmamalıdır. Çünkü bu durum ancak ve ancak kişinin kendisine fayda sağlar amma içinde yaşadığı topluma ve toplumun diğer fertlerine bir fayda sağlamaz. Haliyle de iyi bir müslümanın “insanlığa” mâl edilen bir aşamaya yani “Ârif ”lik mertebesine tırmanmaya çabalaması gerekir.
Hadimi k.s. alim ve abid’in farkını geniş bir manada şöyle izah etmektedir şöyle ki: Isfehanı’nın Ebu Ümame r.a.dan rivayet ettiği hadisi ş.de:
“Rasülullah s.a.v buyurdu ki: Allah Teâlâ’ya kıyamet günü âlim ve abid kul gelir. Abid kula, sen cennete gir buyurur. O da girer. Âlim’e ise, sen dur insanlara şefaat et” denilir.
Şüphesiz sadece nefsine faydalı olanla, hem kendine ve hem de başkalarına dünya ve ahirette faydalı olan aynı kefeye konamaz. İlmin değeri budur.
Yine Isfehani’den Abdullah bin Ömer r.a.dan rivayetle: “Nebi a.s.v. buyurdu ki, Alimin abid üzerine fazileti yetmiş derecedir. Ve her iki derecenin arası yetmiş yıllıktır” buyrulmaktadır. Başka bir hadisi ş.de: ”Arz ve sema arası kadardır” diye geçmektedir.
Burada, âlimin derecesinin çokluğunu beyan vardır. Ve fazilet sebebi vardır. Çünkü şeytan, bid’atlerı insanlara güzel gösterir ve zinetlendirir. Onun yaptıklarını âlim ilminin nuru ile görür. Hemen ondan kendini nehyeder. Ve bid’adlerin nehyi için mücadele verir. Abid ise kendini ibadete verir, ilmi olmadığından başka şeye teveccüh etmez.

Fıkıh ilminin fiillerinin de kalp ilminden olduğunu Mevlamız şu ayeti celilesinde bildirmiştir. Araf s.ayet 179’ “Onlar için kalbler vardır. Onlar anlayamazlar” buyuruyor. Evet, fıkıh ilminin ne demek olduğunu bilen kalbin mana ve kıymetini idrak edebilir.
Bazı Mütesavvıf: Fıkıh ömrün inkişafı ve fehmidir (açılması ve anlaşılmasıdır). Bu inkişafı umur (emirlerin keşfi ve fehmidir (anlaşılmasıdır), kalb de nurdan arız olan bir şeydir. Bu arız olduğu zaman kalp basireti açılır. O zaman sadrın da olan şeyin güzelliğini çirkinliğini görür. Fıkhı bilecek, sonra marifet elde edecek. Hal böyle olunca dinini yaşayacak. Ve haram, helal ne olduğunu tefrik edecek demişlerdir.
Fıkıh dinde cündü azımdır. Öyle cündü azım ki Mümine en büyük yardımcı), onu Allah Teâlâ ehli yakını teyid eder. O ehli yakın, umurun güzelliklerini görenlerdir. Bu makamda eşyanın kaderi ve ilahi tedbirin güzellikleri onlar için yakın elde ettiren nurdur ki, o yakın nuru ile basiret üzere ibadetlerini yapsınlar.
Kul şeytan ve nefsin hile ve tuzaklarını anlar. İbadet ona kolay gelir. Zorluk düşünmez. Allah Tealanın emrine itaat ve inkıyadın da nefis ancak öyle korkar. Ve ona o nefisde uyar. Yani itiraz etmez. Çünkü nefsin askerleri şehevattır. O, nefsin sahibi onun zıddını yapacak askerlere ihtiyacı vardır ki, oda fıkıhtır.
Zahiri ve batını manada bir fakih, şeytan üzerine bin Abidten daha şiddetlidir. O şeytan daima insana iğva, idlal, buğz ve adavet (düşmanlık) murat eder. Abid, salih bir inançla, ilimsiz olarak amel eder. Veyahut onun için ilimde olabilir. Lakin sadece ibadet için tekaud eder (oturur). Ve iki nur bir nur üzerine galip olur. Yani abidin sade ameli var, âlimin ise hem ameli ve hem de ilmi var.
Şeytan aleyhillane, nicelerinin ameline girer ve fark ettirmeden ilme hilaf olarak onu ifsad eder. Âlim ise onun hile gailelerini (aldatma yollarını) bilir ve hemen defeder. Her şey için bir direk vardır. Bina onunla ayakta durur ve ona dayanır. Dinin direği de fıkıhtır.
Ebu Hüreyre r.a. buyurdu ki: ”Allaha yemin edirim ki, bir saat fıkıh talimi için oturmak, kadir gecesini ihya etmekten hayırlıdır”.
Bazı rivayetlerde ise ”Geceyi sabaha kadar ihya etmekten hayırlıdır” buyurulmuştur. (Ebu Hüreyre r.a. Ehli Suffe’nin reislerindendir.
Tirmizi’nin Ebu Ümame r.a.dan rivayet ettiği hadisi ş.de ise: “Rasülullah sa.v. buyurdu ki: Muhakkak Allah Teala, Melekler, ehli Samavat ve Arz, hatta hücresindeki karıncalar ve denizdeki balıklar hepsi insanlara hayrı öğreten muallim üzerine istiğfar, dua ve sena ederler.”
Evet; Nebiler ve Evliyadan, Abidlerden, Zühd ve Vera sahiplerinden belki mutlak mü’minlerin avamından ve mutlak hayvanattan ne varsa, hatta balıklar ve yuvasındaki ufacık karıncalardan cümlesi ona istiğfar ederler. Dua ve sena ederler. Çünkü onların ilimleri, amelleri, irşadları ve fetvaları ile âlemin ahvalinin nizamına sebeptirler. Nefsin kirlerinden ve insana yakışmayan şeylerden imanları tahliye etmeye taliptirler.
Nemil (karınca) ve balıktan zikrederek misal vermesi, bütün hayvan nevilerirnin (çeşitlerinin), Allahın Rahman ve Rahim tarikı üzerine olduklarını beyan içindir. (Devam edecek)
 
Bu yazı toplam 142 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.