1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

  3. Allah Şifa Versin Doktor Hanım!
Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. dr. ahmet kağan karabulut
Yazarın Tüm Yazıları >

Allah Şifa Versin Doktor Hanım!

A+A-
Genellikle kişileri ve günlük olayları yazmaktan imtina etmekle beraber bugün bu köşeyi çok mühim addettiğim ve acilen çare bulunması gerekli gördüğüm bir konuya ayıracağım. Çok değerli bir doktor hanım kardeşimiz var. 112-1 No’lu sağlık istasyonunda görevli Dr. Tuğba Metin. Herkesin tatile gittiği bir zamanda, bayram yaptığı günlerde, sevdikleri ile birlikte naz/naim içerisinde vakit geçirdiği saatlerde, acil merkezinde nöbette iken çağırıldığı evde, hastasını muayene etmeye çalışırken önce bayan hasta tarafından bir dolu hakaretlere maruz kalan, sonrasında da gerek hasta gerekse hastanın kocası ve yakınları tarafından tekme ve yumruklarla darp edilen bir sağlık çalışanı. Akabinde iç kanama şüphesiyle Konya Eğitim Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniğinde müşahede altına alınan bir hasta haline getirilişi. Çok şükür ki önceki gün itibariyle taburcu oldu doktor hanım. Onun ağrıları, sızıları belki de birkaç hafta içerisinde geçecektir. Rabbim acil şifalar versin. Ancak insanlarımızın bir tatil gününde, sevdiklerinden uzakta görevini yaparken, çağrı üzerine evine gelen doktora, üstelik de bir hanım doktora bu kadar vahşice, insafsızca, izansızca, acımasızca, hunharca, canice, terbiyesizce, aşağılık bir şekilde küfretme, fiziksel olarak saldırma ve tekme tokat darp etme noktasına gelişini nasıl izah edeceğiz, neyle açıklayacağız. “Biz nasıl bu hale geldik getirildik toplum olarak?” “Neden bu kadar duyarsız ve zalim olduk?” “Bu narsizmin kaynağı ne?”. “Asıl bu hastalıklı ruh hali nasıl tedavi edilebilir?”. Sorularının sorulma zamanı çoktan geldi de geçiyor bile.
Bir doktor ne kadar zor yetişiyor biliyor musunuz? Sanırım unutuluyor ki böyle şeyler oluyor. Öyleyse hatırlatalım kısaca; önce zor ve acımasız bir yarışa giriyor evlatlarımız, günde 24 saatin neredeyse yetmediği bir çalışma temposu ve kitapların başında sabahlanan uykusuz gecelerin neticesinde emsalleri arasından en iyi %5 e girebilenler tıp fakültelerinde öğrenci olabiliyorlar. Sonrasında 6 yıl boyunca sosyal hayatlarını neredeyse sıfırlayarak ülkemizdeki en ağır eğitime tabi tutuluyorlar bu çileli ama bir o kadar da kutsal yolculuğun gencecik yolcuları. Akranları “hayatlarını” yaşarken, her türlü sosyal, sportif, kültürel etkinliklere katılırken ya bir kafa kemiğinin bir bölümünü öğrenmeye, ya bir mikrobun yapabileceği hasarlara ya da acile gelen bir hastaya nasıl müdahale edileceğine kafa yorarak vakit geçiriyorlar. Çünkü artık onların malzemeleri insan, dertleri ise; asla hata kabul etmeyen, hatanın bedelinin can olduğu insan sağlığı. Bu nedenle sorumlulukları çok büyük, yükleri çok ağır bu gençlerin. Okul, bu gençleri mesleki hayata hazırlayan son 1 senelik intörn doktorlukla uğurluyor onları, hani şu hastane nöbet odası duvarlarına “Önceden hayatı toz pembe görürdük, şimdi pembesi gitti, tozu kaldı” yazdıran, geceleri uykusuz nöbetlerle, hastaların her türlü bakım ve temizliklerini dahi yaptıkları intörnlükle. Sonrasında “merhaba hayat, merhaba yer çekimi” dedikleri perifer görevleri, mecburi hizmet. Kazanabilirlerse binlercesi arasından, 4-5 senelik ağır bir ihtisas ve yine mecburi hizmet zor yerlerde, acımasız yaşam koşullarında çoğu zaman, sonra bazısı için yine bir üst ihtisas ve yine mecburi hizmet.
Nöbetlerle dolu bir hayat, eşinden, çocuklarından, sevdiklerinden uzakta geçen ömürler çoğu kez. Sabah sekizde evden çıkıp, akşam beşte dönenlere gıpta edilerek, imrenilerek geçip giden aylar, yıllar. Gece yarısı çalan telefonlar, acilen hastaneye koşmalar, icaplar, nöbetler, nöbetler, nöbetler…Taa emekli olana ya da ölene kadar. Üstelik elinde emanet edilmiş canlarla, hani yanlış bilinen ve eksik yapılan her şeyin bedelinin çok ağır olduğu durumlar. Bazen de her şeyin en iyi ve doğru yapılmasına rağmen “takdirin tedbiri bozduğu” anların çokça yaşandığı, bitmeyen, nihayet bulmayan bir çaba. Başkalarının ellerinde büyüyen çocuklar, çok küçük yaşta kreşle tanışan bebeler ve bunların yüreği parça parça, gözü yaşlı, başka çocuklara şifa dağıtmaya giderken aklı kendi yavrusunda kalan anneleri. Gece nöbetteki annesinin hayaliyle avunan, hasta olduğunda babalarının bakmaya, teskin etmeye çalıştığı yavrular ve böylesine geçip giden bir hayat, buna hayat denirse tabii. Bütün bunlara rağmen fedakârca, azimle, sebatla çalışan, kuldan görmese de karşılığını Allah’tan bekleyen bir duruş. Bunun karşılığında ise “alın bu da seçtiğiniz bu hayatın hediyesi” denilerek şifa dağıtırken yediğiniz küfürler, tekmeler, tokatlar, hatta bazen bıçaklar, kurşunlar…
Biz toplum olarak oysaki kendine hizmet edene saygı duyan, okumuşumuza sahip çıkan, doktorumuzu, öğretmenimizi, yani canlarımızı ve cananlarımızı emanet ettiklerimizi adeta kutsayan bir tavra, hürmete, inanış ve düşünceye sahiptik düne kadar. Oysa şimdi tek bir günümüz bile geçmiyor, bir doktorun darp edildiği haberinin televizyonlarda çıkmadığı. Neden bu kadar değersizleştirildi bu hizmet insanları halkın gözünde, neden bu kadar hor hakir görülür hale getirildi. Biz size ne yaptık da bunu hak ediyoruz ey sevgili halkımız. Bizden daha ne istiyorsunuz, ne bekliyorsunuz? Varsa eğer talepleriniz bunu istemenin yolu dövmek midir? Sövmek midir? Yaralamak, öldürmek midir? Sistemde varsa aksaklıklar emin olun ki sorumlusu bizler, yani doktoruyla, hemşiresiyle sağlık çalışanları değiliz.
Hastanın doktoruna el kaldırdığı, dövdüğü, sövdüğü, yaraladığı, öldürdüğü bir ülke çok şey kaybetmiş bir ülke, böylesine canilerin, hadsizlerin giderek çoğaldığı bir millet de maalesef kaybetmeye mahkûm, değerleri yıpranmış, medeniyet yolundan uzaklaşmakta olan bir millettir. Umarım bir an önce aklımızı başımıza alır da bir yandan bu tip hadsizlerin bir daha aynı cesareti gösteremeyecekleri yaptırımları uygulamaya koyarız, bir yandan da sağlık çalışanlarımıza, yani bu fedakâr, cefakâr, vefakâr insan topluluğunun, toplumda hak ettikleri değeri ve saygınlığı yeniden kazanmalarını sağlayacak politikalar üretir, önce yönetenlerimizden başlamak üzere halkımızı da bu manada bilinçlendiririz. Doktor Hanım Kardeşime tekrar geçmiş olsun, Allah şifa versin derken, ona bunu yapanları sizlerin vicdanına ve Rabbimin adaletine havale ediyorum.
Bu yazı toplam 42 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum