1. YAZARLAR

  2. Lütfi AYHAN

  3. Amsterdam Biraz da Konya
Lütfi AYHAN

Lütfi AYHAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Amsterdam Biraz da Konya

A+A-
Dünya siyasetinin, dünya ekonomisinin, dünya sanat ve biliminin son üç yüz yılına damgasını vuran Avrupa’yı görmek nihayet nasip oldu. Bir tarih öğretmeni için çok fantastik bir buluşma bu. Koca Osmanlı’yı bin bir türlü entrika, bin bir türlü tuzak ile alt eden bu “zalim kıtanın” topraklarında yürümek, dedesinin katillerinin yuvasını yakından temaşa etmek gibi bir şey doğrusu.
Haçlı seferleri, Coğrafi Keşifler, Rönesans, Reform, Mohaç, Fetihler, Viyana Kuşatması, Karlofça antlaşması, gerileme devri… Osmanlı tarihi bir nevi Avrupa tarihidir. Avrupa'nın temelini oluşturan ana direk ise Hristiyanlıktır. Avrupa’dan (yani haçlılardan, yani Hristiyanlardan) Anadolu’yu Malazgirt ve Miryekefalonla alan Selçuklu atalarımızdan sonra, yıkılmaz zannedilen, alınmaz diye ün salan, büyük devletler tarafından 29 kez kuşatılan İstanbul’u ( Konstantin’i) ceddimiz Fatih Sultan Mehmet Han'ın fethetmesi ile Osmanlı ismi, Türk namı, Müslüman unvanı Avrupalının tüm benliğine öyle bir yerleşti ki, biraz korku, biraz hayranlık, biraz nefret kokan bu duygu Avrupalının düşüncesinde hiçbir zaman yok olmadı ve böyle giderse kıyamete kadarda yok olmayacak.
Bundan 300 sene önce aylarca, 150 sene önce haftalarca sürecek bir mesafeyi toplamda 4- 5 saatte tamamlamak, hem de oturduğun yerden, üşümeden, yorulmadan; istersen kahveni içerek, istersen uyuyarak kuşlardan daha hızlı, onlardan daha yüksekten uçarak, Balkanların, Macaristan’ın, Avusturya’nın, Almanya’nın semalarından süzülerek Hollanda’ya, Amsterdam’a kazasız belasız, zamanında inmek, inanılmaz bir mutluluk, tarifsiz bir sevinç veriyor insana.
En az bu duygu kadar güzel başka bir his ise, yabancısı olduğun bir diyarda, lisanını bilmediğin insanların ülkesinde, kocaman bir hava alanında, ne yapacağını, ne yöne gideceğini bilemeyip şaşırıp kalma korkusundan bizleri hava alanında karşılayan akrabalarımızı görünce oluşan güven duygusu. İnsan bir “oh” çekiyor onları görünce. Kimsesizlik, yalnızlık, gariplik hüzünleri, onların görünmesi ile yerini sevinç ve güvene terk ediyor. Türkiye’de yaşayamayacağınız bir vuslat iklimi oluşuyor o anda gönülde. Hemen ardından bu duygunun milyonlarca kat be kat büyüğünü ahirette yaşayacağımız düşüncesi sökün ediyor beynimde. Burada, nihayet kaybolursun, eninde sonunda seni polis akrabalarına kavuşturur. Ya ahirette? O sonsuzluk diyarında, sadece adını bildiğimiz, mahiyetini bilemediğimiz, hakkında hayal bile kuramadığımız mekanlara vardığımızda ne yapacağız??? Dünyadan kabre gidiyoruz, kabirde kimle, neyle, nasıl karşılaşacağız. Kabirden haşre gideceğiz. Orası nasıl bir diyar? Ve haşirden sonsuz, ebedi hayata vasıl olacağız. O sonsuz diyarda bizi karşılayacaklar olacak mı? Nereye nasıl yürüyeceğiz? O sonsuz hayatın özellikleri neler? Evleri nasıl? Devleti, hakimi kim? Orada geçer akçe nedir?

CAMİ ADLARINA DİKKAT
Bolca Türk kardeşimiz var maşallah bu şehirde. “Havzan etli ekmek, Meram Lokantası, helal gıda marketi, kardelen market, saray cami, Ayasofya cami, Fatih Cami, Mescidi Aksa cami. (Gurbetçilerimiz bu isimlerle duygularını açığa vurmuyorlar mı?) “Buna benzer camiler ve onlarca dükkan… Konuşmalara kulak verdiğinizde Hollandaca’dan çok Türkçe ve Arapça işitiyor kulaklarınız.

Amsterdam’ın merkezini yaya gezdikten sonra, tarihi şehri bir saat süren sandal gezintisi ile tanımak, her mekanın tarihi özelliklerini öğrenmek kültürel yönden büyük bir kazanç. Amsterdam biraz da Konya aslında. Çünkü üç büyük benzerlik var iki şehir arasında. Bunlar, düzlük, lale ve bisiklet. Bu benzerliklerin yanında çoğumuzun bildiği, duyduğu belki de bir çoğumuzun yaşadığı zıtlıklar var: Bir kurallar diyarı Hollanda. Düzen, sessizlik, uyum… Oranın vazgeçilmezleri iken, aksi bizim yaşadıklarımız. En büyük zıtlık ise kurallara uyma konusu. Türkiye’deki büyük evlere karşılık orada büyük yollar var. Türkiye’de geç yatma alışkanlığına karşılık orada erken yatıp erken kalkma var. Türkiye Hollanda arasındaki en büyük benzerlik ise hırsızlık olaylarının çok olması. Her şeyi hallettiğini zanneden Hollanda bu konuda çok yaya. Tabi birde onların (Hollandalıların) en kötü yanı Allah korusun içki ve uyuşturucu kullanımının çok olması. Buna birde yaşlanan nüfusu, boşanmaların çokluğunu ve intiharları eklediniz mi geleceği yok bu ülkenin. (E eğitim ne işe yarıyor?) Eğer oradaki dindaşlarımız, ırkdaşlarımız iyi bir eğitim alıp, iyi bir örgütlenme yapsalardı 20 - 30 sene sonra bu ülkenin hakimi olurlardı. Gurbetçilerimizin yaşlıları Türkiye’yi vatan Hollanda’yı gurbet görürken, orada doğup büyüyenler aksi bir duyguyla yaşıyorlar. Her halükarda menzil-i maksut Cennet ise gerisi teferruattır.

 
Bu yazı toplam 129 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.