1. YAZARLAR

  2. Ahmet Turan

  3. ANNELER GÜNÜ
Ahmet Turan

Ahmet Turan

Yazarın Tüm Yazıları >

ANNELER GÜNÜ

A+A-

Ziyaretime gelen bir arkadaşım anlattı. İstemeyerek şahit olduğu yan komşusunun evindeki tartışmanın kendisini çok etkilediğini gözleri dolarak aktarıyordu.
Oğlunun evine misafir gelen anneye gelinin hakaretlerini dişini sıkarak anlatmaya çalışıyor, “Ne hale geldik. Allah’ım bizi affetsin” diye de dua ediyordu.
Evet, gerçekten ‘o’ hale geldik.
Savuruluyoruz.
Haberimiz yok.
“Üzülenler de üzülür” diye bir hikaye okumuştum. 
Okurken benim de gözlerim dolmuştu. Sözde anneler günü değil ama bugün de onu paylaşmak istedim.
Fidan anne ertesi gün ameliyat olacağı için oğlunun evine misafir olmuştu., Oğlu üzülmesin diye de kanser olduğunu söylememişti.
Fidan anne, babası başlık parasını çok istediği için çok sevdiği kocasıyla kaçarak evlenmiş, kaçarak evlendiği için de babası tarafından evlatlıktan reddedilmişti. 
Kocasının tüm iyi niyet girişimleri ve döktüğü diller babasını yumuşatmaya yetmemiş, annesinin de çırpınmaları boşa gitmiş, kocasını inadından vazgeçirememişti. Evlendiklerinde Fidan on sekiz, kocası yirmi üç yaşındaydı. Kocası, annesi babası kömürden zehirlenip ölünce anneannesinin yanında büyümüş, hem öksüz hem de yetim bir gençti.
Evliliklerinin ikinci yılında Allah nur topu gibi bir erkek evlat vermişti. Artık mutluluklarına diyecek yoktu. Küçük bir ev kiralamış kocasının kazancıyla da gül gibi geçinip gidiyorlardı. Fidan oğlunu çok zor bir doğumla dünyaya getirdiği için kanaması durmamış doktorlar mecburen ameliyat edip rahmini almak zorunda kalmışlardı bunun için de başka çocukları olmamıştı. Karısının çok üzüldüğünü gören adam "Üzülme canım. Allah bunu bağışlasın yeter" demişti.
Fidan şimdi bunları düşünürken iyi ki de olmamış bir taneyi zor büyüttük ikinci olsa nasıl büyütecektik diye düşünüyordu. Güya uyumak için yatağa girmişti ama ameliyatın heyecanıyla uyuyamıyor, mazi gözlerinin önünden sinema şeridi gibi geçip duruyordu. Oğlunu el bebek gül bebek büyütmüş çok zor şartlarla yeter ki o okusun deyip en iyi okullarda okutmuş ve okul bitince de sevdiği kızla evlendirmişlerdi. 
Ama bu mutlulukları uzun sürmemiş çok sevdiği kocasını dört yıl önce gittikleri bir ahbaplarının düğününde havaya sıkılan bir kurşunun isabet etmesi sonucu kaybetmişti. Zaten evlendikten sonra sık sık gelmeyen oğlu babası öldükten sonra arayı daha çok açmış lütfen uğrar olmuştu.
Bir gün oğlunun evine misafir olarak gittiğinde gelininin oğluna “Bak canım annen misafir olarak her zaman gelebilir. Ancak, kocasının öldüğünü bahane edip yalnızım korkuyorum gibi nedenlerle gelip buraya yerleşmesin hiç çekemem” dediğini oğlunun da annem gelmez hem gelirse ben uygun bir dille anlatırım diye cevap verdiğini duymuş yüreğine keskin bir hançer saplanmıştı. 
Artık oğlunun neden sık sık gelmediğini neden arayıp sormadığını anlamıştı. "Allah'ım beni hiç kimseye muhtaç etme bu öz evladım olsa dahi..." diye dua etti. 
Ameliyat olacağını oğluna söyleyince o da nasıl olduysa "Ben gelir seni hastaneye götürürüm" demişti. İşte oğlu gelmiş kornaya basıyordu Fidan son kez evine bakıp kapıdan çıkıp arabaya bindi. Yol boyu oğlu tek laf etmemişti oysa oğlu onun hayattaki tek varlığıydı birbirlerinden başka kimseleri yoktu iki çift güzel söz söyleyip annesine moral verebilir, onun heyecanını yatıştırabilirdi annesinin çok beklemesine rağmen yapmadı taş gibi yol boyunca susup durdu. 
Tam bu sırada hemşire yanlarına gelip, "Buyurun Fidan hanım sizi ameliyata hazırlamamız lazım" deyince Fidan ayağa kalkıp oğluna, "Yavrum ölüm dirim dünyası kendine iyi bak. Şunu unutma ki sen benim canımdan cansın." deyip sarılmak isteyince oğlu, "Aman anne bu kadar duygusallığa gerek yok. Lütfen abartma" deyince zavallı annenin sarılmak için açılan kolları iki yanına düştü. Peki yavrum dediğin gibi olsun deyip uzun uzun evladının yüzünü seyrettikten sonra derin bir iç çekip hemşireyle birlikte yürüyüp gitti. Artık hıçkıra hıçkıra ağlıyordu ne olursa olsun onun yavrusuydu sarılamamış kokusunu içine çekememişti. 
Annesini hastanede bırakan oğlu eve gidip karısını alıp kaynanasına kahvaltıya gitti. Damadını karşısında gören kaynana, "Hayırdır oğlum annen hastaneye yatmadı mı?" diye sorunca damadı "Evet hastanede. Sabah götürdüm yatırdım birazdan ameliyata girecek" deyince hayretler içinde kalan kadın "Aman oğlum neden anneni orada sahipsiz bırakıp geldin?" deyip kocasına döndü ve "Bey kalk hemen hastaneye gidiyoruz o kadıncağızın bizden başka kimsesi yok onu oralarda bir başına bırakamayız. 
Bugün ona yarın bize..." 
Kaynanasının sözleriyle mahcup olan damat tamam hadi hep beraber gidelim deyip hastaneye gelmişlerdi. Onlar hastaneye geldikten bir saat sonra ameliyathaneden çıkan doktor Fidan Seri' nin yakınları kim deyince oğlu ayağa kalkıp "Ben oğluyum" dedi.
Doktor başını önüne eğip "Çok üzgünüm annenizi kurtaramadık. Maalesef kanser her yerini sarmış" dedi. 
Herkes donup kalmıştı. Fidan anne çok sevdiği kocasının yanında toprağa verilirken, oğlu artık gideceği, arayıp soran kimsesi olmamanın hayatta tek başına kalmanın ne demek olduğunu anlamıştı ama artık çok geçti. 
Şimdi annesinin mezarı başında oturmuş hem ağlıyor hem de "Anne beni affet! Nereden bilecektim o sarılmak isteğinin son sarılma olacağını." derken eğilmiş toprağını öpüyordu. 
Üzdümse özür dilerim.

Bu yazı toplam 1184 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar