1. YAZARLAR

  2. Kerim Candan

  3. Armudun Sapı, Üzümün Çöpü
Kerim Candan

Kerim Candan

Yazarın Tüm Yazıları >

Armudun Sapı, Üzümün Çöpü

A+A-

Kimi ya da kimleri tenkit edeceğime henüz karar vermediğim için nereden söze başlayacağımı bilmiyorum. Ama kararlıyım, bugün birilerini eleştirip yerin dibine sokmak için olanca gücümü sarf edeceğim!

Çünkü “düşünen, özgür bir insan olmak için” başkalarına hakaretler ederek ne kadar farklı düşündüğümü göstermek istiyorum! Nereden başlayalım diye düşünürken, aklıma yakın bir zamana kadar (belki de hâlâ) devletin attığı adımları olumlu görenlerisorgulamayan, itaat eden bir insan”, karşı çıkıp tenkitin ötesinde hakaret edenleri ise düşünen özgür bir insanolarak algılayanlardan başlamak istiyorum. Evet, bu kişiler galiba, eleştirdikçe, hakaret ettikçe itibarlarının arttığını zannediyorlar! Fakat bu itibar yükselişi gerçekçi olmadığı için iflah olmaz bir şekilde kendi çapsızlıklarında kıvranır dururlar. Her olumlu gelişmeye muzip bir gülümseme ile “armudun sapı, üzümün çöpü” misali bakarlar!  Bunun yanında medyada ya da sosyal medyada gördüğü her abartılı haber ya da yazıya teslim olan kişileri de es geçmek istemiyorum. Bunlara da tanık olmuyorum dersem yalan söylemiş olurum. Burada da ölçüyü kaçırmadan somut bilgi ve belgelerle hareket etmek gerekir. Özellikle seçim sürecinde her paylaşıma sazan gibi atlamadan önce lütfen hesap sahibini ve yazılanları okuyup doğruluğunu teyit edelim. Hiçbir kimseye hakaret ve kötü, aşağılayıcı yazılar yazmamalıyız.

Haksız eleştirilere teslim olmaya hazır potansiyel bir kitle her zaman olmuştur. Bu teslimiyetler bazen bilinçli bazen de sözde tarafsızlık adına olmuştur. Yakın tarihimizde Sultan Abdülhamit’in tahttan indirilmesi, Adnan Menderes’in idamı, Erbakan’ın puşt modern darbe ile yönetimden el çektirilmesi ve Erdoğan’a yapılanları biliyoruz. Bu liderler, haksız eleştirilerden fazlası olan yalan ve iftiralarla teslim alınmak istemişlerdir. Maalesef bizim sözde “düşünen özgür insanlarımız” bu yem’e her zaman sazan gibi atlamıştır. Dahası bu propagandalara direnen sağduyulu insanları da egemen medya güçleriyle “sorgulamayan, itaat eden insanlar” olarak göstermeyi başarmışlardır. Bugün bile kapsamlı bir propaganda ile yürütülen haksız eleştiriler korosu birçok konuda buna devam etmektedir.

Örneğin; Mevlana meydanının eski halinin daha güzel olduğuna dair sosyal medyada gezen paylaşımlar dikkatimi çekmektedir. Bu konuya girmek istemezdim ama sosyal medyada görünce “kabak tadı verdiği” için girdim. Neymiş eskiden ağaçlar varmış, çok güzelmiş, şimdi her tarafı beton olmuşmuş! Kardeşim Konya büyüyor ve Mevlana’nın Konya’ya gelişi gibi temsili birçok program için bir meydana ihtiyaç vardı. Bunu diline sakız edenlere sorsanız; “bugüne kadar kaç ağaç diktiniz?” emin olun cevap alamazsınız. Neymiş efendiler yeşil görmek istiyorlarmış! Hem merkez nüfusu 1,5 milyonluk bir kentte yaşayayım hem de yeşil ve ağaç gölgesinde ayaklarımı uzatayım istiyorsunuz! Yazık ki bunu yapmak için kentin mahallelerine ve köylerine giderseniz yeterince yeşil ve ağaçla kucaklaşmanız mümkün olabilir. Bu konuyu da geçiyorum, evet eleştirdim ve “sorgulayan, düşünen bir insan” olduğumu ispatlamış oldum!

Eleştirinin bünyeye faydaları üzerine uzun açıklamalar yapmak istemiyorum. Bunu hepimiz biliyoruz fakat bazen demokrasinin bu eleştiri zenginliğinin, sınırlarını aşıp milli iradeye tasallut edilmek istendiğine çok kez şahit olduğumuzu hatırlatmak isterim. En yakın örnek olarak; gezi olayları sosyal bir deney olarak gözümüzün önünde hala tazeliğini korumaktadır. Evet, gezi olayları emperyalizmin sosyal bir deneyi idi ve başarmalarına ramak kalmıştı. FETÖ iltisaklı güvenlik güçlerinin olayların tırmanmasına zemin hazırlaması mağduriyet maskesini bilinçli veya bilinçsiz bu deneyde figüran olanlara vermişti. O zaman başbakan olan sayın cumhurbaşkanımız, diğer liderler gibi bu sözde eleştirilere teslim olmuş olsaydı sosyal deney üzerinden milletimizin iradesine ipotek konacak ve emperyalizm ile uyumlu bir hükümet iş başına geçirilmiş olacaktı.  Benzeri sosyal deneyleri Batı’dan esen kahpe rüzgârlarla çok kez yaşadığımızı, iftira ve hakaret yağmuruna tutulduğumuzu da unutmayalım. Örneğin; Türkiye’nin DAEŞ’e silah yardımı yaptığı küresel yalanına sarılıp yüksekten düşen gazeteci ve yazarlardır. Bütün bu süreçlerde en çok da içimizdeki sözde tarafsızların bu rüzgâra teslim olduğunu unutmamamız gerekir.

Çünkü eleştirinin sürekli ve çok kişi tarafından dile getirilmesi doğru olduğu ya da olabileceği anlamına geldiği gibi bir düşünceye kapılıyoruz. Bu düşünce ile birçok insanımız da ezbere, medya ve sosyal medyadan kendisine yapılan suflelerle sözüm ona tarafsızlık adına eleştiri propagandasına teslim olmaktadır. Bugün içinde bulunduğumuz koşullarda her türlü şeyi okumadan, dinleyip anlamadan toptan ya reddediyoruz ya da kabul ediyoruz. Şunu da biliyoruz ki dostlarının eleştirilerine tahammül edemeyenler düşmanlarının hakaretlerine muhatap olurlar. Bu acziyet ve zillete düşmemek için feraset ve akıl ile meşru eleştiriler ile gayri meşru eleştirileri ayırt etmek gerekmektedir.  Önümüzdeki seçim sürecinde de kara propagandalar üzerinden milli iradenin teslim alınmak istendiğini düşünmek için fazlaca yaşanmış tarihi tecrübe ve deneyime sahibiz. Bu nedenle milletçe uyanık olup sağduyudan ayrılmamak gerekir.

Yerli ve milli olan her parti, her farklı düşünce benim ülkeme aittir. Fakat birbirimizi eleştirirken sadece eksikleri değil olumlu adımları da görmek gerekir. Bırakalım “Sezar’ın hakkı Sezar’da kalsın” biz “Ahmet’in, Mehmet’in hakkını kendilerine verelim derim. Selam ve dua ile.

Bu yazı toplam 974 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.