1. YAZARLAR

  2. Lütfi AYHAN

  3. Atıl Bedenler Yosunlaşmış Gönüller
Lütfi AYHAN

Lütfi AYHAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Atıl Bedenler Yosunlaşmış Gönüller

A+A-
Bizler, Orta Asya'dan çıkıp ta Avrupa içlerine kadar, bazen atla, bazen yaya; hem de fert olarak değil ordu olarak, millet olarak, sefer etmiş, fetihler yapmış, obalar, şehirler, devletler, yıkmış, obalar, şehirler, devletler kurmuş bir neslin torunları; 40 yılda Arap Yarımadasından çıkıp, o günün iki büyük süper gücü olan Bizans’ın yarısını, Perslerin tamamını fethetmiş bir dinin mensuplarıyız. Araba yokken, uçak yokken, bazen atla, bazen yayan, bazen tek başına, bazen kervanla dünyanın öbür ucuna din götüren, ilim götüren, mal götüren, fetih götüren bir kültürün mirasçılarıyız.
Bu gün, evet bu gün, uçağın, hızlı trenin, muhteşem otobüslerin, güzel arabaların, kaliteli otobanların olduğu bir dönemde yaşayan biz Müslümanlar,( Türk, Kürt, Arap, Acem…farketemz) bedenlerimizin, hantallaşmasını, ruhlarımızın adeta yosunlaşmasını neyle açıklayabiliriz? Bir km. ilerdeki okula, yaya veya bisikletle gitmek istemeyen (veya ebveyni tarafından gönderilmeyen) genç çocuklara şunu hatırlatmak gerek: Bundan 1400 sene evvel alemlerin fahrı, hepimizin Peygamberi ve onun sahabeleri, Hicret için sıcakta, arkalarında düşman olduğu halde ıssız çöl yollarını geçerek, yarı aç, yarı tok, Mekke’den Medine’ye yaklaşık 500 km yürüyerek gittiler. Peygamberimiz aynı zorluğu TEBÜK seferinde de yaşamıştır. Yine peygamberimiz, hacca umreye giden bizlerin bir kez çıkmaya çekindiği Hira mağarasına onlarca kez inip çıkmıştır. Hicrette aynı dağa Ebubekir efendimizin kızı ve oğlu, azık ve haber götürmek için, her gün inip çıkmışlardır. Ali İmran 137 de Allah ;” Sizden önce(ki milletlerin başından) nice olaylar gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu bir görün…” boşuna mı buyurdu.
Doğrusu günümüz insanı, günümüz Müslümanı her yönden eski dönemlere göre çok daha büyük imkanlara sahip olmasına rağmen pek fazla gezmiyor. Hâlbuki seyahat özgürlüktür. Seyahat yosundan kurtulmaktır, Seyahat sıhhattir, seyahat Allah’ı, yarattıklarını, daha iyi tanımanın yegane yoludur. Seyahat, üzerimizde biriken TEMBELLİK tozlarını atmaktır.Doğrusu ben de günümüz hastalıklarının başında yer alan hareketsizlik, seyahatsizlik hastalığına düçar olmuş biriyim. Seyahat eden insanlar diğer insanlardan, gezip, gören, seyahat eden halklar diğer kavimlerden, keşifler yapan milletler diğer milletlerden her zaman üstün ve önde olmuşlardır.
Yosunlaşma, atıl kalma hastalığından biraz olsun kurtulmak için bu yılı SEYAHAT YILI ilan ettim. Birkaç yere gittim. Son seyahatim Osmanlı Devletimizin ilk kurulduğu yer olan ATA YURDUMUZ SÖĞÜT idi. Sabah 07,15 YHT treni ile başlayan yolculuğumuz 10 da Bilecik’te tamamlandı. Bilecik’te Manevi atalarımızdan şeyh Edebali ve Mal Hatun türbesini ziyaret ettik. Sonra ver elini Söğüt. Söğüt’te Ertuğrul Gazi ve Dursun fakih dedelerimizin türbesini ziyaret ettikten sonra, ERTUĞRUL dedemizin (dolayısı ile Osmanlıların ANADOLUDA) yaptırdığı ilk cami (kuyulu mescit) de namaz kıldık. O caminin, Söğüt’ün ve Osmanlının ilk yıllarının Hikayesini yetkin bir ağızdan ŞAHİN MÜLAYİM Hocadan dinledik. Söğütte güzel insanlarla tanışıp, sohbet edip akşam namazını SÖĞÜT ÇELEBİ CAMİİ nde kılıp ayrıldık. Yatsıyı abimle birlikte, çok değişik, büyük, yeni, modern Bilecik İstasyonunda kıldık. Bilecik’ten 18,45 Hızlı trenine binip gece tam saatinde 21, 18 te Konya ya vasıl olduk. Bu ayrıntıları yazmamın nedeni Konyadan buraları ziyaret etmek isteyen dostların, yaranların şevkini artırmak.

Söğüt Sokaklarında şöyle bir tur atarken bizim yabancı olduğumuzu bilip, gönül yakınlığı kuran Ramazan Gündüz (demircilik yapan bir dost) kardeşin bize maddi manevi ikramı, Şahin Mülayim Hocanın gerek camii gerek Söğütle ilgili bilgileri bizimle çok içten, severek, yaşayarak özveri ile paylaşması, Söğüt toprağının elan her anlamda verimliliğinden bir şey kaybetmediğinin göstergesi…
Söğütle, Osmanlının o dönemi ile ilgili bilgileri, Ertuğrul Dedemizle, Dursun fakih atamızla ilgili bir çok tarihi bilgi ve bir çok hoş menkıbe var. Ben bunların sadece adlarını yazacağım. Yalnız bu hikâyeleri ve bilgileri, Şahin mülayim dosttan dinlemek gerçekten bir ayrıcalık. Ben, Söğütle ilgili birkaç bilgiyi başlık halinde paylaşayım, Allah izin verir de sizler oraya (Söğüt'e) giderseniz esas bilgileri işi uzmanından(Şahin Mülayim Hocadan) dinleyin. İşte bu güzel, hoş, tatlı, anlamlı hikayelerin başlıkları:

1- 1- Ertuğrul dedemiz Söğüt’e vardıkta Mescidini Niçin Rum mahallesine kurdu?
2- 2- Mescidin içindeki Kuyunun hikâyesi nedir?
3- 3-Dursun Fakih Dedemizin yattığı türbenin yüksek bir tepede oluşunun hikmeti nedir?
4- 4-Dursun Fakih dedemizin ölmeye yakın elinde sakladığı ölüğmünden önce açılmasını istemediği nesnenin hikâyesi nedir?
5- 5-Ertuğrul dedemiz bulduğu suyun zehirli olup olmadığını niçinilk önce kendi üzerinde denemiştir?
6- 6- Kaymakam çeşmesinin kendine özgü hikâyesinin teferruatı nedir…? Bunlara benzer daha bir çok güzel hikâye ve hoş hatırayı inşallah Bilecik’e, Söğüt’e o ata yurtlarına gidip öğrenmemiz, hem milletimize bağlılığımızı artıracak, hem tarih şuurumuzu güçlendirecek, hem bize moral verecek. Dahası yepyeni dostlar, taptaze görüşler elde etmemizi sağlayacaktır.

Yosunlarımızdan kurtulmak dilek ve temennisi ile…
 
Bu yazı toplam 122 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.