Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

Mustafa Uzunpostalcı
Yazarın Tüm Yazıları >

Avrupa Ve Türkiye

A+A-

Türkiye Cumhuriyeti olarak müstakil bir devlet hâlinde ortaya çıkan devletimiz o andan itibaren, kendilerine bu şekilde bir kuruluşu telkin ederek yol gösteren ve hatta mecbur eden devletlerin dıştan görünüşlerine bakarak onlar gibi olmayı bir yenilenme, yükselme ve varlığını başkalarına da hissettiren bir devlet olma düşüncesine daldı.

Bunu bir hayal olmaktan çıkarıp onların uyguladıkları eğitim sisteminden başlayarak, sivil ve askeri alanda bir takım yenilenmeleri ve özellikle de hukuk düzeni başta olmak üzere, onların her şeyini sorgusuz, sualsiz taklit ederek almaya ve benimsemeye başladı.

Bu durumu da bir ilericilik ve modernlik olarak gördü ve içinde yaşanılan yirminci asrın bir gereği olarak kabul etti ve benimsedi. Aynı zamanda halkına da benimsetmek istedi. Halk da zaten onların yaşayışlarını içimizdeki temsilcilerinden görerek nefsinin arzusu istikametinde benimsedi ve kendi yaşayışından farklı ve daha modern bulduğu için, çoğu da görmeden ve fakat özendirilmesi sebebiyle kendi düzenlerini, giyim tarzlarını eskiyi terk etmenin bir yenilik olduğu düşüncesinden hareket ederek kendisine yakıştırdı.

Bir taraftan da yetişen gençlerini tahsil için Batılı ülkelere gönderirken, diğer taraftan Avrupa, bilhassa da Fransa’dan gelen ve hatta getirilen mürebbiyeleri, çocuklarını terbiye etsinler diye evlerine buyur ettiler.

Neticede evin tertip ve düzeninden tutun da içerisinde kullanılacak eşyanın bile seçimi bunların zevklerine bırakıldı. Durum öyle bir noktaya ulaştı ki, evde Avrupalı olan piyanonun bulunması bile bir Batılı olma ve modernleşme aracı olarak kabul edildi.

Böyle bir yola girmiş olmamız Batılı ülke ve devletlerinin işine geldi. Çünkü onların istek ve beklentileri de Osmanlı’nın çocuklarının ve torunlarının böyle olmaları idi. Yani kendileri gibi düşünen; kendilerinin zevklerini benimseyen, kendilerinin yemeklerini yiyen ve onlar gibi konuşan çocuklar olmaları idi.

Bu da onların fazla sıkıntı çekmeden istedikleri noktaya ulaşmış olmaları anlamına geliyordu.

Çünkü tahsil için, yani Batıda gelişen ilim, teknik ve her türlü faydalı gelişmeyi alıp gelmeleri için gönderilen gençlerimizin memleketimize dönerek yol gösterici ve buradakileri yetiştirici olmaları beklenen gençlerimize ümit bağlanmış bulunuyordu.

Fakat oraya giden gençlerimiz sadece ilim öğrenmek yerine nasıl daha iyi yaşanır ve rahat bir ömür sürülür, noktasına kendilerini odaklamış bulunuyorlar ve bunları öğrenmenin ve benimsemenin yolunu tutuyorlardı.

Aslında bütün Hıristiyan Avrupa, kilisenin ve dolayısıyla Papa ve papazların sürekli etkisi ve baskısı altında asırlarca bunalmış bulunuyordu. Gelişen teknik ve ticaret sayesinde halk bunlara karşı kendilerini savunmaya ve kilisenin bağnazlığına karşı çıkmaya başladı. Kilise de bu gelişmeyi dine karşı bir davranış olarak görüyor ve böyle niteliyordu.

Sonunda Papalık gelişen teknik ve tabiat ilimlerinin ve teknolojinin dinden uzaklaşmak anlamına geldiğini ilân etti. Bunu Kiliseye karşı bir tavır olarak değerlendirdi.

Böylece ilim adamları ile Kilise arasında bir çatışma yaşandı. Bundan çıkan netice ise şu idi: İlimle din çatışmaktadır. İlim adamı olabilmek için dinden uzak olmak gerekir. İkisi bir arada ve birlikte bir kişide birleşemez.

İşte bu ortamda Avrupa’ya tahsil için gönderilen gençlerimizin ilk algıladıkları şey bu oldu ve bunu bir gerçek olarak kabul ve kendi dinlerine de teşmil ettiler.

Yeteri kadar ailelerinden kendi dinlerini de öğrenemedikleri için içinde doğdukları İslâm Dininin nasıl bir olduğunun farkına bile varamadılar.

Memleketlerine dönünce de ilk olarak yapılacak işin ilimle dinin ayrı olduğunu, eğer ilmin gelişmesini istiyorsak her şeyden önce dindarlığın ve dolayısıyla dinin terk edilmesi gerektiğini kabul ettirmeye çalıştılar.

(günümüzdeki durumu bir başka yazıya bırakalım).

Bu yazı toplam 494 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.