1. YAZARLAR

  2. Mehmet Kaçar

  3. AVRUPA’DA MÜSLÜMAN OLMAK MI YOKSA AVRUPA’LI MÜSLÜMAN OLMAK MI GEREKLİ!
Mehmet Kaçar

Mehmet Kaçar

Yazarın Tüm Yazıları >

AVRUPA’DA MÜSLÜMAN OLMAK MI YOKSA AVRUPA’LI MÜSLÜMAN OLMAK MI GEREKLİ!

A+A-

Çevremiz de mutlaka Avrupa’da yaşayan tanıdığımız pek çok insan vardır. Ya da bizzat Avrupa macerasına kendimiz girmişizdir. Onlarla samimi bir bağımız olmamışsa sadece Avrupalı ya da Alamancı der geçeriz. Yani onlar hakkında ekstradan bir bilgi sahibi olmayı istemeyiz. Örneğin, Avrupa’da yaşayanlar dinine bağlı ise, bu inancını ve dininin gereklerini Avrupa da nasıl yaşıyorlar? bunları bilmek için hiç bir gayret göstermeyiz. İlgimizi de çekmez ve düşünmeyiz zaten. Bu yazımızda ömrümün 19 yılını geçirdiğim Almanya’dan dini yaşam tarzlarından bir kesit sunmaya çalışacağım.

İkinci Dünya Harbinden sonrasındaki Almanya’da, erkek nüfus yüzde 20’lere kadar düşünce, Almanya çalıştırmak amaçlı, yabancı ülkelerden işçi alımı yoluna gitti. İlk tercihini Türkiye ve İslam ülkelerinden getirilecek misafir işçilerden yana kullandı. Türkiye’den istenen erkek işçiler, hızla Almanya’ya gönderildiler. Bura da her iki cenahında planlayamadığı( Türkiye , Hristiyan bir ülkeye Müslüman işçi gönderiyor, Hıristiyan ve seküler bir ülke olan Almanya’da kendi ülkelerine Müslüman işçi getiriyor), hesapta olmayan bir hadise vardı. Almanya Türk işçilerini Tren garlarında hoş geldiniz pankartları ile karşılarken, Müslüman kimlikli insanların ülkelerine geldiğini önemsememişlerdi. Çünkü bu insanlar nasıl olsa bir kaç sene sonra ülkelerine geri gideceklerdi. İşte bu önemsemeyiş ve yanlış planlama, planda olmayan İslam kimliği Avrupa’ya ileride çok ciddi problemler yaşatacaktı. Müslüman kimliğine sahip olan Türk İşçileri de, bir kaç yıl çalışırım, güzelce bir ev, bir traktör parası toplarım, sonra da zengin bir kişi edasıyla memleketime geri dönerim diye düşünüyordu. Bu düşüncenin imkansız olduğunu bir kaç yıl geçince anlayıvereceklerdi. Bu çok acı veren bir gerçekti. Artık geri dönüşün yolu kapanmıştı. Baktılar ki geri dönüşün artık kendileri için hayal gibi bir şey haline dönmesini anlayınca ailelerini yanlarına almaya başladılar. Avrupa için ikinci şok bu atılım olmuştu.

Avrupa’da Müslüman olarak yaşamak mı yoksa Avrupalıların istediği tipte Müslüman olmak mı?

Müslüman Türk işçilerinin 1960’larda Avrupa’ya ayak bastığı tarihten bu günlere kadar karşılaştıkları ve her geçen gün yeniden bir karar vermek zorunda oldukları en tepedeki soru ise, Avrupalı Müslüman olursanız, İslam kimliğinizden, inancınızdan, dini yaşantınızdan, kişilik ve gelenekleriniz den çok ödünler ve çok tavizler vermek mecburiyetindesiniz. Eğer Avrupa’da Müslüman kimliğinizle yaşamaya karar verip öyle yaşamaya başlamışsanız o zaman da aşırı dinci terörist ve Alman ulusu için tehlikeli bir tehdit unsuru olarak görülmekten kendinizi kurtaramazsınız. Alman İstihbarat Örgütü seni çoktan fişlemiştir bile.

Türklerin 1960 yılında Avrupa’ya ayak basmalarından sonra karşılaştıkları ve her geçen gün yeniden karar vermeleri gereken bir sorun Müslüman olarak yaşamaya devam etmelerine karar vermiş olmalarıdır. Eğer Avrupalı Müslüman olmaya karar vermeniz halin de, İslam kimliğini taşımaya devam ederseniz sizden İslam inancınız ve dininizden tavizler vermeniz istenecektir. Mesela, iş yerlerinde ve iş saatlerinde oruç tutmamanız, namaz kılmamamız, cami ve imam istememeniz gerekecektir. Yok eğer Avrupa da İslam kimlikli bir Müslüman olmaya karar vermişseniz o zaman da aşırı dinci, İslam teröristi ve Alman ulusu için potansiyel suçlu sundur. Bugünlerde de bütün bunlara ek olarak, dinine bağlı ve dinini yaşamak için çaba sarf eden bir kişi iseniz kesinlikle Erdoğancısınızdır etiketi yapıştırılır hale gelmişsinizdir. Çünkü Almanya siyaseti sayın Cumhurbaşkanımızı diktatör, aşırı dinci ve Avrupa için çok tehlikeli bir lider olarak lanse ediyor. Ve 15 Temmuz 2016 Fetö kalkışmasının arkasında ki en güçlü güç olduğunu lanse etmeye çalışıyor.

“Avrupalı Müslüman” kimliğinin içerisine biraz dalacak olursak, bu kimse, yeri geldiğinde dinin emirlerini terk etmeli, Almancayı Türkçe’den daha iyi konuşmalı, Alman adet ve kültürüne adapte olan, Alman ulusunun istediği İslam dinine ve Türkiye düşmanlığına karşı medyalarda Müslümanım diyerek nutuk atan, Türkiye’yi muz cumhuriyeti olarak gösteren kimsedir. İşte bu tip bir Müslüman Avrupalı bir Müslümandır. Almanya siyasetinin istediği Müslüman tipi de tam budur işte. Almanyalı Müslümanlar!

Avrupa da Müslüman ise, dinine, vatanına(Türkiye), dinin hükümlerine bağlı ve onlara göre yaşamaya gayret gösteren, camiler açıp, oralara devam eden, dini ve vatanı için hizmet etmeyi kendine şiar edinen, İslam kimlikli fertlerdir. Bu kimseler de Almanya’nın Müslümanlar üzerinde yaptığı palanları her daim bozan Müslüman tipidir. Beklenmedik, istenmedik çalışmaları ile Alman siyasilerini zor durumda bırakan Müslüman tipidir.

Mesela Almanya’ya ilk gelen gurbetçi misafir işçiler, Cuma ve teravih namazlarını kılmak istediklerinde ilk olarak kiliseleri göstermişler ve oralarda ede etmek mecburiyetinde kalmışlardır. Putların, haç ve heykellerin üstlerini örtülerle, çarşaflarla örtüp cuma namazlarını, namaz kıldıracak kadar kuran okumasını bilen birinin arkasında eda etmişlerdir. Teravih namazlarını da oturdukları binaların bodrum katlarında ede etmişlerdir. Hiç düşündünüz mü acaba “neden kiliselerde cuma namazı kılmak mecburiyetinde kalmışlardır?”

Çünkü kiliselerdeki papazlar cuma namazı kılınmasına izin vermişler ve bunun altında da kilise papazlarının, Almanya’ya gelen Müslümanları Hristiyanlığa devşirme çabasında olacaklar yani Hristiyanlaştırma çabalarıyla sorunu çözeceklerdi. Çünkü Türkiye Cumhuriyetinden imam gelmemiş, Türkçe öğretmenleri gelmemişti. Bu plan gereken neticeyi vermeyince yani gerekli sonuçlar, Hristiyanlaştırma çabaları boşa çıkınca, “Almanya da yasal oturma iznine sahip olan birisi inancını ve dinini özgürce yaşayabilir” yasasına öğrenen Müslümanlara camiler tahsisi etmek mecburiyetinde kaldılar.

Böylece Müslümanlar, cemaatleşmeye başladılar. Bu kanunu öğrenen her cemaat kendi cemaatinin görüşlerine uygun ve cemaatini dağıtmayacak camiler açmaya başladılar. Yine Almanya’nın istemediği bir şeyde camilerin açılması idi ve cemaatleşmek idi. Cemaatleşmek demek, çoğalmak, birlik olmak demekti. Bu da güç ve lobi demekti.

Camiler ve cemaatlerin sayısı arttıkça, ırkçı dazlak Naziler de azmaya başladılar. Müslümanları direk ve açık bir şekilde hedef tahtasına koymuşlardı. 1960’lardan bu güne kadar Almanya’da ki camiler ve cemaatleri hem devlet güçleri takibata almış olup hem de Nazi saldırılarına hedef olmuş oldukları görülmektedir. Bu saldırılar bazen kayıtlara geçmiyor bazen de kamu oyuna duyurulmuyor. Tüm karartmalara rağmen gün yüzüne çıkan bazı saldırıları şöyle sıralamak mümkündür.

02/07/ 2016 tarihinde Almanya’nın Kiel kentinde Gamze K. adlı Müslüman ev hanımı, bir gün çarşıya alışveriş yapmak için çıktığında, Almanın biri “kendisine pis Müslüman diyerek saldırıyor ve var gücü ile kadına çarşının orta yerinde yumruk attıktan sonra kaçmıştır. 55 yaşındaki bu alman olay yerinden hızla kaçarken hiç kimse onun kaçmasına engel olmamıştır. Yakalandıktan sonra da psikolojik rahatsızlık raporu alarak hapse girmekten kurtulmuştur.

01/07/2009 tarihinde Almanya’nın Dresden kentinde ki mahkeme salonunda ki duruşma esnasında Müslümanlara hakaret eden bir ırkçının mahkum edilmesi ile sinirlenip, şahit olarak mahkeme de bulunan Merve El-Sherbiniyi üç yaşındaki oğlunun gözleri önünde bıçaklayarak öldürmüştür. Maktül tam 18 yerinden bıçaklanmış olup oracıkta can vermiştir. El Sherbini’nin hamile olmasından dolayı kocası tarafından korunmak istenince, kocası da bıçak darbelerine maruz kalıyor ve en kötüsü de mahkemedeki kolluk kuvvetleri kocanın ayaklarına ateş ederek vuruyorlar. Alman medyası bu olayı kapatmak için yer vermemeye gayret etmiş, ancak dış basının olay hakkında haberler yapması üzerine kısa yazılarla ırkçı bir saldırı demişlerdir.

23 Kasım 1992 tarihinde ki ırkçı saldırıda ise bu defa yer Mölln kenti olmuştur. Bir ev cayır cayır yanıyor. Ev sahipleri ise bir Müslüman Türk ailesidir. Evin içerisine molotof  kokteyilli bir saldırı düzenleniyor. Ev çok kısa sürede alevler içinde kalıyordu. Yangın sonucunda Behide Arslan ve iki torunu Yeliz ve Ayşe Yılmaz yanarak can veriyorlardı. Polis olaydan tam bir yıl sonra iki kişiyi tutukluyordu. O zaman 26 yaşında olan Nazi Michael Peters ömür boyu hapis cezasına ve arkadaşı Lars Christiansen ise 20 yaşında olduğu gerekçesiyle 10 yıl ağır hapis cezasına çarptırılıyordu.

Mahkeme suç gerekçesinş şöyle açıklıyordu. Aşırı yabancı düşmanlığı ve özellikle de İslam düşmanlığı.... Evin tamiratında belediyeden hiç bir yardım alamadıklarını belirten Arslan ailesi hayırsever Müslüman Türk vatandaşlarının yardımları ile onardıklarını açıklıyorlardı. Belediye aynı zaman da evin duvarında bulunan “Haince kundaklama sonucu hayatını kaybeden...”yazısını söktürüp yerine “Talihsiz bir yangın sonucu hayatını kaybeden...anısına “diye yazılı bir levha yaptırarak evin dış duvarına asıyor ve bu ifadenin değiştirilmesine asla izin vermiyorlardı.

29/05/1993 tarihinde ise bu kez Solingen kenti gündeme bomba gibi düşüyordu. Solingen de meydana gelen olayda ise, dört aşırı sağcı Nazi (neo Nazi) Alman genci, Genç ailesinin evini kundaklayarak yakıyorlardı. Yangında Genç ailesinden beşi yanarak hayatını kaybetmişlerdi. Genç ailesinin yaşadığı bu ev daha sonra müze haline getirilmiş olup, Almanya’da yaşayan bir takım genç Türkler tarafından kurulan Cartel Müzik grubu tarafından 1995 tarihinde çıkardıkları Cartel şarkısının video klibinde de, bu katliamdan görüntülere ve haberlere yer verilmiştir. O dönemde yaşları 21’in altında olan zanlılar en yüksek hapis cezalarına çarptırılmışlardır. 20 yıl sonra ise, artık on caniler serbest kalıp aynı kentte dolaşmaktadırlar. İçlerinden sadece biri duruşma anında Genç ailesinden özür dilemiştir. Zanlıların geri kalanlarının Solingen’de yaşadıkları da biliniyor. Solingen yangınından hemen sonra kapı zillerinde ki Türkçe isimler sökülüp atılıyordu, evlerin balkonlarında bidon ve damacanalarda su tedariki yapılıyordu. Her hangi bir kundaklama anında yangını söndürmek için tedbir alınmış oluyordu.

Bugün bile hala bir yerde bir ev yansa, hemen her gurbetçinin aklına Mölln ve Solingen kundaklamaları geliyor ve bu hiç bir zaman dinmeyecek bir yara olarak kalacak gibi görünüyor.

2105 yılına ait istatistiklere göre (Ocak-Haziran dönemi) toplam 5496 ırkçı saldırı yapılmıştır.

Sadece 2016 yılının ilk 8 ayında yabancı düşmanı şiddet tanımına uyan suç eylemlerinin sayısı 1800’ü bulurken bunlardan 507’si Camileri kundaklama ve gamalı Nazi haçı çizme şeklinde görülmüştür.

Özetle Almanya’da Müslüman Türk olmak hiç de kolay bir şey değil.

Gurbetçiler çalışıyor, para biriktiriyor, zengin oluyor ve Türkiye’ye gelince de paralarını saçıp savuruyorlar diye düşünenler ise yanılgı içerisindedirler. Madalyonun görünmeyen yüzünde ateşte diri diri yakılmakta var.

Bunun yanı sıra, Müslüman Türklerin aleyhine alınan kararname ve uygulamalar mevcut. Sırf Almanyalı Müslüman Türkler rencide olsun diye, bıkıp da Almanya’yı terk etsinler anlayışıyla yürürlüğe konan kararnameler ile geçiştirilmek istenen konumdalar.

Almanya’da Müslüman olup, bir de Türk olursan “yandı gülüm keten helva!”

Selametle!...

 

Bu yazı toplam 2140 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
7 Yorum