1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. Bana Mutluluklarımı Geri Verin
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Bana Mutluluklarımı Geri Verin

A+A-
Başlığın dikkatinizi çekmiş olacağından emindim. Zaten okur okumaz birçoğunuzun yazı içeriği hakkında tahminde bulunacağını düşündüm.
Hani çeşitli ortamlarda hep ağzımızdan dökülen başlık niyetinde bir cümle vardır. Daha ağızdan çıkmasıyla kimimizin gözleri buğulanır. Geçmişin tatlı esintisine kendimizi kaptırır gideriz. Taa ki içinde bulunduğumuz insanoğlunun makineleştiği, duygularım kömürleştiği, sevginin yerini menfaatin aldığı günümüz dünyasında uyanana kadar… İşte o tatlı anahtar cümle girişi: Ahh bir zamanlar….
Bir zamanlar evlerimizde bugünkü gibi seyyar satıcılardan değil özenle aldığımız kendi kestanemizi sobalarımızda kendimiz pişirir, kendi mısırımızı kendimiz ocakta patlatırdık. Şimdiki gibi evin badanasına dekoruna zarar verecek, is olacak pis olacak gibi bahanelerle gerilmez, zamanın ve yaşamın tadını dibine kadar alırdık. Şimdi evin içinde koku olur diyerek balıklarımızı bile parayla kızartarak eve getiriyoruz. Hâlbuki ev hanımlarımız için yemek hazırlamak ve onu aile efradının büyük bir iştahla yemesini seyretmek kadar mutluluk verici bir şey yoktu. Evde ki kuzine sobada pişen kestane, ekmek, patates hatta sulu yemeğin kokusuyla odanın içini mis gibi bir koku kaplardı. O zamanlar adına somya dediğimiz eski usul gayet dinlendirici kanepelerimize kurulur, sohbetin dibini bulurduk. Aynı şekilde ceviz zamanı cevizleri masa örtüsünün üzerine döker kırıp yerdik. Babam eline aldığı çekiçle özel ayarlanmış küçük tahta parçasının üstünde cevizleri kırar hepimize ikram ederdi. Bugün, her şey paketlenmiş; bizim için kırılarak dövülerek, hatta patlatılıp, kavrularak hazırlandıktan sonra market raflarında yer alan şık ambalajlara hemen ulaşabiliyoruz. İşte bu karanlık yüzyılda bu küçük mutlulukları unuttuk. Ailecek bir araya gelip neşeli, bazen itişmeli de olsa bu güzel anları çocuklarımıza yaşatamıyoruz. O zamanlar, sohbetlerimiz tamamen günahtan arındırılmış, dedikodu ve gıybetin bulaşmadığı bir nitelikteydi. Günümüzde ki gibi birbirimizin arkasından atıp tutmaz, birbirimizin günahıyla veya ayıbıyla uğraşmazdık. İnsanlara kusurunu usulüyle ve sadece kendisiyle konuşarak hatırlatırdık.
Sabah kahvaltılarımızda kızarmış ekmeğin üzerine sürülen mis gibi kokan tereyağını kim sevmezdi? O lezzetin yerini bugün ne tutabilir ki? Hani damakta kalan tatlar vardır ya bir daha asla geri gelmez o lezzet ve lezzetli anlar aynen öyleydi.
Bir zamanlar misafirlik dediğimiz güzel hasletlerimiz vardı. Evin küçük oğlu ya da kızı gündüzden giderek komşuya; “ maniniz yoksa akşam size geleceğiz” diyerek olur alındıktan sonra gidilirdi. Misafirlikler daha çok kaynaşmaya vesile olurdu. Bugünlerde misafirlik dediğimiz güzel hasleti de uyduruk, sıkıcı, entrika ve ayıp dolu dizilere feda ettik. Hani eskileriniz hatırlarsınız, özellikle kış aylarında herkes akşamları evde olurdu. Yemekten sonra yapılan sohbetler, komşunun çocuğuyla oynadığımız “isim, eşya, şehir” oyunu daha neler neler... Aslında pek de yaşlı sayılmam ama her şey çok çabuk değişti. Bu hızlı akan ve değişen sürece bir türlü alışmak istemiyorum.
Şunu anlıyorum ki bizlere iş düşüyor.
Biz anne babalara çocuklarımıza küçük mutlulukları hazırlamak düşüyor. Akşamları belli vakitlerde evlerimizin baş fitnecisi televizyonu kapatıp, kitap okumak, asr-ı saadetten konuşmak, cemaatle namaz kılmak, birlikte komşularımızla ortak planlar geliştirmek ve eski sohbetlere zemin açmak gerekiyor.
Günümüz çocuklarının ekseriyeti kitap okumaktan zaten pek hoşlanmıyor. Ama bunu sevdirmemiz lazım. Televizyonun alıp götürdüklerini kitap okuyarak geri toparlamak lazım. Hani özlemle andığımız o mazide ki sevgi ikliminin inşası yolunda küçükte olsa bir adım atmak lazım. Babaların çocuklarına, dedelerin torunlarına sohbet etmesi, asıl güzellikleri anlatması lazım.
Günden güne kaybolan değerlerimizi yeşertmek için asıl etkenin kendimiz olduğunu bilmemiz lazım. Az önce küçücük bir kısmına değindiğim küçük şeylerin, asıl mutluluk kaynağı olduğunu göstermemiz lazım. Akışına bırakırsak, olduğu gibi devam eder gider.
Ben bu konuda çocuklarımızın vebalini sırtımıza yüklediğimize inananlardanım.
Evet, zorda olsa hala ümitliyim.
Çünkü en büyük tesellimiz ümitlerimiz oldu.



 
Bu yazı toplam 85 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.