1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. BASIN KARTI
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

BASIN KARTI

A+A-

Tam olarak bilmiyorum ama, Konya’da ilk basın kartını ve daha sonra şeref kartına dönüştüren kimse geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz, değerli insan, ustamız Rıdvan Bülbül almıştı.
Daha sonra yine Merhum Mehmet Gazel ve İbrahim Sur, Sabit Horasan, Cihat Yazıcı ,merhum  Orhan Berk ile birlikte görev yaptım, önce o günlerdeki ismi ile T. Yarın, daha sonra da  o zamanlar Konya’nın’nin 1 numaralı gazetesi YENİMERAM’da meslek hayatına devam etmiş bir gazeteciyim. Üst üste yapılan bazı yanlışlar nedeniyle ilk basın kartımı meslek hayatına başladıktan 5-6 yıl sonra alabildim. Benim basın kartı aldığım dönemde bu karta sahip olmak bir ayrıcalıktı. TSYD, kuruluşlarına üye oldum . Çeşitli gazete  ve TV’lerde çeşitli kademelerde çalıştım. Yayın hayatına geçtiğimiz günlerde son veren  Telgraf gazetesinin kurucuları arasındayım. 
Kanunlara göre sürekli basın kartı (Eskiden alanlara 'Şeref Basın Kartı' deniliyor, şimdikilere 'Sürekli Basın Kartı' deniliyor. Yani 'ŞEREF'i de kaldırılmış!) sahibi olmak için basın kartını 20 yıl gibi bir süre taşımış olmanız gerekiyor. Ben de bundan çok daha fazla süre bu karta sahip olduğum için sürekli Basın Kartımı (Eski ismiyle şeref kartını) taşıyorum. Ancak bu kartımı yaklaşık bir buçuk yıl önce kaybettim ve ilgili kuruma  yine  birbuçuk yıldan fazla olmasına rağmen, henüz kartım gelmedi.
Eskiden kimlik sorulunca basın kartını gösterdiğinizde, kabul görürdü. Hatta  yurt dışında bile kabul edilirdi. Ekstra saygı bile gösterilirdi. Ancak şimdi, sahip olmak için en az 20 yıl çalışmak zorunda olduğunuz Sürekli Basın Kartınız, bir kimlik yerine bile geçmiyor.
Geçenlerde meslekten bir arkadaşım bir işlem için bir banka şubesine gider. Sırası geldiğinde ilgili memura gidip derdimi anlatır. Kimlik istendiğinde son şekliyle rengarenk bir konuma dönüştürülen yeni basın kartını verir, kabul edilmez. Üzerinde ehliyeti olduğu için onu verir kabul edilir. (Hoş eski olan ehliyetinde TC kimlik numarası olmadığı için sonradan onu da kabul etmezler)
Düşündüm, bir insanın ehliyet alabilmesi için ne yapması, Sürekli Basın Kartı alabilmesi için hangi aşamalardan geçmesi gerekiyor? Ancak devletin nezdinde onca yıl çalışarak hak ettiğiniz Sürekli Basın Kartı’nın bir sürücü belgesi kadar ehemmiyeti yok. 
Arkadaşım Memureye tepki gösterince, şubenin müdiresi de tartışmaya müdahil olur, diğer memurlar da. Tansiyon yükselir. Nasıl olabilirdi ki? Üzerinde TC. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun’un imzası bulunan TC kimlik numarası yazılı olduğu, sahip olabilmek için 20 yıl gibi bir süre sektörde çalışmanız gereken, taşımaktan gurur duyduğunuz Basın Kartınızın, bir ay gibi bir sürede akli dengesi yerinde olan herkesin alabildiği sürücü belgesi kadar bile itibarı yok.
Sonra oradan çıkar ve önce bir başka, ardından yine bir başka bankaya  gider. Meğer BDDK’nın talimatına göre geçerli olan kimlikler, ehliyet, nüfus cüzdanı ve pasaporttan ibaretmiş. Çünkü memurun bir hatası yokmuş. Ardından gençliğimizde önünde ceketimizi iliklediğimiz, bu mesleği öğrendiğimiz büyüklerimiz geldi aklıma. Onların kartının üzerinde Şeref Basın Kartı yazıyor. Acaba onlar da şerefle taşıdıkları "Şeref Basın Kartlarının" ehliyet kadar önemi olmadığını anladıklarında ne hissediyorlar?
Bunca yıllık süreci ve basın kartının, daha doğrusu gazeteciliğin mesleğe başladığımdan bugüne ne kadar değer kaybettiğini düşündüm. Ve bu süreçte Gazeteciler Cemiyeti Yönetiminin ve Basın Konseyi  ne yaptığını, siyasilerin kendilerine anlatmamıza rağmen basın kartı sahipleri hakları, basın sektöründe çalışanların bazı ayrıcalıkları birer birer ellerinden alınırken nasıl durduklarını, ne kadar müdahil olduklarını, cemiyetin işlevini, niye kurulmuş olabileceğini vs. vs. 
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti yönetiminin bu konuda yapması gereken, basın kartının eski itibarını kazanabilmesi için bir kampanya başlatması. Bunun için Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı, BDDK, diğer kurumlarla ayrı ayrı görüşerek Basın Kartı’nın eski itibarını geri alamasa da en azından kimlik yerine geçmesini sağlaması. Çünkü bu olmayacaksa ben niye bu kartı yanımda taşıyayım ki. Ehliyet nasılsa her işi görüyor.. 
Burada bankaların kendi mudileriyle ilgili güvenlik sorgulamalarının ilkelliğine, belki 30 yıllık önce müşterisi sonra emekli maaşı mudisi, kredi kartı taşıyıcısına yaptığı muameleye değinmiyorum bile. O zaten başlı başına bir tartışma konusu. Bazı ülkelerde yüz tanıma teknolojisi, cep telefonu gibi elektronik cihazlarla konu hissettirilmeden çözülüyor. Biz bu kadar ilkel yollarda ısrar etmek zorunda mıyız?

Bu yazı toplam 350 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.