1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. Basın Ve Yayın Özgürlüğüne Gerekli Kısıtlamalar
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Basın Ve Yayın Özgürlüğüne Gerekli Kısıtlamalar

A+A-
Ülke gündemimizin yoğunluğundan olsa gerek tüm köşe yazılarının buluştuğu nokta genelde siyasette yaşanan son ve şok gelişmeler ve gerilimler olarak öne çıkıyor. Üstüne birde mahalli seçim propagandaları başladı ya! gerisini tahmin edersiniz.
Ama ben bugünkü yazımla toplumumuzun tümünü ilgilendiren hayati bir konu üzerinde kalem oynatmak istiyorum.
Malumunuz, ülkemizde ki şiddet, gasp, cinayet vs. olaylarında ciddi düzeyde artış söz konusudur. Yoğun gündem maddelerinden fırsat bulup ta detay beklentilere, görüşlere ve tehditlere yeterince çözüm üretme fırsatımız olmasa da az sonra gireceğim konuda toplumsal olarak ulaştığımız ürkütücü boyutu gözden kaçırmak gibi bir hataya da düşmemiz söz konusu olmamalıdır.

Başta televizyon haber bültenlerinde olmak üzere yazılı basında yer alan şiddet içerikli haber ve görüntüler, insanımızın hayata bakışında olumsuz tesirler yaratmakta ve halkımızı günden güne karamsar ve içe kapanık bir yapıya büründürmektedir.
Artan toplumsal hazımsızlık sonrası yaşanan siyasi kavgalar ve protestolara değinmek istemiyorum. Bu konuya girdiğimiz zaman içinden çıkamayız. Daha çok ferdi anlamda nitelik arz eden asayiş olaylarında ki artış, aşırı şiddet ve şiddete meyil geleceğimiz için karanlık bir tabloyu ortaya koymaktadır.
Her gün ekranlardan görmenin ve duymanın sıradanlaştığı aile cinayetleri, kadına şiddet, cinnet geçirme sonrasında tüm aile fertlerini gözünü kırpmadan katledecek kadar akıl melekelerini yitirme gibi durumların olağanmışçasına bir gelişme gibi algılanması büyükçe bir tehdittir.
İçinde bulunduğunuz haftanın başında sabah bülteninde izlediğim birkaç haber örneği vermem gerekirse, silahla yaralayarak öldürme, arkasından yaklaşarak bıçak üstüne bıçak saplama, yayaların can güvenliğini hiçe sayarak yüksek hızda araç kullanarak trafik kazaları sonucunda eli kolu, kafası kopan insan görüntüleri ve daha nicelerinin ekranlarımızda yer almasından toplumsal bir rahatsızlık oluşmasını beklerken daha da kötüsü film izler gibi bir haleti ruhiye toplumsal vicdanımızın yaralandığına dair en açık kanıttır.

Daha da tuhaf olan, korkunç bir kaza anı, cinayet anı haber bülteninde defalarca arka arkaya sanki iyice sindirerek izleyin der gibi gözümüze sokarcasına gösterilmektedir. Bu kolu kopan, araçta sıkışan, kafası patlayan, beyni dağılan insan görüntülerini hangi ruh haleti düzgün bir insan izlemekten keyif alır ki, bu kadar üst üste izlettiriliyor? İnsanların empati yeteneği kalmadığı için birçoğu bu görüntüleri film sahnesi gibi izlemekle yetinmektedir.
Öte yandan cinayet dışında artan hırsızlık vakaları da cabasıdır. İnsanların kolay para kazanma ve emeksiz yemek azmi yüzünden artan hırsızlık olayları, her köşe başına dikilen kameralara rağmen azalacağı yerde daha da artış göstermektedir. Hele gasp olaylarının güpegündüz milletin gözü önünde cereyan etmesi de toplumumuzun geldiği felaketin noktasını göstermektedir.

Korkutucu olan bir diğer detaya girmek istiyorum. Haber bültenlerinde çıkan cinayet ve hırsızlık haberleri çocuklarımızın uyanık olduğu vakitlerde ve tüm detayları ile ekrana yansıtılmaktadır. Küçücük dimağları yurdumuzun karanlık yönleriyle tanıştırmaktan geri kalmıyoruz. Zamanla oluşan algı bizim çocukluğumuzda yaşadığımız sevgi ve saygının ön plana çıktığı mazide ki tatlı anların aksine hayatın ne kadar acımasız olduğu ve insanların birbirlerine baş düşman olduğu şekliyle yerleşiyor. Bu yıllarda doğan çocuklar iletişim aygıtlarının çok olmasından dolayı izlediği böylesi vahşet yüklü yayınlar sebebiyle sevgi iklimini soluyamıyor. Özlemle andığımız, insani duyguların başrol oynadığı bir hayatın olmadığı ve bu dünyada vuranın, çalanın yanına kar kaldığı bir yaşam tarzının hakim olduğuna inanıyorlar. İşte günümüzün en büyük tehdidi budur. Hazret-i Mevlana’nın sevgi felsefesinden bihaber bir toplum olduk. Yüce dinimizin bize tavsiye ettiklerinin tamamen dışında gergin bir yaşam sürüyoruz. Allah korkusu sadece dillere pelesenk olmuş. Kalplerde Allah korkusu kalmamış. Bu sebeple gerçek korkuyu bu alemden ebedi aleme irtihal edenler anlayabilirler. Neden mi? Çünkü mevcut yaşantılarımız sadece bu dünya odaklı olduğu için kalplerde iman zayıflamış. Akrabalar arasında, arkadaşlar arasında, ortaklar arasında menfaatler başrol oynuyor. Gıybet, dedikodu, hasetlik ve fesatlıktan geri duramıyoruz. Birbirimizi incitecek ne varsa yapıyoruz. İşte birde bunların üstüne televizyon haberlerinde ki şiddet içerikli yayınlar eklenince iş, içinden çıkılmaz bir hal alıyor.

Sadece çocuklar için değil yetişkinler içinde bu haberlerin yayınlanmasında sakınca görüyorum. İşe gidecek bir memur ya da işçi sabahın 06’sında başlayan vahşet yüklü haber bültenlerini izleyerek güne başlıyor. Sabahın köründe cinayetler, trafik kazaları, hırsızlık vakaları, protesto gösterileri, sokak çatışmaları haberleri izleyerek işe giden bir vatandaşın zihnine yerleşen o görüntünün bilinçaltına yerleşmediğini mi sanıyorsunuz? Farkında dahi olmadan strese giriyor. Gergin oluyor. Tahammülsüz oluyor. En ufak bir çıngarda patlıyor. Toplumsal gerginliğin başlıca sebebinin ne olduğunu sanıyorsunuz?
Buradan yetkililere şunu ifade etmek istiyorum. Televizyonlarda yayınlanan haber bültenlerine sınırlandırma getirilmelidir. Bunun haber özgürlüğü, basın özgürlüğü ile alakası falan yok. Toplumun ulaştığı konumu tedavi etmede bu etkin bir yol olacaktır. Aynı şekilde yazılı basında da buna son verecek bir çalışma şarttır. Aksi takdirde sokaklarda emniyet, huzur ve güven kalmayacak.

Bu yazı toplam 53 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.