1. YAZARLAR

  2. Hakkı Balcı

  3. BASININ ÇIKMAZLARI…
Hakkı Balcı

Hakkı Balcı

Yazarın Tüm Yazıları >

BASININ ÇIKMAZLARI…

A+A-

Geçtiğimiz gün 24 Temmuz Gazetecilik ve Basın Bayramıydı… 1908 yılı itibari ile sansürün kaldırıldığı gün…

Bir basın günümüz olsun düşüncesi ile 1946 yılında Falih Rıfkı Atay tarafından belirlenmiş bir gün…

Bu vesileyle Seydişehir basınını ve bendenizi de evimde ziyaret etme nezaketini gösteren belediye başkanımıza da hassaten teşekkür ediyorum… Gün sembolik bile olsa ziyaret samimiydi

Bugünü ve sansür sözcüğünü siyasi muhataplara silah olarak kullanıp fırsata dönüştüredursunlar, biz şöyle bir kapımızın önüne bakalım hele…

Yaptığımız haberlerde yazdığımız köşelerde ne kadar samimi ne kadar dürüstüz?

Eleştirdiğimiz kadar haklı mıyız?

En doğru biz miyiz? Meselelerin nihai şekline biz mi karar veririz?

Yaklaşık 35 yıldır muhabirlik, genel yayın yönetmenliği, haber müdürlüğü, yazı işleri müdürlüğü, gazete imtiyaz sahipliği, radyoculuk, TV program yapımcılığı, köşe yazarlığı gibi mesleğin her dalında samimi olarak hizmet gayreti içerisinde oldum…

Kulakları çınlasın Hasan Hüseyin Sarı ağabeyin matbaası ve Yeni Seydişehir Gazetesinde de tipo baskı ve kokusunu aldık…

Allah bir hakkı için söylüyorum bu bulaşıcı meslekten bir kuruşluk kazancımda olmadı… Bundan sonra da olsun istemiyorum… Dilimden çıkan kalbimden düşen hece olmuştur hep… Hiç müfteri durumuna düşmedim, yalan yazmadım…

Sarf ettiğim cümleler sert üslubum ve cesaretime bağlı olarak pervasızca çıkmasına rağmen bir kez mahkemelik oldum ondan da beraat ettim…

Böylesi durumlarda bazı dostların “dilin çok sivri” sıfatlamalarına verdiğim cevap ise; “benim dilim sivri değil bazılarının karakteri çok eğri…” cevabı verdim…

Efendim gelelim kapımızın önüne;

Biz kimiz, asli görevimiz nedir, görevimizi etik değerler içerisinde ifa edebiliyor muyuz, şartları zorluyor muyuz, yazabiliyor muyuz, her haberi yapabiliyor muyuz, mahalle, siyaset, kapitalizm, patron baskısına maruz muyuz?

Finans kaygısı kişisel zafiyetlere yol açıyor mu, hakikaten gazete satma derdinde miyiz, satıyor muyuz, satılıyor muyuz, yalan haber yapıyor muyuz, Manipülasyonların parçası oluyor muyuz?

Gazetecilik bir araç olarak mı kullanılıyor, her türlü melanetin, hıyanetin, manipülasyonun, hatta terörizmin içinde olup gazetelerini meşruiyet aracı olarak kullananların oynadığı mağdur gazeteci rolüne ne kadar duyarlıyız?

Yalan haber yapıp şantaj yolu ile haksız kazanç elde eden var mı yok mu? Uzağa gitmeyelim Konya’dan bahsediyorum ha!!

Reklam pastasını paylaşırken, dönen dolaplar entrikalar, merdiven altı gazetecilerin, merdiven altı dergilerin, gazetelerin vur kaç taktiği ile oluşturdukları ağız sulandıran pazar, sundukları cazibe her geçen gün artarken devletin koşullarına uyarak gazetecilik yapmaya çalışanlar ne kadar ayakta durabilir?

Bir fotoğraf makinesi, yalandan bir bilgisayar, ağzı laf yapan bir adam, fiyakalı bir bayan al sana bir dergi alsana günümüzün geçer akçe gazetecisi…

Sosyal medyanın alan hakimiyeti ile birlikte gerçekçi, objektif habercilik yapıyor muyuz, toplumun sözcüsü olabiliyor muyuz, medyanın gittikçe kirlendiğinin farkında mıyız, biz bu dejenerasyondan korunabiliyor muyuz?

Konya il merkezinde iki ayrı gazeteci derneğinin bulunma sebepleri etik değerler üzerine duyulan kaygılar mı yoksa ne?

Biz basının gücü ya da güçleri miyiz yoksa gücün basını mıyız?

Herhangi bir sansasyonel konuyu toplumsal refleksleri harekete geçirecek şekle sokarak fitne, fesat meydana getiren güzide basın mensuplarına prim veren odaklara sessiz kalan korkaklarımız yok mu?

 “Türkiye’de gazeteci olmak zor ” gibi teranelerle pireyi deve yapan ama hiç üretmeden gazeteci olmaya kalkanlar bugüne kadar herhangi bir haberinden dolayı sansür yedi mi? Sansür yiyecek kadar cesaretli haber yapabildiler mi?

Gazeteciliğin etik değerlerden gittikçe uzaklaşan güven duygusunun azaldığı mesleklerden olduğunun farkında mıyız? Kendimizi bu anlamda yeniliyor muyuz? Periyodik toplantılar yaparak özeleştiri yapıp mesleki dejenerasyondan en az zayiatla ayrılmanın tasasını yaşıyor muyuz?

Kabahati ideolojik söylemler eşliğinde sisteme, iktidarlara yüklerken biz ne kadar dürüst gazetecilik yapıyoruz? Herkes kendi muhasebesini yapıyor mu?

Mahalle baskısı, siyasi irade baskısı, patron baskısı, patrona baskı, gibi gerçekliklerin içinde özgür gazetecilik yapılamaz elbette… Ülkemizde bu etkenlerin olmadığı gibi bir iddianın sahibi değilim…

Bunu taşra basını dibine kadar yaşar … Allah’tan ki hiçbir maddi beklentisi olmayan beynelmilelim… Bir sürü çalışanı bünyesinde barındırmak zorunda olan gazetelere gazetecilere Rabbim güç versin demekten öte yapabileceğimiz bir şey yok…

Eski Seydişehir kaymakamı Şu anda Tunceli valisi olan şahsiyetin bir sürü baskısına maruz kaldım... Fetö terör örgütünün bir numaralı destekçisi olduğunu yazdığım anda maruz kaldığım baskıları ben biliyorum… Gıyabımda ettiği sinkafları unutmadım… Unutmadığım etik dışı daha da çok şeyi var… Gün gelecek o’na sevgilerimi en net en bariz şekilde sunacağım… Öyle ya! Fani bu dünya helalleşmek gerek…

Hülasası;

Bu işin etik açıdan değeri kalmadı….

Yıllar öncesini, tipo baskıları, matbaa kokusunu, gazeteye haber yetiştirme telaşını, milimetrik kağıtları, mizanpajı, negatif  filmleri, evde yaptığımız fotoğraf banyolarını, siyah beyaz gazeteciliği, çöpü kendine merteği başkasına dürten gazeteleri ve gazeteciliği yok artık…

Bütün bu çıkmazlardan nasıl kurtulur basın bilemiyorum….

Bu yazı toplam 2048 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.