1. YAZARLAR

  2. Yaman ADAM

  3. Başörtünün/Başörtülünün Serencâmı
Yaman ADAM

Yaman ADAM

Yazarın Tüm Yazıları >

Başörtünün/Başörtülünün Serencâmı

A+A-
Başörtünün/başörtülülerin dünden bugüne serencamını ifade eden bir yazı göndermiş Orhan Büyükyorulmaz kardeşimiz. Ben de noktasına virgülüne dokunmadan bu vahim olduğu kadar mânîdâr da olan pürmelâlimizi sizlerle paylaşmak istedim. 

İNANÇ, ZULÜM VE MODA EKSENİNDE MÜSLÜMAN 
 
“İnanç; inanmaktan önce edepti Müslüman hanımların göğsünde. Biz örtümüzü üzerimize almadan önce edebimizi takarız ve gururla dökeriz o nazlı başörtülerimizi omuzlarımızdan aşağıya. Salarız rüzgâra karşı tıpkı eğik bir başak gibi erdemli. Namusumuzdur ve sınırlarımızı çizen toprağımızdır örtümüz bizim. Bir aşktır içimizde örtümüz ve hiç bir suyun söndüremeyeceği bir ateştir yaktığımız ve uğruna yandığımız.”  
Haberlerde izliyorduk; bir yandan dayatmalara karşı direnenler vardı, diğer yandan . Elleri titriyordu ve sesi boğazında düğümleniyordu. Ne zordur o an da konuşmak ve duygularını ifade edebilmek... Ne zordur ve ne kadar zordur. Yapamıyordu bunu zaten. Takma saçlarını tutarken ve gün kadar aydın yüzünü saklarken bir ceylan kadar ürkek… Suçsuz du... Bunu da yine en iyi o biliyordu ama, nedense saklamak istiyordu yüzünü tüm insanlardan yine de. Binlerce öğrenciden yalnızca biriydi ve başka yerlerdeki birileri gibiydi. Ağlıyordu asra… Asra Andolsun’du…  
Diğer yandan öğretmendi…  Bilmem hangi Okulunda  gayretli ve hevesliydi… Perukla sınıfa girmemenin kişiliğinde bıraktığı izi hangi silgi silebilecekti… Şizofreni bir zihniyetin tezahürüydü elbette  “%99’u Müslüman ülkemde”.  İllet nöbetleri tutuyordu zaman zaman darbe heveslisi bozuk zihniyetlerin… Ve her tekrarında o anların, katlediyordu inancımızı hiç acımadan. Benim diyorum çünkü, ağlayan o gözlere…  Hepimizin -bir ümmetin- gözleriydi aslında. “Yaşamayan anlayamaz böyle bir durumu elbette.”  İdi.  
Yaşayan bizdik…  
Bilenmiştik…  

YAŞAYACAKTIK ZÜLÜM BİTİNCE kendi dinimizi…
 diyorduk.  
Ne var ki;  
Önce “demokratik” heveslere kurban ettik inancımızı… Artık Müslüman değildi adımız; “İslamcı” diye anılmak pek bir ağır geliyordu nefsimize… “Demokrattık” artık….. Evet evet olsa olsa biz “Demokrat” olabilirdik… Bir gün batının elleriyle yaptığı bu putu da yiyeceklerini bile bile…  
Üstümüz başımız kokuyordu Stokholm sendromlarından… Artık üniversite kapılarında bekleyen “Prof.”ler yoktu belki… Kapımızda bekleyen nefsimize kurban ettik inancımızı…  
Belki Yoktu artık İkna Odaları; gel gör ki artık kendi nefsimizi ikna edemiyorduk inancımızı yaşamaya…  
Kimse başımızdaki örtüyü çekmiyordu belki; lâkin biz çeke çeke incelttik azalttık -kısalttık-örtümüzü… Önce metrajından, sonra beğenmediğimiz şeklinden… Moda seansları başlamıştı paslanan zihnimizde… Omuzlarımızdan aşağıya sarkan örtümüz yoktu artık, zira “tarz” değildi. Sıktık başımızı, sıkmabaş olduk topyekün Bir gün elimizi başımızın arasına alıp eyvahlar çekeceğimizi bile bile… O kadar sıktık ki, sıkışıklığında ne düşünmeye ne de yaşamaya alan bulabildik…  
Dün mütemadiyen başörtüsü aleyhtarlığı yapan marjinal bir otorite; diğer yandan inancına sahip çıkan mütedeyyin bir halk vardı bu ülkede… Bugün mütedeyyin kalmış marjinal bir halk; mütemadiyen inancını unutan/utanan bir güruh… 
Vesselam…” diyor Orhan Büyükyorulmaz kardeşimiz. Bu mânâ yüklü ifadalara katılmamak mümkün mü? 
Allah(cc)’a emanet olun. 
    
Bu yazı toplam 240 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum