1. YAZARLAR

  2. Mehmet BİNA

  3. BESMELENİN FAZİLETİ
Mehmet BİNA

Mehmet BİNA

Yazarın Tüm Yazıları >

BESMELENİN FAZİLETİ

A+A-

Bir gün Hoca vaazında: “Bismillah diyerek yürürseniz, suyun üzerinden batmadan geçebilirsiniz.” der.
Bu söze inanan bir köylü, artık köprü yerine nehirden geçmektedir. Bir gün hocayı evine davet eder.
Kabul eden hocayla birlikte giderken, karşılarına nehir çıkar ve adam nehrin üzerinden yürüyerek geçer.Ama hoca suya girmeyecesaret edemez. Şaşkın köylü: “Hocam böyle dememiş miydiniz, gelsenize!” diye seslenir. Hoca şöyle cevap verir: “Onu söyleyen dil bende; ama ona inanan kalp sende…!”
HZ.ALİ'DEN(R.A) BİR GÜL
Bir gün Efendimiz Hz. Ali ye sorar der ki:  Ya Ali Allah ı seviyor musun?  Evet Ya resulullah.  Peki Beni seviyor musun?.Evet Ya resulullah. Peki Anne babanı seviyor musun?. Evet ya resulullah.  Peki çocuklarını seviyor musun? Evet ya resulullah. Peki bunların hepsini bir kalpte nasıl yapıyorsun? . diye sorunca, Hz. Ali bu beklemediği soru karşısında şaşırmış ve cevap verememişti. Bunu düşünmem gerek diyerek oradan ayrılmıştı..
Hz. Ali düşünceli bir şekilde dolaşırken eşi Hz. Fatıma eşinin düşünceli olduğunu fark edince kendisine sorar:
'Nedir bu hal ya Ali' der. "Eğer bu düşünceliliğin dünyevi kaygılardan dolayı ise sana yakışmaz bırak gitsin. Yok bu halin Rahman i kaygılardan dolayı ise anlat birlikte çözüm bulmaya çalışalım" der.
Hz. Ali, efendimizle geçen diyaloğu birbir Hz. Fatıma ya anlatır. Hz. Fatıma durumu öğrenince tebessüm eder ve Hz. Ali ye der ki:. "Git babama ve de ki:. Kişi Allah ı aklı ve ruhuyla sever.. Peygamberimizi kalbiyle sever..
Anne babasını saygısıyla sever… Eşini nefsiyle sever…Çocuklarını şefkatiyle sever…Hz. Ali aldığı bu cevap karşısında memnun olur ve hemen Peygamberimizin yanına gelir..Hz. Fatıma dan öğrendiklerini Peygamber efendimize anlatır. Efendimiz cevabı alınca tebessüm eder ve der ki:
Ya Ali bu bana getirdiğin bir güldür ve o gül nübüvvet ağacından koparılmıştır..
SALAVAT GETİRMENİN FAZİLETİ
Süfyân-ı Sevrî anlatıyor :
"Kâbe-i Mükkerreme'yi tavaf ediyordum. Her adımında salavat-ı şerife getiren bir kimseyi gördüm.
Ona sordum : Her makamın bir duası vardır. Neden dua etmez de hep salavat-ı şerife getirirsin ? O kimse bana cevap olarak dedi ki :
Hac niyeti ile babamla beraber yola düştük. Yolda, babam vefat etti. Birdenbire, yüzü simsiyah, gözleri gök gök ve başı hınzır başına döndü. Yanımızda bulunanlardan utandığım için konuyu kimseye açamadım. Gece oldu. Babamın yüzünü örttüm ve büyük bir şaşkınlık içinde ne yapacağımı düşünürken uykum geldi. Rüyamda çadırın içine birisinin girdiğini gördüm. O güne kadar onun kadar güzel yüzlü kimseyi görmemiştim. Güzel kokusu yalnız bizim çadırı değil, her yeri doldurdu. İzzet ve vakar ile gelip, babamın başucuna oturdu.
Yüzünden perdeyi kaldırdı. Mübarek elini, babamın yüzüne sürdü. Birden üzüntüm sevince, zulmetim nura tebdil oldu.
Çünkü babamın yüzü evvelkinden daha güzel olmuştu. O zât kalktı, gitmeye hazırlanırken ona : Kimsiniz ? diye sordum. Beni ve babamı, bu gurbet diyarında, bu büyük beladan ve halk içinde utanmaktan kurtardınız. O zât : Sen beni tanımaz mısın ? Ben sâhibülKur'ân, Muhammed Mustafa (Sallallahu aleyhi vesellem)'yım. Senin baban, gerçi günahkâr idi. Lâkin, bana çok salavat-ı şerife getirirdi.
Böyle bir musibete düçar olduğunu, bunun salavat-ı şerifesini bana getiren melek gelip haber verdi. Ben de gelip, onu bu beladan kurtardım. Uykudan uyandığım zaman, çadırın içi güzel bir koku ile dolmuştu. Babamın yüzünü açtım, yüzü nurlanmış, gözleri ve rengi güzelleşmişti. Bunu gördükten sonra, kendi kendime söz verdim. Bundan böyle artık ol seyyidil beşerin salavat-ı şerifesiyle devamlı meşgul olacağım. Tâ ki, şefaatine nail olayım ve bütün tehlikelerden korunayım.

Adamın biri salavat-ı şerife getirmek hususunda tembel ve gayretsizmiş.
Bir gece rüyasında, Resulullah (s.a.v)'ı görmüş. Fahr-i kâinat Efendimiz kendisine hiç iltifat buyurmamışlar. Mübarek yüzlerini, başka tarafa çevirmişler. Adamcağız, ağlayıp sızlayarak : YâResulallah! Bana kızmana sebep nedir ?diye sormuş. Hazreti Peygamber (s.a.v) :
Ben seni tanımıyorum, buyurmuş. O kimse de : AmanYâResulallah! Ben senin ümmetinden bir dertliyim demiş. "Hem alimlerden işittiğime göre : "Ben, ümmetimi kişinin evladını bildiğinden ziyade bilirim." buyurmuşsunuz. Beni nasıl tanımazsın ? (devam edecek)

Bu yazı toplam 182 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar