1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. Betonlaşan Yürekler
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Betonlaşan Yürekler

A+A-
İnsani ilişkilerin zayıfladığı buhranlı bir dönemi yaşıyoruz. Her şeyin yapmacık olmaya başladığı günümüz yaşam tarzında ki çöküş süreci devam ediyor. Bu durumun tebdili ile alakalı genelde hiç umutlu bir bekleyiş yok. Öyle bir dönemindeyiz ki okun yaydan fırladığı ve geçmişin özlemle anılan huzurlu insanlarla huzurlu yaşam beklentileri günden güne yok olup gidiyor. Çoğumuz, çaresiz olanı biteni kabullenmiş bir halde boynunu bükmüş, bu önlenemez süreci izliyor. Yakınlarına, komşularına, çevresindekilere bir şeyler anlatmaya çabalıyor. Ama katılaşan yürekler kabullenemediği için hedef ıskalanıyor.
Bu negatif seyirde elbette teknolojinin önlenemez yükselişi başı çekiyor. Teknolojiye karşı değiliz ama teknolojinin bizlerden alıp götürdüğü değerlerin kaybolup gitmesine karşıyız. Dilerseniz size günümüzü ifade eden birkaç gerçeği buradan analiz edeyim.
Geçmişte yapılan tüm işlerde ruh vardı, sevgi vardı, merhamet vardı, duyu vardı, empati vardı, sempati vardı.
Bugün gelinen noktada çok ciddi değerlerimizin ruhuna fatihayı okuduk. Evde, işyerinde, sokakta, caddede, asansörde, arabada, pazarda, yemekte, markette, okulda, sinemada, parkta yani aklınıza gelebilecek her yerde herkesin elinde bir cep telefonu ile basmatik veya dokunmatik olarak bir yerlere laf yetiştirme çabası içine girilmiş. Etrafından o kadar kayıtsız ki babası olsa, anası olsa, evladı olsa tanımayacak kadar telefon ekranına gömülmüş. Ekranla olan bağı etrafında bekleyen insanlardan çok daha ileri boyuta dönüşmüş. Ne verilen selamdan haberi var ne de başka şeyden haberi…
Bu iş iletişim imkanlarının artmasına paralel olağan bir gelişme olarak algılanarak geçiştirilemeyecek kadar ciddi toplumsal bir bozukluk haline dönüşmüştür. Tanıyıp tanımadığı yüzlerce insanın paylaşımlarını telefon ekranından izlemek veya onunla çokta lüzumlu olmayan birkaç yazışma yapabilmek için hemen yakınında ki insanlara duyarsızlaşacak kadar kendini bu saçmalığa kaptıran insanımızın bu illetten kurtarılması için akademik çalışma yapılması ve hayatta insanı çok daha mutlu edecek gerçekler olduğu zihinlerine kazınmalıdır. Aksi takdirde gelecek nesillerde yaşanacak iletişim bozukluğu yüzünden ciddi sorunlar yaşanacaktır. Örneğin insanlar birbiriyle diyalog halinde olmaktan yüz çevirecek ve toplumsal kaynaşmanın temeli olan iletişim yeteneğimiz yok olup gidecektir. İnsanoğlunun nefsiyle tamamen baş başa kaldığı bu karanlık dönemde kontrolü ele alan teknoloji sayesinde yabancı bay ve bayanlar arasında ki sınırlar tamamen kalkmış herkesiz özeline bir ekranla ulaşılabilir hale gelinmiştir. Hanımının, kızının saçının telini göstermekten imtina eden hacı emmilerimizin aile efradının sahillerde ki bikinili resimleri dahi bu ekranlardan ayan beyan herkesin şehvetli bakışlarına arz edilir hale gelmiştir. Bunlarla haşır neşir olan sosyal medya erbabı milletimizin ahlaki duruşu zedelenmiş ve kontrolü elinden kaçırarak haram, helal olarak görülmeye başlanmıştır.
Kandillerde ve bayramlarda çok güzel bir adetimiz vardı. Büyüklerimizi ziyarete gider ve ellerini öperek hayır dualarını alırdık. Bugün ne büyüklere ziyaret kaldı. Ne de hayır dua edecek büyükler kaldı. Yine cep telefonlarından atılan içeriğine itiraz edilemeyecek yazılar olsa da gayet itici ve bıkkınlık verici ve açıkçası çoğumuzun da hiç okumadığı süslü laflarla bezenmiş tebrik mesajlarının arkasına sığındık. Bu kolaycılıkla da zahmet buyurup ta büyüklerimizi ziyaret etme hasletimizi de kaybettik. Hiçbir zevk vermeyen bu mesajlaşma mantığı yerine hiç değilse telefon ederek sesini duymak ve bayramını, kandilini tebrik etmek daha iyi değil mi? Ondan bile kaçıyoruz. Hazır metni, cep telefonlarının özelliklerine matuf maharetlerle hiç zahmet bile çekmeden yüzlerce kişiye bir tıkla gönderip geçiştiriyoruz. İçeriği fos ve duygudan uzak bir tebrikleşme taktiği olan bu cep mesajları da bizi birbirimizden koparan diğer bir unsur olarak karşımıza çıkıyor.
Uzakta ki yakınlarımıza aldığımız kartpostalların arkasına özenle yazarak gönderdiğimiz mektuplaşmaların doyumsuz bir tadı vardı. Çünkü üzerinde emek ve sevgi vardı. Bugünü görüyorsunuz, arasanız da kartpostal bulamazsınız artık…
İşyerlerinde ki çabaların bambaşka bir önemi vardı. Kişilerle özellikle diyalog kurularak telefonla haberleşir ya da itinayla faks yollardık. Yolladığımız faksların teyidini üzerine zımbalar ve itina ile dosyasına kaldırırdık. Şimdi internet kolaycılığıyla bir metni ilgili ilgisiz binlerce hatta on binlerce insana bir tıkla yollayıp iş yapmaya çalışıyoruz. Bu yolla da ciddi ve ciddi olmayanların ayırt edilebilme zorluğu ve karşımıza çıkan yüzlerce maili tek tek okuma şansımız olmadığı için toplu delete ile konuyu kapatıp geçiyoruz. Halbuki daha önceleri sadece ilgilisi ile görüşme yapılarak daha reel hareket ederek iş bağlantıları kurulur ve daha fazla verim alınırdı.
Yakın geçmişte televizyon kanalları bir elin parmağını geçmeyecek kadar azdı. Bugün artan kanallar yüzünden ekrana taşınan dizi müptelalığı İslam dininin en önemli emirlerinden olan dost, komşu ve akraba ziyaretlerini tamamen yok etme noktasına getirmiştir. Film ve dizi izleme hastalığımız yüzünden misafirliğe gitmekten veya misafir gelmesinden rahatsız olur hale gelmişiz. Yani hayatımızı evlerimizde ki ve ellerimizde ki birkaç teknolojik aygıta kurban etmişiz. Etmeye de devam ediyoruz.
Gösteriş merakımız yüzünden her yıl yenilediğimiz arabalar, Allah korkusundan beri kalplerimiz yüzünden hiç çekinmeden çektiğimiz banka kredileri ile alınarak haddinden fazla mülk sahibi olma hastalıklarımız gibi buradan yazmakla bitiremeyeceğim çok sayıda marazi haslet ile geleceğimizi yok ediyoruz.
Son zamanlarda dikkatinizi çekiyor mu? Eski olsa da kerpiç evlerin hepsi istimlak edilerek yerlerine devasa betondan hapishaneler inşa ediliyor. O kerpiç evlerin önünde geçerken bahçesinde ki tandırda anacıklarımızın özenle pişirdiği gelip geçerken teneffüs ettiğim mis gibi kokan şebit ekmeği, yufkayı çocuklarımız bilmeyecek. Bu evlerin bahçelerinde yetişen ağaçların dallarından kopararak yediğimiz sulu elmaların, armutların, eriklerin ve leziz kayısıların tadını evlatlarımız bilemeyecek. Koca koca betonların arasında birbirinden soğuk insanlarla ve bahçesinde tıkış tıkış park halinde ki araçların arasında yaşamı bu hayatın gerçeği olarak tanıyacaklar. Bizim çocukluğumuzda tattığımız o manevi ve doyumsuz ortamları sadece yaşlılarından ve televizyon ekranlarından duyacaklar. Ama onu yaşamayacaklar.
 
Bu yazı toplam 61 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.