1. YAZARLAR

  2. Mehmet Kaçar

  3. Beyninde Özğür Yüreğinde Mahkum!
Mehmet Kaçar

Mehmet Kaçar

Yazarın Tüm Yazıları >

Beyninde Özğür Yüreğinde Mahkum!

A+A-
Toplumu oluşturan fert, kendi beyninde ve hayallerinde hep özgürüm dese de, yüreğin de ise hep mahpustur. Yürek, beyne emirlerini verip direktiflerle onu ele geçirince, beyin iflas etmiş demektir.
İnsan yüreği gibi alışkanlıklarının da önüne geçmeden mahkum ve parmaklıkların arkasında yaşar.
Mesela; alıştığımız yemeklerden asla vazgeçemeyiz.
Alıştığımız, sitilde giyinir, alıştığımız renklerin dışına çıkmayı hiç düşünmeyiz.

Alıştığımız, makam ve usullerde şarkılar hep tercihimiz olur.
Yine, alışkanlıklarımızı süsleyen Türküleri söyleyip dinlemeye mahkumuzdur.
Alıştığımız ve alışkanlık edindiğimiz kelimelerden, hürriyet cümleleri, özgürlük şarkıları, kurabilsek de, Müslümanlar sadece özgür olur desek de mahkumiyetlerimizi sürdürürüz.

Yüzlerini, huylarını kendimize yakın bulduğumuz, insanların alışkanlıklarının esaretinden asla kurtulamayız.
Toplum içinde, kalabalıklarla beraber yaşasak da, alıştığımız mekanların, alıştığımız ev ve yaban hayvanlarının hata otomobil ve ev eşyalarının bağımlılığından asla kurtulamayız.

Toplum içerisinde, toplumla bir ve beraber yaşasak da, içtiğimiz çayların, kahvelerin ve diğer içeceklerin, sigaranın, alkolün bağımlılığından asla kurtulamayız.
Bizler, çocukluktan neye ve nelere alıştırıldı isek, ona göre, daha sonra da kendimizin o alışkanlığın üzerine geliştirdiğimiz benliğe mahkumuz.
Alışkanlıklarımız, çeşitliliğinden kendimize tercihler yapsak da yine mahkumuz.
Yapmış olduğumuz tercihleri, beynimiz deki özgürlük olarak görsek de, yine de ona bağımlıyız.
Yani hayatımız, başkalarından transfer ettiğimiz, ve kendi geliştirdiğimiz alışkanlıkların esaretinde geçer gider.
Her ne kadar beynimiz de özgün ve özgür olmayı istesek de, alışkanlıklarımızın baskısıyla tek düzeliğe döner, yine mahkumiyete teslim oluruz.
Zaman geçtikçe, bu mahkumiyetlerimiz bizi, hem düşünce, hem de hareket açısından tembelleşir, hatta farkında olmadan bizi uyuşturur ve ona mahkum oluruz.
Eğer gereken, öz güveni ve çabayı özgürlük adına, hürriyet adına gösteremez isek, yeni ve çok farklı şeylerden alacağımız tatlar ve yeni hazlar hiç bir zaman düşünce dünyamıza giremeyecekleri gibi bizim kendi kimliğimizle tanışma fırsatı bulamayacak ve hayatımıza yeni açılımlar getirmeyip mahkum yaşayacağız.
Fakat tabi ki herhangi bir şeyi alışkanlık haline getirip, onlara bağımlı olduğumuz zamanda karşımıza çıkan yeni hallerin karşısında hep amatör, hep acemi kalırız. Ve hayatın zorluklarına karşı alışkanlık geliştiremediğimiz de oftsayta düşerek kurtulamayız.Bu yüzden ister istemez hayatımızı kolaylaştırmak için alışkanlıklar geliştirir ve gönüllü esiri oluruz. İbn Haldun’un da dediği gibi alışkanlıklarımızın çocuğu oluruz, yani özgür değil mahkumuz.
Bizi, beynimizde kıskıvrak yakalayan, çoğu vakit aklımıza ve yüreğimize göre davranmamızı engelleyen, hapishanemizdeki birer gardiyandır “alışkanlıklarımız.”
Çoğu vakit, ellerimize geçirdiğimiz kelepçeler, beynimizde ki özgürlüklerin, hayallerin de mahkumiyetinin habercisidir.

Ayaklarımıza takılan prangalar, fikri özgürlüğümüzü engelleyen setlerdir.
Gönüllerimize bağladığımız kördüğümler, hürriyetimizin alevlerini söndüren “alışkanlıklarımızdır.”
Farkında olmasak da, gücümüz ve kuvvetimiz de, zayıflığımızın ve naifliğimizin de beslendiği yerdir yüreğimiz. Bizi, alışkanlıklara mahkum eden en önemli bir et parçasıdır yüreğimiz. Beynimizi esir alabilen ve alışkanlıklarımıza teslim eden en öneli vücut organımızdır yüreğimiz ve alışkanlıklarımız.
Aklımız, beynimiz ve kalbimiz, şu anı ve yarını hayallerken, özgürlüğümüzün, sularını içerken, beynimiz ve aklımızda, özgürlük şarkıları bestelerken, alışkanlıklarımız, bizim hakkımız da hükmünü çoktan kesmiş, kalemini kırmış ve bizi müebbete mahkum etmiştir, “alışkanlıklarımız.”
Aslında bize, hiç danışmamış, bize hiç sormamış, bizim aklımızı hiç ön plana çıkarmamış, bize hiç uymamış bir mahkumiyete bizi zorunlu tutmuştur “alışkanlıklarımız.”
Beynimizin hür ve özgür, yüreğimizin ışığında ki alışkanlıklarımızın esiri bir bedene sahip olmuşuz biz bu gün. Unutmayalım ki, divan edebiyatında hiç bir zaman kalp kullanılmamıştır ve daha naif ve zarif olan ve beyni esareti altına alan yürek kelimesi kullanılmıştır.
Selam ve dua ile.
Bu yazı toplam 225 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
6 Yorum