1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. Bilim- Hayvanat Bahçesi
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

Bilim- Hayvanat Bahçesi

A+A-
Türkiye ve dünya’da öylesine garip şeyler yaşanıyor ki, insanın aklı karışıyor.
Şöyle TV haberlerine bakıyorum, Gazete haberlerini sabah TV’den izliyor ve gazetede geldikten sonra yeniden gözden geçiriyorum.
Görüyoruz,
Bakıyoruz ve
Yaşıyoruz.

Hani Hz. Mevlana demiş ya :
“ Neyi görmek isterseniz onu görürsünüz”
Ben iyi şeyleri görmek, iyi şeyleri yazmak için çabalıyorum.
Ortaokul Türkçe kitabında  Şevket Rado’nun bir parçasını hiç unutmam:
“Bakmak ve görmek “
Ben ve benim gibiler hem görmeli, hem bakmalıdır.
Sizinle iyi şeyleri paylaşmak istiyorum.
Şimdi size komşu kent Antalya’dan iki örnek sunacağım.

Antalya'da iki kolej öğrencisi yengeç ve karides kabuklarından yaraları yüzde 30'a kadar hızlı iyileştiren lif geliştirmiş. Bu liflerden sargı bezi yapıldığında yatalakların ve diyabet hastalarının yaralarını daha çabuk iyileşeceğini keşfetmişler...
Şimdi bu çocukları kutlamak gerekir. Alınlarından öpmek gerekir ve Türk çocuklarının böyle dahice bir şey bulmaları karşısında iftihar etmek gerekir diye düşünüyorum.
Şimdi sıkı durun.
Haberin devamını aktarayım.

Öğrenciler bu projeyle TÜBİTAK'ın liseler arası bilim yarışmasına katılmak istemişler. Ancak TÜBİTAK projeyi beğenmemiş, 'Ret' etmiş .. Azimli ve mücadeleden yılmayan bu gençler kızmışlar, projeyi dünya çapında düzenlenen ve 54 ülkeden 2 bin 450 projenin katıldığı bilim yarışmasına yollamışlar. Altın madalya kazanmışlar...
Tabi ki, basından çıkan haberlerin ben yalancısıyım.

TÜBİTAK'ın açılımı 'Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu
...' Görevi Türkiye'de bilim ve teknolojiyi teşvik etme, yönlendirme ve özendirme... Yani çok önemli bir kurum. Peki  bu kurumun başında kim var ?
Merak ettim, araştırdım.

Şimdi bir kez daha sıkı durun.
Ankara Hayvanat Bahçesi Müdürü bu kurumun başında…
Hani Osmanlı’da Hezarfen Çelebi  Galata Kulesinden yaptığı kanatlarla uçmuşta, zamanın padişahı ve şeyhülislam emri ile :
Bu  şeytan  işi yapıyor diye, cezalandırılıyor.
Alın size yine Antalya’dan ikinci haber:
Sanırım bu haberi de TV’den izlemişsinizdir. Olay Kepez ilçesinde oluyor. Ali Yücel adlı genç evinin bahçesinde otururken iki sivil polis bahçeye dalıp, Ali'nin üzerine atlıyor. Yatırıp, kelepçeliyorlar. Bu sırada 65 yaşındaki anne Hamide Yücel sesleri duyarak bahçeye çıkıyor. Polislere 'Evladımı ne yapıyorsunuz?' diye bağırıyor...

Sözde bu polisler  'Oğlun cinayetten aranıyor' diyorlar
. Anne fenalaşıp bayılıyor. Evdekiler anneyle ilgilenirken, Ali'nin kimliğine bakan polisler aradıkları kişinin o olmadığını anlıyorlar. 'Pardon yanlış eve gelmişiz' diyorlar...

Haberi izlemişseniz, sonucun ne olduğunu görmüşünüzdür.
Ama o pardon anneyi geri getirmiyor. Çünkü heyecandan duran yaşlı annenin kalbi bir daha çalışmıyor...
İsterseniz birde Konya’dan kendi yaşadığımız bir olayı size kısaca anlatayım da yetkililer okursa görsün.
Geçtiğimiz gün bir görevimizden dolayı Konya Adliyesine aracımla gittim.  Aracımı Adliye bahçesi içindeki parka koymak istedim. Aracımda İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğünün araç parkı kimliği ön camda duruyor.

Arabamız sözde arandı. Buna bir diyeceğim yok. “Parka girmeniz için şu kadar ücret ödemeniz gerekir” dediler. Bende itiraz ettim. Biz her zaman gelip, giriyoruz, yeni adet mi var? diye sordum. Girişteki iki görevli “evet  yeni adet. Biz Başbakanlık, Bakanlık tanımayız. Para ödemezsen giremezsin” dediler. Uysanız olay hazır.
Çıktım dışarıya yol kenarına aracımı park ettim ve Adliye’ye yöneldim. Baro giriş kapısına vardığımda, görevli polis:
“Beyefendi buradan girmeniz yasak. Buradan sadece avukatlar girebilir, arkadaki kapıdan girin” diye nazikçe uyardı.  Bende teşekkür edip, o kapıya yöneldim.
Bu kapıdan girerken elektronik kapıdan giriyorsunuz. Buna bir itirazım yok. Ceketimi, çantamı, belli malzemelerimi kutuya koydum. Kendimde kapıdan içeri girdim. Orada bu malzemelerimi kontrol eden 3 görevli polis vardı.

Çantamın içinde anahtar, tırnak çakısı vardı.
“Çantanda makas mı var” diye sordular. Bende evet dedim. “Bunu alamayız çıkar” dediler. Bende dedim ki, kardeşim bu serçe parmağım kadar bir tırnak çakısı.
“Polis dikleşti. Ben ne dersem o olur çıkar bunu arabana bırak gel” dedi.
Bende Başbakanlıkça verilen Basın kimliği gösterip, biraz idareci olun. Vur deyince öldürülmez. Dedim. Hemen orada bir baş komiser yanımıza sokulup :
“ Polise hakaret edemezsin” diye beni  azarladı. Bende bu dilimizde var. Neden hakaret ediyorum diye tepki gösterince :
“Çık dışarı, Adliye’nin dışına çık. Bu çantanı almıyorum” diye tepki gösterdi. Ben olay çıkmasın diye muhatap olmadan oradan ayrıldım.
Konuyu daha sonra aynı gün basın savcısına ilettim. Savcı bey bu kimselere ne yaptı doğrusu merak ediyorum. Şunu belirteyim bu ülkede kimsenin yaptığı kimsenin yanına kalmamalıdır.
Ne diyelim Türkiye burası, diyenleri duyunca  çoğu zaman kendimce kızarım ama, galiba bunları görünce haklılar mı? diye kendi kendime sormak geldi.
Bilim yuvasının hayvanat bahçesine çevrildiği bir ülkede, bazı polislerinde böylesi davranışlarının adını siz koyun. 
Bazen terör olayları karşısında polise yetki verilsin, diyoruz. Ancak böylelerine de yetki verilirse vay halimize.
 
 
    
Bu yazı toplam 145 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.