1. YAZARLAR

  2. Lütfi AYHAN

  3. Bir Cenaze Bin İbret
Lütfi AYHAN

Lütfi AYHAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Bir Cenaze Bin İbret

A+A-
Eskiden bazı evlerin ve bazı dükkânların duvarlarında şu levha asılı dururdu:

“Dost istersen Allah yeter,  

Arkadaş istersen Kur’an yeter,

Mal istersen kanaat yeter

Düşman istersen nefsin yeter,

Öğüt istersen ölüm yeter.”

            Başbakanın annesinin cenazesinde sergilediği tavırlar tüm millete ibret oldu. Buradaki ibretten kastım annesinin ölümü değil,  Başbakanın yaptıkları.

            Bu ülke insanı yıllardır şuna tanıklık ediyor; biraz zengin olmuş, bir makama sahip olmuş, bir rütbe elde etmiş insanlar eski çevresini, eski dostlarını ve hatta akrabalarını ve ebeveynini unutup onlarla ilişkilerini kesiyorlar. Anadolu’da bu tip insanlara,  ‘sonradan görme’, ‘yumurtadan çıkmış kabuğunu beğenmiyor’  derler.

           Bu hastalık bize batıdan geldi. “Paris’te her yıl binlerce yaşlının cenazesi çocukları olmadan belediye tarafından defnediliyor” diye okumuştum geçenlerde. Televizyonlarda görürsünüz bazı meşhurların cenaze namazında yakınları namaza durmaz arkada bekler. Ardından tabut yürümeye başlayınca da mübarek, sanki biraz sonra bir yarışmaya girecekmiş, bir maça çıkacakmış gibi tezahüratlar ve alkışlar başlar. Beyhude bir davranış! Çünkü Münker Nekir etkilenmez seyirciden, alkıştan.  İstanbul’da ben de bir kere canlı şahit oldum bu hadiseye. Biz kıldık onlar baktılar. Sonrada başladılar alkışa. Çok hazin ve komik bir manzaraydı doğrusu.

                           BU CENAZE ÇOK ŞEY ANLATTI

            Tenzile annenin cenazesinde ne alkış vardı ne bağrış çağrış. Ne mum yakıldı mezarına, ne çiçekler serpildi yollarına. Sessiz bir gemi gibi kalktı gitti dünya limanından. Tabutunun bir ucunda ülkenin başbakanı, öbür ucunda cumhurbaşkanı, ardında bakanlar, subaylar... Eğer dünyalık makamların ölüye bir faydası olacaksa Tenzile anne “yırttı.”

            Başbakan cenaze evinde bekledi, bizzat cenaze arabasına binerek tabutu camiye getirdi, musallaya götürdü. Annesinin mezarına toprak attı. Hatim törenine katıldı, Kur’an okudu. Bütün bunlar Batıdan gelen bir hastalığı,  aşağılık kompleksini berhava etti. Zannediyorum bu cenazeden sonra inancı, düşüncesi, dünya görüşü ne olursa olsun tüm anneler şöyle dedi:  “Keşke benim evlatlarım da böyle olsa”

            Bu cenaze vasıtası ile dini eğitimden mahrum insanlar İslam’ın anne baba haklarına ne kadar önem verdiğini anlamış oldu. Kendi kültüründen uzak, inancından bihaber insanlar bu tören vasıtası ile şunu gördüler: Makamın, gücün, etkinliğin, şöhretin dünyada çapında biri bile olsan sen evlatsın. Annene babana karşı vazifelerini unutma. Onların kıyafetinden, onların konuşmalarından, onların davranışlarından rahatsız olup da onları arkadaşlarınla tanıştırmaktan çekinme. Böyle yapanlar aşağılık kompleksi hastalığına yakalanmış acınacak kişilerdir.

       Seni cennete; hanımın, çocukların, makamın, şöhretin, zenginliğin değil anne ve babanın rızası götürecek. Bizi yaratan buyurdu:   “Allah’a ibadet edin, ona hiçbir şeyi ortak koşmayın ve valideyne iyilik edin.”(Nisa/36) Bu cenaze millete bu ayeti de hatırlattı. Zaten bu dünya ne ki! Gerçek vatan ahirettir.

            Büyük hükümdar Selahattin-i Eyyübi dünyadan göçme zamanının geldiğini anlayınca kadıyı çağırır aralarında şu konuşma geçer: “Bir insan öldüğü zaman ne kadar kefen gerekir? ‘Altı arşın hükümdarım’  Bir mızrak ve bir kefen getirilmesini ister. Bir asker çağırıp, ‘Bu kefeni mızrağa tak, Bağdat sokaklarında dolaş ve şöyle de: Ey ahali! Ülkeler, servetler sahibi Selahattin-i Eyyübi yalancı dünyadan ebedi âleme şu kefenden başka servet götüremiyor, ibret alın!”

Bu cenaze çok şey anlattı insanlara. Tabi ki anlayana..

Bu yazı toplam 637 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.