1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

  3. Biz bu filmi bir daha seyretmek istemiyoruz!
Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. dr. ahmet kağan karabulut
Yazarın Tüm Yazıları >

Biz bu filmi bir daha seyretmek istemiyoruz!

A+A-
Bundan yaklaşık 36 yıl önceydi. 18 Ocak 1976 günü akşamında bir akraba ziyaretinden, o zaman oturmakta olduğumuz Sivas Öğretmen Okulu müdür lojmanına gelmiş ve kapıdan içeri gireli henüz bir-iki dakika geçmişti ki büyük bir gürültü ve sarsıntı olmuş ve üzerimize yağan cam ve beton kırıkları ile neye uğradığımızı şaşırmıştık. Ortalık toz-duman, feryatlar ve çığlıklar birbirine karışmıştı. Daha henüz geçmiş olduğumuz evin giriş kısmı tamamen havaya uçmuş, duvarlar parçalanmış, evin tüm camları kırılmış, Sivas kışının korkunç soğuğu içeriye dolmuştu. Evet, terör bir kez daha masum canları hedef almış, ama Yüce Yaradan’ımızın (cc) muhafazasıyla, çok az bir zaman farkıyla amacına ulaşamamıştı. Babamın müdürlük yaptığı okulun lojmanı, bizim eve giriş zamanımızı hesaplayan yasa dışı sol bir örgütün elemanlarınca bombalanmıştı kısacası. O korkunç patlama sesinin ve oluşturduğu basınç ve yıkımın etkisi ile ve sekiz yaşın ürkekliği ile bağırıp ağlarken, birden babamın davudî sesiyle kendimize gelmiştik; “oğlum niye ağlıyorsunuz?” diye sormuştu. Cevap “babacığım çok korktuk” olmuştu tabii ki. Karşılığında duyduğumuz kelimeler o günden bugüne değin hayatımızı anlamlandıracak, gayemizi ve ufkumuzu belirleyecek, küçücük yüreğimize ve aklımıza kazınacak olan şu kelimelerdi “Oğlum, korkarak her gün ölmektense, korkmadan bir gün ölmek evlâdır. Sizden tek dileğim var, Allah’tan (cc) başka hiçbir şeyden korkmayın, O’ndan başka hiçbir şeyin önünde eğilmeyin, O’nun düsturlarından asla ayrılmayın ve O’ndan başka hiç kimseden yardım dilemeyin. Allah’ın (cc) rızasını kazanmak için de şartlar ne olursa olsun devletinize, vatanınıza ve bu necip millete hizmet etmekten başka bir gaye de gütmeyin”. O gün yarım yamalak anlamaya çalıştığım bu sözler, daha sonraki yıllarda hayat düsturumuz haline geldi çok şükür. O gün ve daha sonrasında evimizin defalarca kurşunlanması gibi maruz kaldığımız tüm terör eylemleri; eli kalem ve mikrofondan başka bir şey tutmamış, yazar ve hatip olan sevgili babamın her fırsatta söylediği “Allah (cc), Kitap, Peygamber (sav), Vatan, Bayrak, Ezan, Millet, Birlik, Beraberlik, Bütünlük, Güzel Ahlak, Erdem” gibi söylemlerinin acımasızca cezalandırılmasına yönelik, cesur bir yüreği, Rabbim Allah’tır (cc) diyen bir yüreği tüm ailesi ile birlikte susturmaya yönelik girişimlerdi. O gün öldürülmek istenen ve yaşları 8-11 arasında olan o küçücük çocukların üçü de bugün tıp doktoru ve milletimize hizmet etmek için senelerdir ellerinden geleni yapmaya gayret ediyorlar çok şükür.
İşte terör böyle bir şey. O günlerde her akşam “ev ahalisinden bugün eksik var mı?” hesabı yapılıyordu bu ülkenin hanelerinde. Doktor olacak, mühendis olacak, öğretmen olacak, işçi olacak, hülasa Allah’ın (cc) kendisine takdir ettiği rızkını bir şekilde kazanacak ve bunu yaparken de milletine ve vatanına hizmet edecek nice genç fidanlar toprağa düşmüştü sayıları binlerle ifade edilen. Gün geçmiyordu ki bir komşu evden feryat ve figanlar yükselmesin.
Sonra, zaman geçtikçe anlaşıldı ki, başta ufak ufak gösteri ve yürüyüşlerle, özellikle üniversitelerde provoke edilen hareketler, gün gelmiş kendisine yaklaşan her bünyeyi öldüren bulaşıcı bir terör illetine dönüşmüştü. Sabah bir ideolojik gruptan bir genci daha hayatının baharında, daha gün görmeden kara toprağa düşüren kalleş bir merminin çıktığı silahla, öğleden sonra karşıt bir gruptan bir gencin canına son veriliyormuş meğer zamanla anlaşıldığı üzere.
Bu güzelim vatanın sahip olduğu kaynaklar, her birimizi birinci sınıf vatandaş olarak yaşatmaya ve çok daha fazlasına yeter de artar bile oysaki. Bizim refahımızı, kalkınmamızı, huzurumuzu, mutluluğumuzu istemeyen karanlık odakların tezgâhlarına bir kez geldik, bir daha gelmeyelim olmaz mı? Hâlen bu yangın ülkemizin güneydoğusunda tüm hızıyla maalesef devam etmekte, insanca, insan gibi yaşamak üzere yaratılan nice delikanlılar ve kız çocukları, hain emellerin ve güçlerin taşeronluğunu yapan eli kanlı bir terör örgütünün vaat ve/veya tehditleri ile dağlara çıkarılmakta, tanımlayamadıkları veya anlayamadıkları emeller uğruna, insanî şartlardan çok uzakta yaşamaya zorlanmakta, birçoğu daha 25-30’una bile gelmeden ölmekteler. Ya onların şehit ettiği gencecik fidanlar. Yirmili yaşlarda, geride gözü yaşlı analar, babalar, eşler, nişanlılar ve belki de en can yakıcı olanı yetimler bırakarak bu aziz vatan için toprağa düşen yavrularımız. Elbette bizler için vatan savunması uğruna şehit olan evlâtlarımızla, onlara kurşun sıkan hainler aynı kefeye konulamaz ve aynı terazide tartılamaz. Ancak bu kavga, bu anlamsız, bu acımasız, bu bizi sevmeyenlerin, insanı, insanlığı sevmeyenlerin başlattığı ve körüklediği savaş; her iki taraftan, her bir gencin anasının yüreğini yakmakta, kavurmakta ve acı, keder ve gözyaşı yıllardır devam etmekte. Bölelim verelim gitsin diyenler de, bölelim, alalım, bağımsız bir devlet kuralım diyenler de, hepsini öldürelim, yok edelim diyenler de; bu tarz fikir ve davranışları itibariyle bu güne kadar sorunun artarak devam etmesinden başka bir gayeye hizmet etmemişler, kinin ve nefretin değirmenine su taşımışlar, çözümün değil sorunun bir parçası olmaktan bir adım bile öteye gidememişlerdir.
Aynı oyun bugünlerde daha fazla olmak üzere şehir merkezlerinde, bilhassa üniversitelerimizde de tezgâhlanmakta, ailelerinin okusun, meslek sahibi olsun, devletine ve milletine hizmet etsin, düzenli bir hayatı, evi, eşi, mutluluğu olsun, yaşlılığımızda da gözümüzün umudu olsun diye üniversite tahsili için gönderdikleri, belki de evdeki kardeşlerinin önünden lokmaları toplayarak, belki de hakikaten “ceketlerini satarak” okutmaya çalıştıkları çocukları, terörün kucağına çekilmeye çalışılmaktadır. Bunu, o karanlık odakların çok daha büyük “memleketi istikrarsızlaştırma” politikalarının bir unsuru, o fitilin ateşleyicisi olarak görmek ve gerek milletimiz nezdinde gerekse üniversitelerimiz ve diğer devlet kurumları nezdinde gerekli önlemleri almak zorundayız. Herkesin unutmaması gereken bir gerçek varsa; bugün bir takım kendini bilmezlerin taş, sopa, molotof kokteyli attıkları insanlar; askeriyle, polisiyle emniyet güçlerimiz, o taş atanların da, onların ailelerinin de canının, malının, namusunun bekçisidir ve bunun için can vermeye de hazırdırlar.
Allah’a (cc) çok şükür ki milletimiz o engin sağduyusuyla ve yaşanmış derin acıların olgunlaştırdığı farkındalıkla bu tip eylem ve provokasyonlara prim vermemekte, evlâtlarını uzak tutmaya çalışmakta, gençlerimizin önemli bir bölümü de bu oyunlara gelmeme irade ve kararlılığını göstermektedir. Bu anlamda, özellikle sağ kesimde yer alan kanaat önderleri ve siyasi parti liderlerinin sorumluluklarının farkında olarak hareket ediyor olmalarını, gençleri sokaktan, kavgadan uzak tutma noktasındaki gayretlerini de takdirle karşılamak ve tebrik etmek gerekir diye düşünüyorum.
Bu ülkenin kavgayla, dövüşle, kanla, yıkımla kaybedilecek ne bir damla enerjisi ne de bir saniye vakti var oysaki. Biz millet olarak bu filmi, bu kanla, acıyla, gözyaşıyla kurgulanmış filmi daha önce izledik. Her bir karesine yüzlerce can bedel vererek izledik üstelik. Ve AYNI FİLMİ BİR DAHA İZLEMEK İSTEMİYORUZ!!!
Bizim canım vatanımızdan başka ne gidecek, ne sevecek, ne de uğrunda can verilecek bir yurdumuz, aziz, necip, fedakâr, cefakâr milletimizden başka da benimsenecek, hizmet edilecek, bir ferdi olmaktan gurur duyacağımız milletimiz mevcut değil. O halde, yeniden sevmeye, yeniden anlamaya çalışmaya, ötekileştirmeden ya da berikileştirmeden, farklılıklarımızı zenginlik addedip, ayrılık ve ayrışma için değil de birlikte bir güzelliğin tamamlayıcı unsurları olarak değerlendirmeye ne dersiniz. Bunu daha önce asırlar boyu yaptık, yaşadık, yaşattık, hemen şimdi, şu an neden yeniden başlamayalım?
Tüm vatandaşlarımızın önümüzdeki yılı ve yılları; acısız, kansız, terörsüz, huzurlu, sağlıklı, mutlu, müreffeh yaşamalarını, etrafımızda ve başka coğrafyalarda yaşanan zulüm ve eziyetlerin de son bulmasını Yüce Rabbimiz’den niyaz ediyorum.
Bu yazı toplam 205 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.