1. YAZARLAR

  2. Celal Arslan

  3. BU ÇAĞ KİMİN?
Celal Arslan

Celal Arslan

Yazarın Tüm Yazıları >

BU ÇAĞ KİMİN?

A+A-

“Bazı çelişkilerin içinde doğarsınız. Bazen bir ideolojinin beşiği olabilir doğduğunuz mekan. Değişmez bir bütün değildir hiçbir zaman, bilirsiniz. Lakin geçmişinizde hep doğduğunuz ortam ve değerleri kalır. Ne zaman bir adım atacak olsanız şuan içerisinde bulunduğunuz durum değil de öncekiler olsaydı ne derlerdi? İkileminde kalırsınız. Zaten an içerisinde, bulunduğu ortamı düşünerek, hareket edenlere ve bu yolda yükselmeye çalışanlara ‘’bencil’’ damgası vurulur. Dikkat edilecek nokta ise o yükselmek istediği ortamdan,  o toplumdan alır bu damgayı.
Bizler yüksek tarih bilgisi ve birikimi olanların değil, tarih yazanların torunlarıyız. Unutmamamız gereken ilk ve en önemli değer budur. Çağdaşlık bu medeniyet ikliminin adlarından bir tanesi olsa bile, ortaya koyulan medeniyet(!) bu çağın çok gerisinde yüzlerce hareket sergilemektedir…
Bu çağın sahipleri(!) o derece at gözlüklüler ki büyük bir medeniyet havuzu olan İslam’a ve ona inanlara çağdışı demişlerdir. Oysa İslam geldiği ilk günden beri gerek sahipleri gerekse yaptığı faaliyetlerle bu çağın ve tüm çağların üstünde hareketler sergilemiştir. Çünkü o fanî olan ve elbet geçecek olan bir sistem veya kullanılacak bir araç değildir! Bakî olan ve tüm insanlığa doğru yolu ve çağdaşlığı, medeniyeti belirlemek üzere kılınmıştır.
İstihdam ettiği toplumun teri kurumadan maaşlarının verilmesini emreden, köle düzenine son veren, açlıkla boğuşan bir çağda ‘’Komşusu açken tok yatan bizden değildir!’’ hadislerinin şiar edindiği İslam, günümüz çağının elbette kılavuzu olacaktır!
İslam’a çağ dışı demek, tam bir yolunu kaybetmektir. Yolunu ararken İslam ile karşılaşanlar, hatta bu sebeple İslam’a giren birçok politikacı vardır. Çünkü İslam bozulmamış ve asla bozulmayacak olan bir dindir, bir tercihtir. Getirdiği düzeni uygulayan dedelerimizde hem yönetenlerin hem de yönetilenlerin hiçbir fark, ayrım gözetmeksizin bir İslam Hukuku üzerine kurulduğu sistemlerde devletin bekası ve toplumun sadakati ile son derece dikkat çekmektedir. Bu politikayı uygulayan Osmanlı Devleti, niteliği itibariyle bir Türk Devleti olmasının yanı sıra aynı zamanda İslami coğrafyanın da güçlü bir temsilciliğini yürüten bir Türk-İslam devletiydi. Bu iki olgunun Osmanlı üzerinde vücut bulması Osmanlı’daki hukuk sisteminin de çift başlı bir şekilde gelişmesini sağlamıştır. Bilindiği üzere Osmanlı Devleti özellikle 19.yüzyılın  başına kadar ki süreçte genelde örf’i ve şer’i hukuk temelli bir ‘’hukuk politikası’’ izlemiş ve bu politika Osmanlı’nın kültürler arası bir hukuk motifi oluşturmasında etkili olmuştur.
İşte bir çağ böyle yönetildi. Hiçbir fark, ayrım gözetmeksizin. Üstelik ‘’Bir devlet adalet ile yükselir zulüm ile yıkılır’’ hadisinin dışına da hiç çıkılmadı. Onlar da kendilerinden önceki Türk ataları kadar Türk, sahabe efendilerimiz kadar da Müslümanlardı -Olmaya çalışıyorlardı-.Bizlere Çağdışı diyenlerin sorunu bir tarihi ancak Türk yazar, Türk’ü çıkardığınızda elinizde tam bir tarih olamaz. Sözlerine uymamalarıdır. Bizler bu çağa uymak istemiyoruz zaten. Bu çağ tam bir çöplük eseridir. Medeniyet arkasına sığınılmış bir çöplük. Nasıl olur da hep yönümüz burası olur? Olmaz, olamaz elbette.
Eğer Türk insanı da bu pisleşmiş çağdan iğrenip birlik olursa yeni bir çağ başlayacaktır. Bu çağ, bizim çağımız olacaktır. Müslümanların evrensel iletileri yeniden  tüm insanlığa sunacağı bir çağ olacaktır. O zaman en büyük fethin gönüllerde olduğunu tüm dünya anlayacaktır!”

Bu yazı toplam 510 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar