1. YAZARLAR

  2. Mehmet BİNA

  3. Bu Nasıl Bir Hal? 
Mehmet BİNA

Mehmet BİNA

Yazarın Tüm Yazıları >

Bu Nasıl Bir Hal? 

A+A-

Yunus Emre, dağda odun hazırlarken kuşlar başta olmak üzere onlarca vahşi hayvan etrafına toplanırdı. Yunus, onlarla hâl dilinden konuşurdu. Öyle ki tilkiler, kaplanlar, yılanlar, kurtlar, sincaplar Yunus’un ormana girdiğini görünce odun kestiği yere üşüşürlerdi. Bir gün, buradan geçmekte olan bir yabancı seyyah, bu hali gördü. Uzaktan bir süre Yunus’u seyrettikten sonra selâm vererek:” Oduncu derviş. Bu ne hâl? Hayvanlarla bile dost olmuşsun? Bu Anadolu dervişleri hep böyle midir? Çünkü Bursa’da bir derviş tanıdım. Geyiklere biniyordu, ” Geyikli Hasan” derlermiş adına. Çok güzel sözler söylüyordu. Burada da sen!.. Vahşi hayvanlar kaçmıyor sizden. Şaşılacak şey…” Yunus, yabancıya şöyle dedi: ” Geyiklide gördüğün de biz de gördüğün de Hak’tır yabancı. Hak ile birlik olunca cümle varlıklar biliş olur”.
Altın ve Odun 
Bir gün Yunus dağda odun keserken karşıdan bir atlının gelmekte olduğunu gördü. Atlı, iyi giyimliydi. Süslü mücevherleri vardı. Yunus, bu atlının sultan olduğunu anladı. Sultan da Yunus’u görünce durdu ve sordu -.”Derviş burada ne yaparsın? “Yunus: “Odun keserim. Dedi. Sultan, Yunus’a bir miktar altın verdi. Yunus “Sultanım bu nedir?” dedi. Sultan da “Bu öyle bir şeydir ki nereye göndersen boş gelmez. Her ihtiyacını karşılar.” Yunus sordu: “Adı nedir?” Sultan “Altındır” dedi. Yunus, öyle bir Allah kulu idi ki dağlara taşlara, “Altın olun!” dese, altın olurdu. Bu duyguyu içinden geçirir geçirmez hemen o anda dağlar taşlar ve ağaçlar altın oldular. Yunus dedi ki: ”Sultanım, altın ne ki, neye yarar? Bunlar dünyalık şeylerdir. Taşa taş olmak, ağaca ağaç olmak yaraşır.” Böyle der demez altın olan taşlar, ağaçlar evvelki gibi oldular. 
Ümmi Yunus 
Yunus Emre, halk arasında ümmi olarak bilinmesine rağmen; Arap ve Fars dilleriyle, din ve dünya ilimlerindeki bilgisiyle tanınırdı. Bu durumu bilen Bektaşî müritlerinden biri bunun sebebini Yunus’a sordu : “Derviş Yunus, bu iş nasıl oldu?” Yunus ona şöyle dedi: “Dillerimi Mevlâna’dan, dinimi Hacı Bektâş’tan, şiirimi ise Tabduk Emre’den tahsil eyledim ben.” Bektaşi dervişi.” Nasıl olur bu? Sen onları dünya gözüyle hiç görmedin ki! Dedi. Yunus ellerini kalbinin üstüne bastırıp usulca: “Gözler insanlar için, kalp gözüyse sadece erenlerin. Kalpten kalbe varan köprüde, sen gözünü yeter ki açık eyle! Dedi. Mürit, o sıra Yunus’un ellerine baktı ve ellerinin bir çerağ gibi parıl parıl parladığını gördü.
Ümmi: Bilgisi okuma yazmaya dayanmayan, bütün bildiklerini vahiy yoluyla Allah’tan alan Hz. peygamberin sıfatı. Halk Yunus’u çok sevdiği için bu sıfatı ona da vermiştir.
Türkmen Kocası 
Genç Yunus Emre sık sık Mevlâna’nın yanına giderdi. Her ayrılışında Mevlâna onu kale kapısına kadar uğurlardı. Mevlâna’nın müritleri, bu duruma şaşıp kalırlardı. Bir gün sükûtu bozarak, Mevlâna’ya bunun sebebini sordular. O da: “İlahi menzillerin hangisine çıktımsa, bu Türkmen kocasının izini önümde buldum. Onu geçemedim.” Onun Türkmen kocasından muradının Yunus Emre olduğu söylenir.
Uzun Yazmışsın 
Yunus bürgün Mevlâna’ya: “Mesnevi’yi sen mi yazdın?” demiş. Mevlâna “Evet” deyince, “Uzun yazmışsın! Ben olsam: ‘Ete kemiğe büründüm Yunus diye göründüm‘ derdim, olur biterdi! “demiş. 
Mevlâna ve Yunus 
Yunus, Konya’da bulunduğu yıllarda Hz. Mevlâna’nın büyük oğlu Sultan Veled ile arkadaşlık etti. Her ikisi de Mevlâna’dan ders aldı. Mevlâna vefat edince Yunus çok perişan oldu. Ardından içli gözyaşları döktü. O günlerde Mevlâna’nın mübarek mezarı üzerine bir türbe yapılıyordu. Yunus, bu inşaatın gönüllü ırgatı oldu. Sabahtan akşama kadar omuzunda taş, tuğla taşıdı. Bir seher vakti, erkenden baş mimar inşaatı kontrole geldi. Bir de ne görsün, bir işçi yerden bir tuğla alıyor ve “Allah – Hakk” diyerek yukarı fırlatıyor. Tuğla havada bir kaç devir yaptıktan sonra kubbede yerini buluyordu. Bu işçi Yunus’tan başkası değildi. Mimar bu durum karşısında hayretler içinde kaldı. O işçinin yanına yaklaştı “Kimsin sen?” diye sordu. Bu sırada o işçi yerden aldığı tuğlayı yukarıya fırlattı. Fakat bu tuğla yerine varmadan yere düşüp parçalandı. Böylece Yunus’un kerameti meydana çıktı. Artık oralarda kalamazdı ve Konya’yı terk etmeye karar verdi. Sultan Veled’in elini öpüp ayrılacağını bildirdi. Sultan Veled de O’na “Git Yunus Git… Sen artık türbe değil de gönül binaları yap.” diyerek onu uğurladı.

Bu yazı toplam 439 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar