1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. BUGÜN  12 EYLÜL
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

BUGÜN  12 EYLÜL

A+A-

Yaşı müsait olanlar iyi bilir.
Bugün  12 Eylül 1980 darbesinin 39. Yılı
Osmanlı’nın son dönemlerinde de darbeler yapılıp, iktidar değilse bile padişahlar tahttan indirilmiştir. Osmanlı padişahı  31 mart vakası ile indirilmiştir. O günlerden bu günlere Türk halkı irili- ufaklı, kanlı- kansız bir çok darbeyi yaşadı.
12 Eylül 1980 darbesine kılıf olarak ta, “Komünizm geliyor” diyerek yapıldı ve darbeyi yapanlara göre ise  son hareket Konya’da Anıt alanında İstiklal Marşında ayağa kalkmayanlar gösterildi.
12 Eylül 2010 referandumunun 39.yılı ama yarattığı travma hala devam ediyor.12 Eylül 1980’deki askeri darbe, öncesiyle sonrasıyla çok iyi irdelenmesi, tam demokrasi için dersler alınması gereken bir süreçtir.
12 Eylül öncesinde yaşları 18’le 25 arasında değişen 5 bini aşkın genç, terör olayları, çatışmalar sonucu yaşamını yitirdi. 12 Eylül darbesi ile bıçak gibi kesilen olayların ardından sonuçları bugün de tartışılan, askerlerin devleti ve toplumu tümüyle yeniden inşa iddiasına girdiği bir dönem başladı.12 Eylül’de hakkında işlem yapılanların, bir başka deyimle fişlenenlerin sayısı 1 milyon 700 bindi. Bunlardan 650 bini gözaltına alındı. Gözaltı süresi ilk aylarda 90 günü buluyordu.210 bin kişi hakkında dava açıldı. Yüzde 90’ı 25 yaşın altında olmak üzere 1980-85 arasında 23 bin kişi 1 yıl, 11 bin kişi 1-5 yıl, 6 bin 200 kişi 5-10 yıl, 2 bin 500 kişi 10-20 yıl, 950 kişi 20 yıl üstü, 630 kişi ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. 420 kişiye ölüm cezası verildi. 49’u infaz edildiğini görmekteyiz.
Dönemin meşhur 1402 sayılı yasası ile 20 bine yakın devlet memuru atıldı.Yaşamın her alanını etkileyen 12 Eylül’den önce sendikalı işçi sayısı 5 milyon 722 bindi. 12 Eylül’ün “sendikacı eşittir suçlu” yargısı 1985’te sendikalı işçi sayısını 1 milyon 700 bine indirdi. Bugünkü rakam ise milyonun da çok altında.
12 Eylül anayasası delik deşik oldu ama, o dönem hazırlanan Siyasi Partiler Yasası hemen hemen  sağlam durmaktadır.Bu imkân ne kadar oldu bilinmez ama FETÖ, 12 Eylül 2010 anayasa değişiklikleri sonrasında yeniden şekillenen yargıyı büyük ölçüde ele geçirdi. Ne kadar ele geçirdiği 15 Temmuz 2016’daki kalkışmadan sonra daha net görüldü.
Darbeler, muhtıralar, müdahaleler... Türk demokrasisinin "Kara delikleri."
Darbeler... Darbeciler... Yeşil ekini biçer gibi "Siyaseti, siyasetçiyi biçtiler."
12 Eylül 1980 darbesinin yıldönümünde... Milletçe... Bir ağızdan:
Kahrolsun darbe... Kahrolsun darbeci.
Yaşasın demokrasi dememiz lazım.
Merhum M.Ali Brand’ın   yazarı olduğu “ Sabah saat 04.00” her şeyi anlatmaktadır.
Darbeden (12 Eylül 1980) sonra TBMM'nin "Şeref salonunda" bir tören düzenlendi.
"Darbeciler" geldiler... 5 Orgeneral... Üniformaları ile.
"Yemin" ettiler.
"İlk sırada" kimler mi oturuyordu?
"Yüksek mahkeme başkanları."
Yemini dinlediler.
Alkışladılar.
Darbenin meşruiyetini onayladılar.
Acı... Ama gerçek.
Birinci darbe... Darbelerin anası... 27 Mayıs 1960 darbesi.
Onu da  tutuklu bulunan  Nazlı Ilıcak   “ 27 Mayıs yargılanıyor” diye yazdığı kitapta anlatmaktadır.
"Üniversite" darbeye alkış tuttu.
En başta da "İstanbul Üniversitesi."
Alkış tutmakla kalmadı.
"Meşruiyet fetvası" verdi.
Uzatmayalım... Sonrasını biliyorsunuz...
Alpaslan Türkeş, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra "İdamla yargılandı."
Türkeş... "Gariban bir göçmen aileyi" himayesine almıştı.
Ev kirasını ödüyordu... Et, makarna, ekmek gönderiyordu... "Kendi cebinden."
Darbeden sonra... Başsavcı'nın iddianamesinde... Göçmen ailenin kira evinden "Silahlı örgüt evi" diye söz edildi.
İhtiyar karı kocaya da "Terörist" denildi.
Darbe... 12 Eylül 1980'de oldu.
1983'te seçim yapıldı... Demokrasiye dönüldü.
Turgut Özal (Anavatan Partisi) tek başına iktidara geldi.
Demokrat Avrupa, demokrat Amerika bir kez olsun Türkiye'deki "Darbeleri, muhtıraları" kınadı mı?
Bizim ki de soru yani...
Darbecinin sırtını sıvazlayan, darbeyi nasıl kınayabilir ki?
Son örnek Mısır,. Son örnek Suriye…
Muhtıra (12 Mart 1971) verildi... Hükümet çekildi... Ve...
"Partilerüstü hükümet" kuruldu... Nihat Erim hükümeti.
Hükümetin ilk icraatlarından biri... "Enerji yatırımları" durduruldu.
Gerekçe: - Bu yatırımlar gereksiz... İsraf... Türkiye bu kadar elektriği neyapacak?.. Toprağa mı verecek?
Şaka gibi... Değil mi?
Herşey aslında bir gecede oldu... 12 Eylül 1980 saat 03.00'de tanklar şehirlerde gezmeye başladığında bu aynı zamanda yeni bir dönemi işaret ediyordu. Bu tarihten sonra birçok şey eskisi gibi olmayacaktı, olmadı da...
Aslında Türk halkı bir anlamda darbelere alışkındı,  Abdülhamit’in tahttan indirilmesi,27 Mayıs 1960 darbesi ile 12 Mart 1971 muhtırasını yaşamıştı...
1980'e yaklaşıldığında yurdun hemen hemen her köşesinden ölüm haberleri geliyordu. Ülke adeta bölünmüş, kamplaşma doruk noktaya ulaşmıştı.
Atatürkçülük yerine irticai ve diğer sapık ideolojik fikirler üretilerek, sistemli bir şekilde ve haince, ilkokullardan üniversitelere kadar eğitim kuruluşları, idare sistemi, yargı organları, iç güvenlik teşkilatı, işçi kuruluşları, siyasi partiler ve nihayet yurdumuzun en masum köşelerindeki yurttaşlarımız dahi saldırı ve baskı altında tutularak bölünme ve iç harbin eşiğine getirilmişlerdir. 
7 Kasım 1982 yılında yapılan halkoylamasıyla yüzde 92.7 evet oyuna karşılık, yüzde 8.6 hayır oyuyla kabul edildi. Oy kullanırken iki renk arasından birini seçmek gerekiyordu. "Mavi" renk hayır, "beyaz" renk ise evet demekti. 
6 Kasım 1983'te Türk halkı askeri yönetime son verecek ve kendisi yönetecek olan yeni hükümeti belirleyecek olan genel seçimlerde sandık başına gitti. 
Seçimleri o zamana kadar adı pek de duyulmamış olan Turgut Özal'ın partisi Anavatan kazandı, Halkçı Parti ikinci ve Milliyetçi Demokrasi Partisi de sürpriz bir şekilde üçüncü oldu. 
Seçimlerden sonra milletvekillerinin parti değiştirmeleri sonucunda Doğru Yol Partisi ve Sosyal Demokrasi Partisi de meclise girdi. Daha sonra alınan başarısız seçim sonuçları nedeniyle Milliyetçi Demokrasi Partisi kendisini feshetti, Halkçı Parti ise Sosyal Demokrasi Partisi ile birleşerek Sosyal demokrat Halkçı Parti'yi kurdu. 
Bu seçimler Türkiye'deki siyaset sahnesine yeni bir ismi koyacaktı: Turgut Özal... 
12 Eylül 1980’den önce Anarşi varmış, kurtarılmış mahalleler varmış, cinayetler işleniyormuş, akşam eve sağ gitmek mucizeymiş.
12 Eylül gelince...
"Oh" demişler.
"Kurtulduk" demişler.
"Çocuklarımız yetim kalmayacak" demişler.
Ve sevinmişler.
Size bir şey söyleyeyim mi?
Kenan Evren öldü. Türk siyasi hayatında, “işkence, darbe, tahkir” gibi vasıflarla anılan, siyasi açıdan “hayırla yad edilmeyen” nadir isimlerinden birisiydi Evren. 
12 Eylül cuntasının Türkiye'ye çıkardığı fatura …Bunlar arasında işkenceler, idamlar, kitlesel hapisler, inanılmaz yasaklar ve mağduriyetler var. Sistematik işkencelerden yargısız infazlara, kayıplara uzanan insanlık suçları ve bu dönemde yaşanan ağır hukuk ihlalleri 12 Eylül'ün ilk boyutudur. 
12 Eylül'ün insanlık suçları faturası kadar on yıllarca süren, hala devam eden ağır siyasi faturası da bulunuyor.
Bu nedenle Allah necip Türk Milletine bir daha darbeler yaşatmasın, darbelerin faturasını ödetmesin. Demokrasi ve Cumhuriyetin kıymetini bilelim, darbe ve darbecilere fırsat vermeyelim. En iyi yönetim şeklinin de Cumhuriyet olduğunu unutmayalım.

Bu yazı toplam 408 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.