1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. CAMİLERİMİZİN HAFTASI GEÇTİ
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

CAMİLERİMİZİN HAFTASI GEÇTİ

A+A-

Bu yazıyı birkaç gün önce yazmam gerekiyordu.

Ancak Türkiye’de gündem saat başı değiştiği için  yetişmekte, yazmakta zorlanıyoruz.

Terör,

Ekonomi,

Yerel seçimler…

Vs. Vs….

Hepsi ayrı bir yazı konusu.

Geçtiğimiz günlerde yazdım. Türkiye’de hemen  her takvim yaprağında bir gün, bir hafta var. Bunların gerekli olduklarına inandığımız günler, haftalar olduğunu yazarken, bence tırı- vırı hafta ve günlerin olduğunu da belirtmiştim.

Camiler haftası geride kaldı.

İslam alemi için Camiler, mescitler çok önemli. Bunun için Konya belediyeleri camiyi sevdirmek adına bazı faaliyetlerde bulundu. Çocukları sevindirdi. Bu yeterli mi? Elbette hayır. Ancak bu bile çocukların camiye gelmesini sağladı.

Burası İslam dinine göre Allah’ın evidir. Buralarda sadece namaz kılınmamalı ve milletin, dinin sorunları da konuşulmalıdır. Yapıldığı zamanlar var ama yetersiz görmekteyim.

Camiler milletin desteği ile ayakta durmaktadır.

Ülkemizde 1986 yılından beri 1-7 Ekim tarihleri arası "Camiler Haftası/Camiler ve Din Görevlileri Haftası" olarak kutlanmaktadır. Bu haftada camilerimizin önemi anlatılmaktadır.Bu yıl da "Camiler ve din hizmetine adanmış ömürler" teması etrafında çeşitli etkinliklerle  Konya’mızda ve Türkiye’de hafta kutlandı.

Haftada ,aşağıdaki  bölüm "Camiler ve Din Görevlileri Haftası"nın açılışını yapan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş'ın konuşmasından alınmıştır:

"İman bilinci ile ömrünü din hizmetine adayanlar öncelikle bilgi ve güzel ahlâk ile donanmalıdır. Yani 'Hayırda yarışın' emr-i ilahisini ilke edinip insanlığın huzur ve refahı, yeryüzünün imar ve ıslahı için koşturmalıdır. 'Onlar iyiliği emreder kötülükten menederler' âyetini hayata düstur yapıp iyiliğin yaygınlaşması, kötülüğün defedilmesi için çaba göstermelidir."

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, iktibas ettiğimiz satırlarda olduğu gibi konuşmasının diğer bölümlerinde de güzel şeyler söyledi. Ancak hemen belirtelim ki Diyanet İşleri Başkanı Erbaş’ın  söyledikleri temennilerden öte geçmemektedir. Biz Diyanet İşleri Başkanından, camiler ve din görevlilerinin genel durumunun ne olduğunu ve ne olması gerektiğini eleştirel bir gözle ortaya koyarak problemlerin nasıl aşılacağı konusunda bilgi vermesini de  beklerdik.

Söz gelimi camilerde cemaatle namaz kılınırken cep telefonlarının çalması cemaatin namazını nasıl etkiler?

İmam hutbe okuyor, bir çok kimse telefonu ile ya internete bakıyor, yada bazı şeyleri karıştırıyor. Bu durum diğer namaz kılacak ve kılan insanları gayri ihtiyari  meşgul ediyor, dikkatini çekiyor.

Malum, namaz için huşu ve huzur önemlidir. Bu konuda Diyanet'in görüşü nedir?

Bunu çok açık ve net bir şekilde diyanet ve imamlar açıklamalıdır.

Yine gözümüz yok ama, imamların aldıkları maaşlar eskiye göre çok iyi olduğunu biliyorum. Bu kimselerden pek çoğu istisnalar hariç imamlıktan başka her işi yapıyorlar. Özellikle mahallelerde Camiye ve namaza zor yetişiyorlar.

Vaaz ve hutbelerinde ise dini konuların yanı sıra  siyasete hizmet eden konuşmalar yapıyorlar. Bu durumda cemaati bölüyor, hatta tartışmalara bile neden oluyor. Bunların önüne geçilmelidir.

Önümüz kış ve yağışlı günler.Özellikle yağmurlu havalarda adam ayakkabısını eline alarak suyunu halıların üzerine akıta akıta cami içerisindeki ayakkabı rafına koyuyor. Kürsüde vaiz de "Temizlik imandandır" diye insanlara nasihatte bulunuyor. Bu bir çelişki değil midir?

Caminin içinde ayakkabılık olursa cemaat ayakkabısını tabii ki içeri koyacak. Demek ki yeni bir cami mimarisine ihtiyaç var. Ayakkabıların cami dışında -emin bir şekilde- muhafaza edileceği yeni bir cami mimarisi geliştirilemez mi?

Yukarıda bir nebze olsun dokundum.Din görevlilerinin bilgi düzeyi ayrı bir tartışma konusu. Yine istisnalar hariç tutuyorum.

Vaiz kürsüden avazı çıktığı kadar bağırıyor: "Ey camaat-i müslimin! Cuma namazındaki bu kalabalığı, sabah namazlarında da gördüğümüz gün evvel Allah bize ne ABD ne Avrupa, hiçbiri karşı koyamaz."

Bir yerde bir başka imam- hatip  "Hz. Peygamber en iyi deveye biniyordu. Bugünün en iyi devesi Mercedes'tir. Müslüman Mercedes'e binmeli." buyuruyor.

Bir başkası : "Abdest alırken, yıkanması gereken yerlerden birinde iğne ucu kadar kuru bir yer kalırsa o kişi bin yıl cehennemde yanacak." diyor.

Parça bütünün habercisiymiş. Maalesef din görevlilerimizin -istisnalar kaideyi bozmaz- genel manzarası bu. Diyanet İşleri Başkanı'nın, bütün bu eksiklikleri ortaya koyarak nasıl çözüm bulunacaktır ?

Salt biçimde  kuran kursu veya imam hatip lisesinden diploma almakla imam ve hatip olunmuyor.

Bir hakkı da teslim etmemiz gerekir. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, hafta dolayısıyla Beştepe'de din görevlilerine hitap ederken Diyanet İşleri Başkanı'nın aksine, konuya -sathî de olsa- eleştirici bir bakışla yaklaşmıştır: "140 bin kişilik bir ordu, bu aslâ hafife alınamaz. 'Acaba biz, inancımızı bu ülkede yaşamak ve yaşatmakta niye başarılı değiliz?' sorusunu kendimize sormamız lazım diye düşünüyorum. Bu konuda kendimizi çek etmemiz lazım. Bir yerde bir eksikliğimiz var. 140 bin kişilik böyle bir ordunun olduğu yerde, acaba neden biz beklediğimiz neticeyi alamıyoruz? Öyleyse daha fazla çalışmamız lazım, daha fazla gayret etmemiz lazım."

Görünen o ki Diyanet teşkilatında gerek bilgi gerekse din anlayışı bakımından en kısa zamanda yeni bir yapılanmaya gitmek mecburiyeti var. Söylenenler doğru ise bu teşkilatta hala FETO’nun askerleri bulunuyor. Bunlar temizlenmelidir.

 Milli şair  Mehmet Akif'in ifadesiyle din adamlarımıza; "İslâm'ı, asrın idrakine söyletecek" bir bilgi ve anlayış kazandıramazsak boşuna kürek çekiyoruz demektir.

Bu yazı toplam 158 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.