1. YAZARLAR

  2. Ahmet Turan

  3. ÇARE SEVGİDİR
Ahmet Turan

Ahmet Turan

Yazarın Tüm Yazıları >

ÇARE SEVGİDİR

A+A-

Toplum olarak ‘Geleceği nasıl planlayacağız. Bir birimize güven azaldı. Hepimiz asık suratlı hale geldik’ konulu paylaştığımız köşe yazımıza okurlarımızdan epey yorum geldi.
Gelen yorumlardan “Paylaşmayı unuttuğumuzun sonucudur” asık suratlı olmak gibi görüşler ağırlıklı olsa da Yılmaz amcanın özel olarak ilettiği “ Büyükleri evden attınız. Her şeye zahmetsiz kavuştunuz” içerikli sözlerinden oluşan mesajı belki de en doğru çözüm.
Bizim ‘asık suratlı olduk’ yazımızdan önce bir bölümünü hatırlatayım.
“Gençlik yıllarımızda nereye gitsek, kiminle konuşsak hep gülen yüz görür, işin de, sohbetin de başlangıç ve sonucu moralli biterdi.
Yaya trafiğini bırakın, araç trafiğinde bile sürücülerin bir birine saygısı görülmeye değerdi.
Şimdi araçların içi de, insanların asık suratı gibi kimse kimseye gözükmüyor.
Bırak yol vermeyi, önündeki aracı sıkıştırmaktan vaz geçmiyor.
Ne oluyoruz?
Nereye gidiyoruz?
Bilen varsa açıklasın.
Böyle bir toplumun yarını nasıl planlanacak?
Memleketin hayrına işler yerine, millete kazık atan akıl almaz yöntemler oluşmuş.
Eskiden kör tuttuğuna zarar verir diye bir söz vardı. Şimdi yoldan geçene zarar verilmeye çalışılıyor.
Özledik artık tebessüm dolu yüzleri. 
Özledik artık neşe dolu sözleri.
Hem de çok özledik. Hatta hepimiz özledik.”
Emrah kardeşimizde Halife Hz. Ömer döneminde yaşanan adli bir olayı göndermiş. Bugünkü içine düştüğümüz durumdan kurtulmanın reçetesi diyerek paylaşmamızı rica etmiş. 
Bizde paylaştık.
“Halife Hz. Ömer bir gün ashabın ileri gelenleriyle birlikteyken iki delikanlı huzura girer. Kollarından sımsıkı tuttukları yakışıklı ve mert tavırlı bir genci halifeye getirmişlerdi. Şöyle dediler:
“Biz iki kardeşiz. Bugün babamız bahçemizde dolaşmakta ve meyve toplamaktayken bu genç tarafından öldürüldü. Hak ve adaletin yerine getirilmesi için bunu size getirdik”.
Hz. Ömer gence sordu: İşittin değil mi? Ne cevap vereceksin?
Genç; büyük bir vakar, ciddiyet ve metanetle şu cevabı verdi:
Ey müminlerin emîri! Bu iki kardeş doğru söylüyor. Fakat müsaade ederseniz olayı bir de ben anlatayım. Ne emir buyurursanız adalet ondadır. Ben çölde yaşıyorum. Ailemle buralara gezmeye gelmiştik.
Yolumuz bahçeler arasından geçerken atlarımdan birisi, duvardan dışarı sarkmış bir dalı kopardı. Derhal atı çektim. Bu sırada duvar kenarından öfkeli bir ihtiyarın elinde kocaman bir taşla geldiğini gördüm. Yüzü kaplan kadar kızgındı. Taşı ata doğru fırlattı.
Bakmaya kıyamadığım o asil at bir anda yığılıverdi, öldü. Ben de kendimden geçtim. Hemen taşı alıp adama attım. O da bir feryât ile oracıkta can verdi.
Hz. Ömer, “anlaşıldı, cinayeti itiraf ettin. KISAS GEREKİR” buyurdu. 
Delikanlı aynı vakar ve ciddiyetle ama nedamet içinde:
Mademki, şeriatın hükmü budur. Halifenin emrine itaat gerekir. Bir ricam olacak. Küçük kardeşim var, merhum babam ona hayli para ayırmış ve bana emanet etmişti. Ben de bu paraları bir yere gömdüm, yerini kimse bilmez. Eğer şimdi kısas infaz edilirse yetimin hakkı zayi olur.
Bana üç gün izin verirseniz emaneti güvenilir birine tevdi ettikten sonra gelir teslim olurum. Bu hususta bana kefil de bulunabilir.
Hz. Ömer bir müddet düşündükten sonra:
Kim bu gence kefil olur?
Genç mecliste bulunanlara bir an dikkatle baktı ve Ebu Zer’i Gıfari’yi göstererek, “İşte bu zat” dedi. 
Hz. Ömer: Ya Eba Zerr! Bu delikanlıya kefil olur musun?
Ebu Zerr: Evet üç güne kadar döneceğine kefilim.
Ashab arasında imtiyazlı ve muteber bir mevkii olan Hz. Ebû Zer’in kefaleti davacılar tarafından da kabul edilmiş ve idamlık genç üç günlüğüne serbest bırakılmıştı.
Üç günlük süre bitmek üzereyken, davacılar ve kefil huzura gelmişler ama genç henüz ortalıkta görünmüyordu. Davacılar, “Hiç giden geri gelir mi? Kefil olduğun şahıs nerede? Kefaletini yerine getirmeden yerimizden kımıldamayız” diyerek kefile sitem ediyorlardı.
Ebû Zerr Hazretleri de, “daha vakit var, süre dolsun, genç gelmezse kefaletin icrasına hazırım” derken, Hz. Ömer gürledi:
Cenab-ı Hak şahit olsun ki, delikanlı gelmezse dinin hükmünü kefile infaz ederim.
Ahlâki meziyetleri ve takvasıyla ümmetin göz bebeği olan Ebû Zerr’in durumuna üzülenler ağlıyorlar ve davacı gençlere DİYET teklif ediyorlardı. Ancak muhterem babalarını kaybeden gençlerin acısı büyüktü ve KISAS istiyorlardı. Ashapta üzüntü ve heyecan had safhadaydı.
Tam bu sırada idamlık genç, nefes nefese, ter içinde çıkageldi:
“Yetim kardeşimi dayısına teslim ettim ve ona paraların bulunduğu yeri gösterdim. Ancak gelebildim, biliyorsunuz gittiğim yer çok uzak ve hava çok sıcak”.
Hz. Ömer ve huzurunda bulunan tüm ashab, delikanlının sözünde durmasına, AHDE VEFASINA hayran kaldılar ve merakla sordular.
Vakur bir mümin olan delikanlı aynen şunları söyledi:
Mert olan sözünde durur. Kim ölümden kurtulur ki? DÜNYADA AHDE VEFA KALMADI dedirtir miyim?
Ebû Zerr Hazretlerinden, mertliğin ve dürüstlüğün timsali bu gencin kimliği ve ailesi hakkında bilgi istendi.
Hz. Ebû Zerr, Ben bu delikanlıyı tanımam. Kabilesini de bilmem. Halifenin huzurunda ve bir çok ashab içinden kefalet teklifini reddetmeyi mürüvvete uygun bulmadım. ALEMDE FAZİLET KALMAMIŞ mı denilsin?
Bu ibretlik, asil ve ulvi tablo karşısında dâvâcı gençler, aralarında konuşup derhal davadan vazgeçtiler. Ölen babalarının DİYETİ verilmek istenince de cevapları şu oldu:
Biz de Allah rızası için dâvâmızdan vazgeçtik. DÜNYADA KEREM SAHİPLERİ KALMADI mı denilsin?

Bu yazı toplam 1292 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar