1. YAZARLAR

  2. Lütfi AYHAN

  3. CEMİYET-ÜL FAZILA
Lütfi AYHAN

Lütfi AYHAN

Yazarın Tüm Yazıları >

CEMİYET-ÜL FAZILA

A+A-

Dünya’da, ilk insandan beri binlerce devlet kuruldu, milyonlarca cemiyet yaşadı. İnsanlık biteviye daha iyiyi, daha güzeli aradı durdu. Yani insanlar /insanlık, devamlı şu gayeye varmak istedi hayatta; “en güzel, en adil, en dengeli devlet nasıl kurabiliriz? En ahlaklı, en huzurlu, en faziletli toplum nasıl oluşturabiliriz?” Dinler, felsefi görüşler, ideolojiler hep bu soruların cevabını bulmaya çalıştılar. Peygamberler, filozoflar ideologlar hep bu rüyanın peşinde koştular.

Hak dinler -ki şu anda yeryüzünde hak dinlerin son ve tek temsilcisi İslam’dır- bu soruya cevap olarak şu temel umdeleri savundular, savunuyorlar; “Her şeyi insanı, evreni, ahireti, dünyayı, ahireti… Yaratan gücünün ve kudretinin sınırı olmayan Allah Teala gönderdiği dinlerle, peygamberlerle, kitaplarla… Hayatın her alanı ile ilgili temel umdeler koymuştur. Allah Teâla son gönderdiği kitap olan Kur’an’da devlet ve insanla ilgili koyduğu temel-teorik- kurallar koymuş, bu kanunların pratikte uygulanması içinde elçi olarak peygamberimizi göndermiştir. Böylece yaratan yarattığı hiçbir şeyi başıboş bırakmadığı gibi insanı da başıboş bırakmamıştır. İslam, devlet yönetimi ile ilgili, cemiyet hayatı ile ilgili temel umdeler koymuştur. Bu cümleden olmak üzere her mümin şuna inanır: Her şeyin sahibi olan, gücüne, kudretine, bilgisine sınır olmayan Allah, iyi –adaletli, güçlü, dengeli…-bir devletin nasıl olması gerektiğini, iyi- itikadı tam, ahlakı yüksek…- bir insanın da hangi güzel ahlaklarla donanmış olması gerektiğini bizlere bildirmiştir…

Dinlerin yanında değişik dönemlerde yaşayan filozoflar da aynı arayışın içinde olmuşlardır. Bu konuda ilk akla gelenler Platon/Eflatun ve Farabi’dir. Eflatun,” …Toplumları mutluluğa ulaştırmak, yönetimin bilge kişilere teslim edilmesi ile mümkün olur. Eflatun'a göre, "başa filozoflar geçmez, ya da baştakiler felsefe yapmazlarsa, insanlığın acıları asla sona ermeyecektir..." Diyerek, Farabi ise Medinetül Fazıla ismindeki eserinde bu rüyanın nasıl gerçek olabileceğini irdelemiştir. O; “… Erdemli devlet” (el-medînetü’lfâzı la) “erdemsiz devlet” yahut “cahil ve sapkın devletler” ayırımını yapmıştır. Filozofa göre erdemli devletin bir tek şekli bulunurken onun zıtları konumundaki erdemsiz devletler “cahil devlet” , “sapkın devlet”, “fâsık devlet”, “değişebilen devlet” olmak üzere dörde ayırmıştır. Devlet başkanın niteliklerini de yazan Farabi Cemiyetin ahlakı ile devletin erdemi arasında güçlü bir paralellik kurar.

Felsefecilerden başka son asırlarda Çürük Batı Medeniyetinde yetişmiş ve insanlığa kandan, gözyaşından, savaştan başka bir şey vermeyen ideolojilerde insanla, devletle, cemiyetle, yönetimle… İlgili görüşler ortaya atmışlar, üstelik bu görüşler sadece teoride kalmamış devlet uygulamasında pratiğe dökülmüştür. Bu ideolojilerin başında Marksizm gelir ki bu görüşü benimseyip yaptıkları kanlı devrimlerle devleti ele geçiren Mao, (örnek olarak bu diktatör 30 milyondan fazla insan öldürdü) , Stalin, Troçki, Polpot… Zalim, sömürücü, adaletsiz… Diye yıktıkları sistemlerin kat be kat üstünde zulüm yapıp, kan dökmüşlerdir. Faşizm de aynı sonuca varmıştır. Kapitalizm zaten ortada. Bu mevzuu ilgilenenlerin malumudur.

Görüldüğü üzere ilk insandan bu güne dinler, filozoflar ve değişik ideolojiler iyi insanı yetiştirmek, faziletli toplumu oluşturmak, erdemli devleti kurmak arayışını biteviye sürdürmüşlerdir. Bu arayışa cevap bulmak için tarihi dikkatli okumak, insanı, evreni, maddeyi, zamanı… iyi tahlil etmek gerekir. Bunları yaptığımız zaman ortaya şu gerçek çıkar: Dünya tarihi dikkatli incelendiğinde dünyada, kusursuz, mükemmel, her şeyi ile ideal insan da yoktur cemiyette, devlette. O zaman en erdemli toplum hangisi? En iyi insan kim? En güzel ve kusuru eksiği en az olan devlet hangisidir? “ Tarihen sabit olmuş ve son din İslam’ın görüşü ile de paralellik kurmuş görüşe göre Dünyada yaşamış en yüce, en iyi, en zirve eşi menendi olmayan insanlar Peygamberlerdir. Onarlın bir numarasında da peygamberimiz Hz Muhammed (SAV) gelir. Sonra Ulul azm peygamberler, sonra diğer peygamberler ve sahabe efendilerimiz sıralanır. Günümüze kadar yaşamış en faziletli en erdemli Topluluk Peygamberimizin sahabelerinde oluşan İslam topluluğudur. Ahlakı ile, inancı ile, adaleti ile, cesareti ile… Sahabe efendilerimizin dünyada eşi yoktur. Devletler sıralamasında da peygamberimizin Medine Devleti bir numaradadır. Sonra Osmanlının belirli bir dönemi(kuruluş ve yükseliş devrinin bir kısmı, gücü, adaleti, kendi içinde ve dünyada kurduğu nizamın yüksekliği açısından ) gelir. En emsalsiz cemiyete ( yüksek ahlakı, kanunlara uyumu, suç oranının düşüklüğü ve erdemi…) yine sahabe dönemi bir numarada olmak üzere Osmanlını belirli bir devri gözümüze çarpar.

Günümüze Reçete Tarihimizde Var

Son asırlarda ve günümüzde tüm dünya ve ülkemiz -dolayısı ile tüm insanlık- Bu kadar zenginliğe, bu kadar teknolojik ilerlemeye, sanayide, bilimde, iletişimde, ulaşımda bu kadar gelişmeye rağmen, mutlu, huzurlu, saadetli, erdemli olamayacak, içinden çıkılmaz buhranlarla boğuşmaya devam ediyorsa, ahlaksızlık, adaletsizlik girdabında asırlardır dönüp duruyorsa… Çare, bu tarihi gerçekleri hatırlamaktan geçiyor. Asr-ı saadeti öğrenip o kutlu zamana, o mübarek yıllara dönmenin yollarını bulmalıyız. Hiçbir zaman bu dönemi yaşamamız mümkün değil, (Çünkü onlar sahabe) lakin o devre en yakın hayatı yaşamayı başarabiliriz. (Osmanlı ve Selçukluların belirli dönemleri gibi) Fert ve cemiyet olarak bu zirveye varmanın en kestirme yolu da tarihen sabittir ki, sağlam bir itikat, katıksız bir ibadet, hakiki bir İslam ahlakı (tasavvuf) ve adil bir muamelattan geçer. Aksi halde ne bu dünya da mutlu olmak mümkün acağız, ne de sonsuzluk diyarı olan ahirette cennete kavuşmak…

Bu yazı toplam 374 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.