1. YAZARLAR

  2. Mustafa ÖZYURT

  3. Cenneti Sevmek ve Tulu Emel
Mustafa ÖZYURT

Mustafa ÖZYURT

mustafa özyurt
Yazarın Tüm Yazıları >

Cenneti Sevmek ve Tulu Emel

A+A-
İnsan toplumsal bir varlıktır. Onun rahat yaşaya¬bilmesi ve mutlu olabilmesi için başta aile fertleri ol¬mak üzere alâkalı olduğu insanları sevmesi ve onlar ta¬rafından sevilmesi, yardım etmesi ve yardım görmesi lâzımdır.
İnsanın dünya ve âhiret saadetini sağlayıcı esasla¬rı ihtiva eden İslâm Dini insana nasihatleri ile sevmenin ve sevilmenin, yardım etmenin ve yardım görmenin özel yollarını öğretmiştir. Nefsimiz için istediğimizi diğer in¬sanlar için de istemek, nefsimiz için arzu etmedikleri¬mizi diğer insanlar için de arzu etmemektir.
«Nefsin için sevdiğini diğer bütün insanlar için de sevmek» insanın vasıflanabileceği pek yüce bir fazilet¬tir. İslâm'ın sunduğu bu ölçü yıkıcı sözleri, davranışları ve işleri önleyecek, ihtilâfları bitirecek ve insanların kaynaşmalarına sebeb olacak mucizevî bir düstûrdur. Bundan dolayı bu mukaddes ölçüyü sürekli bir şe¬kilde ancak Allah'a ve Ahiret Hayat'ına iman eden in¬san kullanabileceğinden İslâm Dini bu ölçüyü nasihatle geçiştirmemiştir.
Dinimiz “nefsimiz için istediğimizi diğer insanlar için de istemeyi” îman esaslarından bir esas olarak sunmuş, gerçek imana belge, fazilete zirve ve Cennet'e de yol kılmıştır. Yani kendimiz için istediğimiz cennet yurdunu diğer mümin kardeşlerimiz içinde istemez isek o, imanı hakiki olamaz. Bize, hz. Hadimi cennete girmek için nelere dikkat etmeli ve kanaatsizlik, tulu emel, ihlâs vs. gibi mevzularını, izahlarını şöyle genişletmektedir:
Mü'minler! Cennet girmek isteyen, seven kimse, tulu emel sahibi olmamalı. Ve Allahü Teâladan hakkı ile hayâ etmelidir. Uzun ömür dünyada çok kalmak için istenmez. Uzun ömür Allahü Teâlaya çok kulluk etmek için, ibadet yapmak, indi İlahi de derecesini yükseltmek için talep edilir.

KALBİN AFETLERİNDEN TAMA VE KANAAT

Sad ibni Ebi Vakkas r.a. ( İslam da ilk ok atan ve ehli şura da altı kişiden biri ve Rasulüllahın okçusu) ondan rivayet edilen hadisi şerif de, Tamaâ’dan (aç gözlülük) kaçınılmasını, çünkü onun fakirliği hatırladığını haber vermiştir.
Bundan dolayı bazı Arifler dediler ki: Kanaati olmayan kişinin malı çoğalmadı. Ancak ona fakirlik oldu. Şu sözlerde bunu tasdik etmektedir: Dünyaya hırsı terk et. Maişetinde tamahkâr olma. (Aç gözlü olma, tok gözlü ol demek). Mal yığmaya çalışma. Çünkü kimin için yığdığını bilemezsin. Muhakkak rızık taksim olunmuştur. Suizan menfaat vermez. Hırs sahibi fakirdir. Her kanaatli kimse zengindir.
Efendimiz s.a.v.: “Kanaat fani olmayan tükenmeyen maldır hazinedir” buyurmuştur.
Kanaâtı talep ediniz. Kanaat bir kapıdır. Sen ondan, ona hizmetinde umduğuyun içinde olmak istersen o kapıya gireceksin. Şu günlerde tabiî nimetlerden, sana verilenlere kanaat et. O nimetlerle sen doyamazsın. Senin yanında bütün halkın malı olsa, şahıs ondan lokmanın gayrisini elbette yiyemez.

TAMA’KARLIK HARAMDIR

Çalışmamak, tembellik yani başkalarından gelmesini bekliyor, oturuyor, çalışmıyor ama gücü var. Hacetini nasıl bitireceğinden, ilahi hikmetlerden cahil, Allahü Teâlâ böylesini sevmez. Ve onların amelleri de hoş olmaz.
Tamahkârlığın zıddı Tevfizdir yani esbaba sarılacaksın. Senin için nizam ve salih olanı isteyeceksin. Ve Ya Rabbi; Ben sebebini işledim, bundan sonrasını sana havale ediyorum diyeceksin. Amma kalbinle, amma dilinle. Senin tevfizin ( sebeblere sarılman, necatın, zaferin) manilerin kalkmasını kolaylaştırır.
Tevfiz sahibi için şeref makamıdır. Akıl da böyledir. Kişi akıbetin ne olacağını bilmediği için aklını kullanır. Tevfize başvursa o, onun için bir teslimiyet olur ve Halıkının emrine hakkıyle uymuş olur. ( berika c.1.s.549)

RİYA İHLÂS VE HAYÂ ARASINDA DE MÜTEREDDİT UMUR

Salik yani din yolunun, Allah yolunun samimi ve daimi yolcusu olmak isteyen, manevi eğitimle eğitime devam eden kişi, basiret ve teyekkuz (uyanıklık) halinde olmalı.
Riya Şeytanın telbisidir. Yani Hakkı örten bir örtüsüdür. Evvela:
Şeytanın vesvesesini def etmesini ve onun daveti olduğunu bilmeli.
Saniyen: Defetme yollarını, defetme yolları ile beraber, onun marifetinde de şiddetle takvaya ihtiyaç var olduğunu bilmelidir. Hususi ile ihlâsa ihtiyaç vardır. O, ihlâs amelin ruhudur. Ayakta durmasına da sebeptir. Bu bahis zor olduğundan Allahü Teâlâ yardım etsin. Tevfik Allah’tandır deriz.
Şeytanın vesvesesini defetme keyfiyeti için üç şey vardır: İstiaze (Allaha sığınmak, Euzü... gibi. Muhasebe ve her ikisidir. Muhtar olanda budur.
Muhakkak Şeytan bunlar üzerine musallat olan bir kelp (köpektir) tir. Onunla mücahede de çok bulunacağız. Bunda en güzel yol Rabbimize rucu edebilmektir yani dönebilmektir.
Kelp ile dalaşmak yerine, onu sahibine havale etmek daha münasiptir. Her şeyin sahibi Rabbimiz olduğuna göre ona tam yönelebirsek sahibine havale ve müracaatımızı tam yapmış oluruz. Sahibi, o kelbin vesvese ve iğvasından bizi muhafaza eder. Şeytanın Sultanlığında murat Kahr, Cebr ve vesvesesidir. Bunlardan başka bir şey değildir.
Ve bilcümle: Şeytanın def’înde tedbir, evvela Rahmana’ ilticadır. Çünkü onun def’i ile iştiğal ibtida da yani işin başında uğraşmak zordur. Ve ömrü ve vakti zayi etmek olur. Belki niceleri var ki, onun galibiyetinden, yaralanmaktan ve oklarından kendini kurtaramamıştır.
Evla olan, onun sahibine rucu etmek, sahibine müracaâttır. O yırtıcı bir Köpek gibidir ki, acı ve çeşit çeşit ilaçlarla def edilmeyen yırtıcı bir köpek gibidir. Belki sahibi tarafından bir zecre (zorlama) ile def edilip mağlup olabilen bir köpek gibidir.
Yahya ibni Muaz el-Razı: Şeytan boştur sen ise meşgul. Şeytan seni görür sen ise onu göremezsin. Sen onu unutursun o ise seni unutmaz. Senin nefsinde şeytana arka çıkan yardım eden vardır. Senin itirazın ona iltifat etmez. Rabbiyin, Mevlayın hikmeti ile meşgul olursun. Ve onun sahibine iltica ederek meşgul olursun.
Cihad, cümle emirlerin (işlerin) alasıdır yani en yücesi ve en güzelidir, zirvesidir. Onda muharebe, zikri ilahiye devamlılıktır.
Tirmizi de geçen bir hadisi şerif de: “Hiçbir Âdem yoktur ki, kalbinde iki beyt olmasın. Beytin (evin) birinde Melek, diğerinde Şeytan. Allah c.c. zikr edildiği zaman şeytan giremez. Tehir eder. Allah c.c. zikr edilmediği zaman, hemen kişinin kalbine burnunu koyar. Ona vesvese vermeye başlar. Evet: Onun için, lisan ile ve kalp ile Alahü Tealayı zikre devam etmelidir. Yani mücerred lisanla değil. Kalbin muvafakatı ile olan zikre devamla.
Ve bize düşen, onun vesveselerinin neler olduğunu iyi bilmektir. Hilesini öğrenmektir elbette. Evvela: Hatıra gelen hayır ve şerrin menşeini bilmek lazımdır. Hangi fiilleri işlemeli, hangi fiilleri terk etmeli temyiz etmesinin (ayırabilmenin) marifetini bilmelidir. İhanet, idlal, ukubet, tevfık ve inayet, bunlar birbirlerine zıd olan şeylerdir.
Havatırın iştibah yani kalbe nefsanî ve şeytani şeylerden kalbe arız olan ve kalbi arızalandıran sebepleri dörttür. Beşincisi yoktur. Bunlar, yakın zafiyeti yani maneviyat zayifliği, kalbi irtibatın zayif ve gevşekliği, nefsin sıfatlarının marifeti ile alakalı ilmin az olması, onun ahlakı ile ahlaklanmak, takva kaidelerini noksanlaştırmakla hevasına tabi olmak veyahut dünya malına, makamına, menziline ve insanlar arasında yükselme muhabbetidir.
Kim bu dört şeyden kendini korursa, şeytan aleyhi’l-lanenin kendine dokunması sıvazlaması ile Melek’in kendine mes ettiğini (dokunduğunu) fark edebilir. Bu dörtten kendini koruyamazsa fark edemez. Riya ve ihlâs, zahiri amellerde ve fi’l-furularda (asıl meselelere bağlı olan fer’î şeyler de) mütereddit olabilir ekseriyetle. Ama amali batıniye (batıni ameller) de değil. Çünkü Melekler akaid üzere ve batıni amellere muttali olamazlar ekseriyetle. Minhac da geçtiği gibi. (berika c.1.s.553) (Devam edecek) 
Bu yazı toplam 93 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.