1. YAZARLAR

  2. Mehmet Kaçar

  3. ÇEŞİTLİ YAŞ VE KÜLTÜR SEVİYELERİNDE “DİN EĞİTİMİ”
Mehmet Kaçar

Mehmet Kaçar

Yazarın Tüm Yazıları >

ÇEŞİTLİ YAŞ VE KÜLTÜR SEVİYELERİNDE “DİN EĞİTİMİ”

A+A-

Eğitim ve öğretim, bugün çok ayrı bir uzmanlaşma konusu haline gelmiştir. Bir öğretmenlikten daha ötede bir konum durumuna yükselmiştir. Özellikle bugün “Ülkemizde, din eğitimi ve öğretimin de takip edilmesi gereken en uygun ‘metot yada model’ üzerine din eğitimi veren uzmanların bu konuda ki inceleme ve tecrübelerine çok çok önem verirken, din eğitimine uzun yıllar, çeşitli platforumlarda katkı vermeye çalışan biri olarak, bir nebzelik de olsa bizim söyleyeceklerimiz vardır kanaatindeyim. Bu tespitlerimizi bir kaç madde de şöyle sıralayabiliriz. Bunlar:
1-Dini Öğretmek, en kolay öğretim şeklinden belki de biridir. Ne var ki çeşitli yaş(doğudan ölüme kadar) ve kültür seviyelerinde ki insanlara, din eğitimi vermek de oldukça güç ve zor bir eğitim modeli olmaktadır. Bununla beraber önemli olan dini öğretmek yerine, din eğitimi yoluyla, inandığımız dinin yaşanmasını sağlayabilmektir.
2-En kestirme yoldan dinin iki ana bölümü vardır. Bunlar:
a-İnanılması gereken temel unsurlara inanmak(buna iman diyoruz ki; icmali olarak “Kelime-i Tevhid”den oluşur,
b-Yapılacak şeyleri yapmak(buna da amel adını veriyoruz.)
Gerek iman ve gerekse amel terbiyesi yada diğer adıyla eğitimi, aile, çevre ve okuldan, bir diğer üçlüde veli, öğretmen ve öğrenci üçlüsünden sadece biri ile verilemez. Bu üçlüler bir birlerini tamamlayan unsurlardır. 
Din eğitiminin verilmesinde aile, çevre ve okulun işbirliği yapması, öğrencinin alıcı(talip/istekli), öğretmenin ise veren (muallim) ve velinin de öğrenci ve öğretmene güvenmesi ön plana çıkmaktadır.
Ben bura da biraz çevre kelimesini ön plana çıkarmak istiyorum. Çevre kelimesine birazcık nüans farkı ile yaklaşacak olursak; aile ve okul dışında ki etki alanları olarak ele almalıyız düşüncesini taşıyorum. Yani demek istediğim o ki, Allah’a iman konusunu, örnek alacak olarak biraz içeriğine dalalım isterseniz:
İmanlı bir aile de çocuk Allah’a inanmış ve O’na çok güvenmiş ve O’nu çok sevmiş olarak okula başlar ve öğretmenin eline teslim edilir. İşte tam da bu yaşlarda ki çocuğa çevrenin olumsuz tesirleri ile karşılaşınca, terbiye , ahlak ve eğitimin de aksaklıklar ortaya çıkmaya başlıyor.
Eve giren gazete veya dergi, radyo veya televizyon yayınları, komşular, beş çayı misafirleri ile normal misafirler ve çocuğun akranları, bir de bugünkü günde çocuğun elinde ki iletişimli ekranları, bu aşama da en önemli çevreyi teşkil etmektedir. Oysa bu yaştaki çocuğun ekran değil akran arkadaşlığına ihtiyacı vardır.
Ailenin verdiği, Allah’a iman terbiye ve eğitimi ile etkilendiği bu alanların telkinleri ve davranışları aynı yönde olmadığı taktirde bir çok ruh ve şahsiyet bozuklukları ortaya çıkabilir. Din eğitimcisi bu hassas konuya çok iyi sezgi gösterip yaklaşım tarzı belirlemelidir.
Çocuğa insanın yaratılışı anlatılırken, Allah’tan bahsedilmiş, yaratılış ta O’na bağlanmıştır. 
Gazete, Radyo, televizyon, internet, iletişimli telefonlar veya diğerleri yaratılışı tesadüfe dayandırırlarsa işte o zaman çocukta bir fikri bocalama yad karmaşa başlamış olur. Bundan sonrasını da tesir ve etki sahalarının birbirine oranla fazla veya eksik olan güçleri tayin edecektir.
Bir başka örnek olarak da ‘Oruç’ terbiyesini bura da ele alalım isterseniz:
Bundan 40-50 yıl öncesinde, Anadolu şehirlerinde, halk arasında Ramazan günlerinde açıktan oruç yiyen görülmezdi ve oruç yiyenlere iyi gözle bakılmadığı gibi oruç yemek de çok ayıp olarak görülürdü. Bazı okumuşlar ve resmiler açıktan oruç yerse; ebeveynimiz, onların bu davranışlarını uygun bir dil ile(lisan ile) bizlere anlatırlardı. Bu anlatış ve telkinler neticesinde onlara karşı saygımız ve sevgimiz azalırdı amma oruca karşı olan saygımız azalmaz amma aksine artarak devam ederdi. Bu gün bu kriterde de olumsuz bir eğilim gözlemlenmektedir.
Zamanla büyük şehirlerden küçüklerine doğru açıktan ve pervasızca oruç yiyenlerin sayısı artmaya başladı; bu davranış karşısında eskiden gösterilen medeni ve ahlâkî reaksiyonda azalarak tepki gösterilemez oldu. İşte böyle bir ortam da ailenin çocuklarına oruç terbiyesi vermesi oldukça güçleşmiş hatta yaşı genç sonra tutar diyerek hoş görülmeye başlamıştır.
3-Din terbiyesi ve eğitimini yalnızca evde ana-babaların ve okul da, DKAB ve İHL Meslek Dersleri Öğretmenleri ile Camilerde İmamların vermesi kendi başlarına yeterli değildir. Çocuk reşit(ergen değil sadece) oluncaya kadar onun terbiye edileceği, dini tayin etmek, ana- babanın hakkı ve görevi olduğuna, onlarda -ülkemiz de- İslam Dinini seçtiklerine göre, bütün terbiye unsurlarını ve eğitim metotlarının ve özellikle de her ders öğretmeninin en azından dinî bir terbiyeyi ihlâl edecek davranışlardan kaçınmaları zorunlu hale gelecektir ve gelmelidir de. Sadece olumsuz davranışlardan kaçınmakla kalmayacak, öğretmenler din ile ilmin kesiştiği noktaların da İslâm, İman düşüncesine yer verirlerse, dini terbiyenin en sağlamını vermenin de yolu açılmış hatta kısadan da çersi bulunmuş olacaktır.
Bu noktada önemli bir tedbir de çeşitli derslere ait kitapların, ortak manevi değerlerimiz konusunda çelişkiye düşmemesi, tutarlı olması, bir bütünlük ve uygunluk içerisinde olması da bir zorunluluktur. Buna kısaca bir örnek verebiliriz. Yıllarca Darwin teorisi ile Kur’anın özel bir çamurdan yaratılış hakikatinin çelişmesi gibi.
5- Terbiyeyi(eğitimi) öğretimden ayıran önemli konuların birisi de muhakkak ki uygulamalardır. Okullarımızda ki din eğitim ve öğretimi uygulamaları maalesef çok yetersiz bir durum arz etmektedir. Mesela bin mevcutlu bir okul düşünelim. bu okullar da bile öğretmen ve öğrencilerin, çoğu zaman uygulama yapabilecekleri, hatta normal ibadetlerini edâ edebilecekleri, güzel bir mekanları yoktur.
Batı da, din eğitim ve öğretiminin ya kilise veya havralar da yahutta okullarda bu dersler için hazırlanmış odalarda(sınıflarda), rahip, rahibeler ve hahamlar tarafından verildiğine bizzat şahit olduk.
Bizde, okullarımız da spor odasından, resim atölyelerine kadar her özel çalışma için, özel yerler planlanırken, Din Kültür Dersleri için uygulama sınıf veya odalarının düşünülmesi, yakın geçmişe kadar okullarımız da mescitlerin bulunmaması, olanların da rutubetli, havasız bodrum katlarına atılması, İHL lerde İslam Bilim ve Medeniyet Laboratuvarlarının düşünülmemesi, bunlara yer verilmemesi, din ve vicdan hürriyeti ile pedegojik temellere de zıttır.
Okullarımızın, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri uygulaması için temiz, nezih ve huzur verici mescitlere kavuştuğu gün, din eğitimi daha başarıya doğru önemli bir adım atmış olacaktır.
6-Çocuk, okuma çağına gelince seviyesine göre okuyacağı kitapları seçmek ve temin etmek, ana-babaya ve öğretmenlere düşen ayrı bir görev olmaktadır.
Selam ve Dua ile!..
 

Bu yazı toplam 1009 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.