1. YAZARLAR

  2. Güngör Gökdağ

  3. Çevreyi ve Doğayı Kimler Bozuyor?
Güngör Gökdağ

Güngör Gökdağ

Yazarın Tüm Yazıları >

Çevreyi ve Doğayı Kimler Bozuyor?

A+A-

Çevreyi oluşturan öğelerin dış etmenler nedeni ile niteliğinin değişmesi, çevre sorunlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu sorunlar da birden bire ortaya çıkmamış, zaman içinde birikerek varlığını duyurmuştur. Sürekli kâr olgusuna dayanan kapitalist kalkınma modeli ve bu sistemle rekabet eden reel sosyalist deneyimin kalkınma paradigmaları birbirinden farklı bir dizi çevresel sorun meydana getirmiştir.

 

Doğanın zarar görmesi ve var olan ekolojik dengenin bozulması kesinlikle insan faaliyetleri sebebiyledir. Zaten ekolojik sorunların temelinde de doğa merkezli değil, insan merkezli modern düşünce sisteminin yer alması yatar. Doğanın tahrip edilmesini önlemek için mevcut üretim-tüketim ilişkilerinin tamamen değişmesi gerektiği ve insanların düşünce ve yaşayışlarında köklü ve derin değişiklikler olmadığı sürece çevre sorunlarının önüne geçilemeyeceği bilinmelidir.

 

Son birkaç yıldır gelişmiş dünya ülkelerinin hassasiyetle üzerinde durdukları mevzu, değişen iklim koşulları ve buna bağlı olarak meydana gelen çevresel felaketlerdir. Endüstri ve sanayileşmenin getirdiği hızlı kalkınma, doğal yaşamdan medeni ve kalkınmış bir yaşama dönüşüm, ekolojik dengedeki bozulmanın çok önemli boyutlara ulaştığını göstermektedir.

 

Sanayileşmiş ve gelişmiş ülkeler, bu gelişim döneminde çevreye verdikleri zarar ve meydana getirdikleri kirliliği hiçbir şekilde dikkate almadan günümüze kadar gelişimlerini sürdürdüler. Artık tehlike çanları çalmaya başlayıp, bozulan dengenin insan yaşamını engelleyecek ve zarar verecek boyutlara ulaşması üzerine ise çevre konusu birdenbire insanlığın gündemine giriverdi. Çevreyi kirletmeye devam eden gelişmiş ülkeler ise tehlikenin kendilerine zarar vermeye başladığını farkedince meseleyi uluslararası platforma taşımaya karar verdiler. Çevrenin korunması ile ilgili düşünce ve çalışmalar da bundan sonra hızla yaygınlaşmaya başladı.

 

Denizlerde aşırı avlanma, bazı canlı türlerinin artık yok olmaya başlaması, sanayide çevre dostu olmayan teknolojiler kullanılması, hammadde, maden ve petrollerin çok hızlı tüketilmesi, sınırsız enerji tüketimi dünyamızı geri dönülmesi mümkün olmayan sonuçlara götürmüştür. Aşırı ve çarpık kentleşme, ozon tabakasının delinmesi, buzulların hızla erimesi, küresel ısınma, ormanların yok edilmesi, hastane, endüstriyel atık ve radyo-aktif atıkların meydana getirdiği çevre sorunları kanser ve benzeri tehlikeli hastalıkları hem artırmış, hem de tetiklemiştir. Ayrıca yaşanan tahribatların sonuçları sadece bir bölgede ki insanları da değil, bilakis bütün insanları etkiler nitelikte olmaya başlamıştır. Burada gerçek bir çözüm ancak tahribata yol açan unsurları değiştirmek, ya da ortadan kaldırmakla mümkün olabilir.

 

Hızla büyüyen aşırı nüfus ve ekonomik büyüme dünyanın sınırlarını zorlamaktadır. Bu gidişatla dünya nüfusunun 2050 yılında 11 milyara ulaşacağı belirtilmektedir. Dünyanın doyurma kapasitesinin kısa bir zaman sonra artan insan nüfusuna yetişemeyeceği ve dünyanın 150 yıla varmadan yaşanabilirlik niteliğini yitireceği öngörülmektedir. Bu tedbirleri alması gerekenler strateji ve planlarını uygulayabilecekler midir?

 

Sonlu bir sistemde sonsuz büyümek iddiası gerçekten dikkate değerdir. Özellikle Batılı toplumların daha fazla kazanma hırsı büyümenin sınırlarını zorlamaktadır. Sadece yaşadığı dönemi dikkate alıp, kendi toplumu ve ülkesini ön planda tutarak hareket edilmesi, müstakbeli ve başka toplumların gelecek nesillerinin yaşamının hiçe sayılması doğru bir yaklaşım değildir. Çünkü krizler gelip kapıya dayandığında, belki ertelenebilir ama onun er ya da geç gerçekleşmesi engellenemez. Ayrıca teknolojik çözümler de krizlerin engellenmesine fayda vermeyebilir.

 

Bugün gerek ABD'de, gerekse Avrupa Birliği bünyesinde çok ciddi yaptırımlarla donatılmış çevre yasaları vardır. Ancak yaşadığımız çevre sorunları ve kirlilikte yine bu ülkelerden kaynaklanmaktadır. Ne bu ülkelere yönelik bir yaptırım, ne de bu ülkelerin bir fon ayırarak çevreye verdikleri zararı tazmin etmeye yönelik çabaları söz konusu değildir? Gelişmiş bu ülkelerin ekolojik sorunlar karşısındaki çelişkili tutumları, doğanın kendi varlık koşullarını zorlayıp, kendini yenileyebilme olanaklarını bile ortadan kaldıracak kadar sanayileşme ve kalkınma uğruna dünyanın varlıklarını tüketmeleri insanlığa ve gelecek nesillere yapılan bir ihanettir! Gelişmiş ve sanayileşmiş bu ülkeler dünyayı hızla felakete sürüklerken, geri kalmış ülkelere çevreyi koruyarak kalkınmayı, daha doğrusu “kalkınmamayı” öğütlemeleri ise çok manidardır...

 

Bu yazı toplam 509 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar